tumblr counter

Yedi Anarşist Günah: 2 - Gula | Can Başkent

YEDİ ANARŞİST GÜNAH: 2 - "GULA"

CAN BAŞKENT

0. Giriş

Küçük çocuklarının iştahlarının (genelde) yerinde olması, malum olduğu üzre, onların çok fazla enerji harcamalarından ve bünyelerinin aşırı miktarda besine ihtiyacı olmasından kaynaklanır. Dolayısıyla, harcayacak yeriniz varsa, faydalanma imkanınız varsa, "çokluk", "oburluk" olmaz.

Cinsellik zemininde ise, 'çok'u harcamak kolay değildir. Sayısız miktarda tabu ve toplumsal önyargı, görülebilir ilk engellerdir. Dolayısıyla, cinsel oburluk, hemen hemen tüm antropolojik birimde tabudur. Cinsel oburluğun sosyolojik ve antropolojik betimlemelerini bu yazıda umursamayacak, dikkatimizi moral ve ahlaki kriterler ışığında, özgürlükçü felsefelerin cinselliğin aşırı ve yersiz tüketimine nasıl yaklaşması gerektiğini, bir vaka incelemesi çerçevesinde yürütmeye gayret edeceğiz.

Ortaçağ felsefecileri, bir çok konuda olduğu gibi, oburluk günahı konusunda da bize ilham veren tespitlerde bulunmuşlardır. Thomas Aquinas, oburluğun beş farklı türünü sıralamıştır: "praepropere", çok erken yemek; "laute" çok pahalı şeyler yemek; "nimis" çok fazla yemek; "ardenter" çok iştahlı yemek ve son olarak "studiose" de çok seçerek yemek.

1. Wintour mu Roitfeld mi?

Anna Wintour'u moda fanatikleri çevresi dışında da ünlü yapan kitap (ve film), örtülü olarak yüceltildiği "Devil Wears Prada"dır. Fakat, Vogue'un tek ikonası, sözü edilen filmin galasına Prada giyerek gitse de, Wintour değildir.

Carine Rotfield, Vogue Paris'in 2001'den beri editörüdür. Bir çok kritik, Roitfeld'in, Wintour'un yerine Vogue New York'un başına geçmesini istemekte ve beklemektedir. Bu konudaki sorular karşısında Roitfeld, "Wintour ile iyi ilişkilere sahip olup olmaması gerektiğini bilmediğini" söyleyerek ikircikli bir yanıt vermekte, içten içe Vogue New York'un editörlüğünde gözü olduğunu açık etmektedir. Zira, kendisi defilelerin ön sırasında, Wintour'dan dahi daha yakından izlenen bir isim olmuştur kimi yazarlara göre; çünkü o "dünyada en iyi tarzı olan kadındır" ('most stylish woman in the world').

Öte yandan, Wintour'un dergisi Vogue New York, kimi polemiklerle de gündemde kalmaktadır. Örneğin, dergi kürk severliği aşılamaya çalışmak gibi garip moda vazifeleri edinmekte, öte yandan da ateşli bir kürk ve deri karşıtı olan modacı Stella McCartney'a sayfalarını açmaktadır. Dolayısıyla, varlığını Wintour'un polemikleri ve karizmasına dayalı popülerliği sayesinde 1988'den beri sürdüren Vogue New York, okyanusun öte yakasından, umulacak bir cepheden, umulmadık yorumlar almaktadır.

Roifteld'in samimi ve sıcak görünen moda eleştirileri, Wintour'un elitizminin yarattığı etkinin aksine, insanların kendilerini Roitfeld'e daha yakın hissetmesini sağladı. Örneğin bir röportajında, Roitfeld, üzerindeki kıyafetlerinden konuşurken, ki YSL ile Prada arasında gidip gelen bir kreasyonmuş, sadece tangasını kendisinin aldığını, diğer tüm kıyafetlerin hediye olarak moda evlerinden geldiğini değinmekte ve beklenen züppe espriyi yapmaktadır: "Bunu yazarsanız, belki tangalarımı da bana yollamaya başlarlar. Belli olmaz, bedenim 'small'."

Rotfield'in samimiyeti, elbette kıçının boyutunu, Les Invalides'deki evinin dekorasyon tarzını ve el çantalarından nefret etmesini herkesin bilmesinden değil, Wintour'un artık 90larda kalmış tekniklerle haute coutre'u yönlendirme gayreti dışında bir varoluş yaratmasından ve Wintour'a karşı ciddi bir dahili alternatif olmasından kaynaklanmaktadır. Roftield'in, sözü edilen moda evlerinin son trendlerine dair eleştirel yaklaşımı, bir çoğuna göre moda sanayiine Wintour'dan daha fazla katkı yapmaktadır. Zira, Rotfield sevdikleri ve sevmedikleri moda unsurları hakkında açıklama yaparken, dergisine reklam veren firmaların ne düşüneceğini umursamaz görünmektedir. Ama buna rağmen, dergisinin reklam gelirini inanılmaz oranda (%60) artırmayı başarabilmiştir. Dolayısıyla, edindiği "ilham perisi" ('muse') lakabının da hakkını iktisadi olarak da vermiştir.

