tumblr counter

Yedi Anarşist Günah: 3 - Avaritia | Can Başkent

YEDİ ANARŞİST GÜNAH: 3 - "AVARITIA"

CAN BAŞKENT

I.

".. madem eşitlikten yanasın be pezevenk adam, önce hanımını gönder de bu eşitlik sağlansın"

Şevki Yılmaz

Gaziantep'in medyatik belediye başkanı Celal Doğan, 10 yıl önce Gaziantep genelevinin açılışında tekbirlerle kurban kestirir. Bunun üzerine, Şevki Yılmaz, (yanılmıyorsam) New York'ta yaptığı bir konuşmasında yukarıdaki sözü sarfeder: "Kurban keserek genelev yaptırıyor. Yüzlerce şehit yatıyor orada. Namus için şehit olunan Antep'te genelev yaptırıyor ve diyor ki, ‘ben sosyal demokratım, bu ülkede ihtiyacını gidermek isteyen gençleri de düşünmek zorundayım.' Be adam, madem eşitlikten yanasın pezevenk adam, önce hanımını gönder de bu eşitlik sağlansın." Anılarda yer eden bu konuşma, hatta Gaziantep genelevlerinin bulunduğu geniş caddenin Şevki Yılmaz Bulvarı olarak anılır olmasına da vesile olmuş [1]. Akabinde Celal Doğan, Şevki Yılmaz aleyhine tazminat davası açmış, kazandığı parayı da genelev kadınlarına bağışlamıştı. Şevki Yılmaz'ın hakaret ettiği kadın olan, Celal Doğan'ın karısı Aysel Doğan "Bu karar Türkiye'deki bütün kadınları ilgilendiriyor. Adalet yerini buldu. Genelevde çalışan kadınlar namusumuzu koruyorlar. Onlar da insan. Onlar da dokuz aylık. Şevki Yılmaz'ın eşi de insandır. Allah herkesi ıslah etsin. Bu bu paranın beş kuruşuna el sürmeyeceğiz. Eşimle, bu paranın tamamını genelev kadınlarına dağıtmak için karar aldık" yorumunda bulunmuş [2]. Nuray Mert'in dediği gibi, "Ya, işte böyle bir ülke burası. Yabancı uyruklu ve fuhuş zanlısı bir kadının televizyonda teşhir edilerek, rencide edilmesini, insan hakları açısından eleştirenlere, 'Kadın zaten fahişe' diye savunma yapan vali ararsanız[,] var. Kurban kesip genelev açan sosyal demokrat belediye başkanı ve kadınların namusunu fahişelerin koruduğunu düşünen başkan eşi deseniz[,] o da var" [3].

Anarşizmin eşitlik idesini, sosyalist/Marksist fikriyatınkinden ayıran bir kaç malum kıstas var. Bana kalırsa, bunlardan en önemlisi, anarşist eşitliğin, sol tandanslı eşitlik idelerinin aksine, kural olarak "ilerlemeci" (progressive) olmamasıdır. Kapitalizmden, sosyalizme bir çok ideoloji ilerleyerek/gelişerek, iktisadi eşitliğin yaratılacağını varsayar. Zira, bu ideolojiler muğallak nedenlerle, şu andaki eşitsizliğin başat faktörlerinden biri olarak gelişmemişliği görürler.

Anarşizmin içkin vasıflarından biri olarak, bu satırların yazarının çoğu yerde daha önceleri de dikkat çektiği üzere, anarşist eşitlik, fedakarlık temelli bir pratik üzerinden de kimi zaman ilerler.

Bu yaklaşıma dair bir çok örnek rahatlıkla sıralanabilir. Dünyanın en gerzek refah anlayışı olan zekatçılıktan tutun da filantropi ve alturizme dek, çeşit çeşit bir çok yaklaşım, alttakini yukarı çekmeye çalışmıştır. Nietzsche'nin alturizme karşı tanıdık argümanları hatırlanacaktır. Anarşizm ise, alturizm ve benzeri garabete, "büyük resmi saklama stratejisi" oldukları için karşı çıkar. Botswana'ya bir çırpıda 1 Milyon $ bağışlayan Bill ve Melinda Gates'ten tutun da - ki Bill ve Melinda Gates vakfının bütçesi 30 Milyar $'dır, Sabancı Vakfı'na kadar, iyi yürekli ve başarılı zenginlerle çevrili durumdayız. Dahası, malum duygu sömürüsü mekanizması titiz bir şekilde de işliyor. Zira, hepimiz Botswana'daki AIDS'li doğmuş bebeklerin ömrünün uzamasını, memleketteki yoksulların okumasını istiyoruz.