Wintour/Rotfield gerilimi, dikkatli bakıldığında, refah toplumlarinda kadınların bedenleriyle ilişkilerini, boşluğa yer bırakmaksızın doldurabilmektedir. Elbette, bir adım ötesinde de kadınların ve erkeklerin de, diğer kadınların ve erkeklerin bedenleriyle ilişkilerini yönlendirmektedir. Rotfield'in da dediği gibi "moda kıyafetlerle ilgili değildir". Dolayısıyla, moda ve yarattığı obur iştahın analizini, Wintour/Rotfield düzlemine çıkmadan da yapabilmek için, zirveden, ihtişamın doruk noktasından başlamak şarttır.

2. "Manken Sevgilim"

Yakın bir dostumla bu konuda sohbet ederken, kendisi, artık Hustler almayı bıraktığını, onun yerine Vogue aldığını söylemişti ve eklemişti "hem de elimde sallaya sallaya her yere götürebiliyorum Vogue'u".

Cinsel oburluğun görselliğe indirilmesi ve devamında bu oburluğun görsel aşırı uyartılarla sömürülmesi çok da yeni bir analiz değil. Biz bu yazıda, Rotfield/Wintour gerilimi arasında kendinden beklenmeyecek manevralarla, kendine kolay kolay altedilemeyecek alan açan moda sanayiinin, cinsel oburlukla olan ilişkisine, anarşizm zemininde değineceğiz.

Bir kaç önemli kabulümüz var. Her ne kadar "moda sanayii" terimini kullansak da, bu yazıda, bu sanayinin, kapital ile olan ilişkilerine yoğunlaşmayacağız. Dolayısıyla bir Jimmy Choo'nun etiket fiyatının 550$ olmasını önemsemeyeceğiz. Diğer bir ifadeyle, Thomas Aquinas'ın beş oburluk günahından birini kendiliğinden elemiş olacağız. Dahası, modanın günümüzde kadını metalaştırdığı ve kadınların bedenleriyle olan ilişkilerinde patalojilere yol açtığıyla da ilgilenmeyeceğiz, zira bu analiz üzerine oldukça kapsamlı bir literatür zaten mevcut ve bu satırlarda aşikara işaret etmek niyetinde değiliz.

Yukarıda da ifşa ettik, başlangıç noktamız, modanın, güzellik ethosunun meşru bir estetize odağı olarak, cinsel iştahla olan önü alınamaz bağı olacak.

Moda, açıktır ki, Thomas Aquinas'ın oburlukla ilgili öne sürdüğü beş günahla açık bir şekilde örtüşüyor. Haute Coutre; insanlarda erken erken, zamanı ve yeri gelmeden tüketme isteği uyandırır, dahası çok pahalıdır ve çok fazla miktarda tüketmeniz gerekir ve de insanda önlenemez bir iştah yaratıp, bunu seçicilik ve seçkincilik maskeleri altında sürdürür.

Bu yazıda, irdelemek istediğimiz, Thomas Aquinas'ın teşhisleriyle hemfikir kurgusal bir anarşistin, haute coutre'un cismani nesnesi olan manken sevgilisiyle olan ilişkisi olacak. Ancak, manken sevgili metaforu, elbette ilk bakışta rahatsız edici görünüyor. Mankenleri tektipleştirmek ve benzer şekilde, sözü edilen meslak erbabını politik olarak küçümsemeye dair kimi tınılar barındırıyor sanki argümanımız. Teşbihte kusur olmaz, demek; bu konudaki tek antitezimiz.

Manken sevgili özelinde ve moda genelinde, cinselliğin yaşamın neredeyse her alanına "sızması" bu yazıya başlarken sahip olduğumuz ilk motivasyon oldu. Cinselliğin fütursuzca yaşamın her sahasına sızması, bu sızmaların toplumsal güruh tarafından eşzamanlı, ama belki farklı dozlarda, benimsenip derhal uygulamaya geçirilmesi, çoğumuzun sahip olduğu ilk temel gözlemlerdendir.

Bu temel gözlemler ışığında, zihnimizin bir köşesinde de anarşist ahlak diskurunu tutarak, acaba kurguladığımız ilişki nasıl çözümlenebilir?

Cinselliğin, yaşamın her alanına sızması per se bir kusur barındırmıyor elbette. Zira, özgürlükçü düşünceler, özgürleştirici olduğuna inandığı edimleri teşvik etmelidir. Dolayısıyla, özgürleşme kriterinin sağlandığı durumlarda dahi, dikkate almamız gereken bir diğer önemli kriter daha var: eşitlik.

Cinselliğin, toplumsal manada, yaşamın, tanım itibariyle cinselliksiz sahalarına nüfuz etmesi, eşitlikçi bir şekilde kotarılabilir mi? Dahası, bu sızıntı, yarattığı olası oburluk tehditi nedeniyle, moral zeminde meşru mudur?

Eşitlikçilik kriterini değerlendirmeye girişirken, elbette ezilenden başlayacağız. Güzellik mevhumunun ezdikleri de çirkinlerdir.

3. Quasimodo

Manken sevgilinin, romantik edebiyattaki en bilindik antiprotagonisti Victor Hugo'nun Quasimodo'sudur. Sözü edileni fazla betimlemeye gerek yok: Sen nehrindeki Ile de la Cite'deki Notre Dame kilisesinin, kilisenin tepesinde yer alan kaymera ejderleri kadar korkunç zangoçudur Quasimodo. Dışı çirkin, içi güzel ademlere dair Yeşilçam romantizminin en bilindik temsillerindendir.

"Quasimodo mu manken sevgili mi?" sorusuna cinsellik zemininde verilecek yanıt açıktır. Ancak, elbette bu Hume'u takip edersek, bu yanıtın verilmesi gereken yanıt olduğunu tanıtlamamaktadır. Zira, biyolojik ya da seksüel yönelimin realitesi, söz konusu ilginin moral olduğunu ispatlamaya yetmemektedir. Yoksa, anarşizm, fiziksel güzelliği reddedip, takipçilerinin çirkinden, yani ezilenden, taraf olmasını mı salık vermektedir?

4. Çirkin Kadınlar ve Çirkin Erkekler

Wintour/Roitfeld ikilisiyle başladığımız yazının Quasimodo ile devam etmesinin altında kimi aşikar imalar elbette mevcut. Bunlardan biri, çirkinliğin, bir politik görüngü ve kimlik olarak anarşist/anarkofeminist mücadeledeki konumu. Diğer bir ima ise, öte yandan, görselliğin yarattığı yanılsamaların politik bir şekilde ekarte edilmesine dair giderek artan ihtiyaç.

Dolayısıyla, manken bir sevgilisi olan kurgusal anarşist dostumuzun, yönünü nasıl bulacağına dair bir yol haritası yapmak niyetindeysek, sözü edilen imaları da bir şekilde gündemimize almak zorundayız. Dahası, bu yol haritasının evrensel bir ilkeye erişebilmesi için, ezilenleri -yani "çirkinleri"- de kapsaması zorunludur.

5. Sonuçsuzluğu Neden Seviyoruz?

Sözünü ettiğimiz yol haritasını sunmak, yani çirkinleri de kapsayacak bir güzellik ethosu yaratıp, bunu cinsel oburluğu da bertaraf edecek şekilde sunmak, bu satırların harcı değil. Kitlesel güzellik sanrısına dikkat çekip, bunun yarattığı, ötekileştirici güzellik imgesine karşı bir mücadele çağrısı yapmak ise, elbette zihnimizden geçen temennilerden ilki.

Yazının belirli bir sonucunun olmaması, aslında, bu konunun onlarca farklı şekilde sonuçlandırılabilecek olmasından kaynaklanıyor. Anarkofeminizmden, ikinci dalga feminizme; anarşizmden sosyalist feminizme dek bir çok çözüm önerisi, gerek bireysel gerekse toplumsal hedef gözeterek dillendirildi, bunları burada tekrarlamayacağız. Vurgulamak istediğimiz, ahlak ve moral zeminde, bir politika yaratmanın aciliyetidir. Elbette bu politika, eşitlik ve özgürlük zemininde ima ettiğimiz şekilde uygulandığı takdirde, hem kumaşları hem de insanları hür kılacaktır.

Bu site, Can Başkent'in 1999 yılından beri yazdığı politik, felsefi ve akademik çalışmaların (neredeyse) eksiksiz bir derlemesidir. Bu yazılar veganizmden, beden politikalarına, dijital kültürden ahlak kuramına dek birçok konuyu kapsamaktadır.

Can Başkent'e e-posta ve twitter ile ulaşabilirsiniz.

This website collects all written output of Can Başkent since 1999. It includes his political and academical articles as well as his opinion pieces on a broad variety of issues ranging from veganism to digital culture.

You can reach Can by e-mail and twitter.