Anarşist refah, sadece sefada değil, cefada da eşitlik öngörür. Bu açık. Biz gene, iktisat sahasında, yukarıda değindiğimiz yardım severliğin, cinsellik sahasında da vuku bulan bir maraz olduğunu anlatacağız.

Güncel haberlerde artık iyice gözümüze batmaya başladı. Lise mezuniyet hediyesi olarak mammoplasti operasyonu isteyen genç kadınlar, kazandığı paralarla filantrop olan Helena Rubinstein gibi ikonalar ile kabiliyetli zanaatkar olma rütbelerini sanatçıyla takas eden, burjuvazi moda tasarımcıları Zegna, Dolce ve Lauren gibi yeni devrin ilahlarıyla beraber, kendini yeniden şekillendiren ve bir o kadar da likit bir güzellik mefhumuyla karşı karşıyayız.

Sözüm güzellik kavramına değil. Bu sefer, beni endişelendiren, güzeller.

Konuya, yukarıda saldırdığımız zekatçı filantropiye dahi ciddiye alarak başlayacağız. Önce filantrop güzel kadın/erkeğin, bu koşullar altında nasıl moral davranması gerektiğini inceleyecek, ardından da özgürlükçü/eşitlikçi anarşist kadın/erkeğin nasıl davranması gerektiğine değinerek yazıyı noktayacağız.

Yapmamız gereken ilk gözlem, para gibi güzelliğin de fazlasının istendiği ve dolayısıyla, benzer şekilde, para gibi güzelliğin de bir "değer (value)" olduğudur. Bu klişe gözlem, filantrop bir insanda, öte yandan, ağır bir bedele neden olacak.

Filantrop kaygıları olan güzel bir kadın/erkeği ele alalım. Örneğimiz daha da zorlaşsın. Sözünü ettiğimiz kişinin, bir de zengin olduğunu varsayalım. Haliyle, filantropi hevesi, kahramanımızın, gelirinin onun için az, ama çoğunluk için yüksek meblağlardaki bir oranını, hayır işlerine ayırmasına neden olacaktır. Yani, kahramanımız, servetinin zekatını verecektir.

Öte yandan, belki anadan doğma çirkinliğini örtmek için harcadığı çaba zemininde, belki de doğuştan gelen güzelliği nedeniyle, güzellik, kahramanımıza fayda sağlayan bir etmen olarak varlığını sürdürmektedir.

Peki, güzel kadın/erkekler güzelliklerinin zekatını nasıl verecek? Sözünü ettiğim zengin budalalığını tiye alan, onyıllar öncenin bir filmindeki güzel ve alımlı kadın, güzel olmasının yarattığı eşitsizliği, rastgele erkeklerle yatarak örtmeye çalışıyordu.

Hemen gülmeyin. Herhangi bir fayda getiren metaların paylaşımı, hala öyle ya da böyle bir ahlaki ve moral yükümlülük. Bildiklerini anlatmayan bir profesör nasıl "kötüyse", zenginliğini kendine saklayan, servetini topluma sunmayan zengin de benzer şekilde "kötüdür". Demek ki, güzelliğinin toplumsal faydasından yararlanan bir kadın/erkeğin ödevi de, bu güzelliğini insanlarla paylaşmaktır. Başka insanların kısa süre de olsa, bu güzellikten nasiplenmelerine müsaade etmek, elimizdeki simitin bir parçasını sokaktaki aça vermek demektir.

Sonuç olarak, iyi niyetli ve temiz kalpli insanlar, güzellerse eğer, ahlaki olarak bu güzelliği toplumla ve özellikle çirkinlerle paylaşmak zorundadırlar.

Yukarıda, şimdiye dek sunduğum argümanda, bana göre hiç bir kusur yok. Kusur, elbette ki, güzellik mefhumunun hiyerarşik bir şekilde inşa edilmesi. Bir beden politikası olarak da, güzelliğin ötelediği tüm ayrımcılık şekilleri de (sakatlara, şişmanlara, yaşlılara, gençlere, engellilere vb.) malum, sorunun birer yansımasıdır.

Dolayısıyla, ister yukarıdaki argümanları "zenginlerin/güzellerin cezalandırılması", ister "dünyadaki toplam zenginliğin/güzelliğin insanlar arasında denk ve kıskançlığa yer vermeksizin üleştirilmesi" olarak okuyun, gene de eylemin moral ve ahlaki değerini çürütmüş olamıyorsunuz. (Ayrıntılı gerekçelendirme okurun ödevi olsun)

Şevki Yılmaz'a hak verdik. Eşitlik istiyorsak, kuş tüyü yataktan vazgeçeceğiz. Sevgilinin/partnerin kollarında uyumayı da paylaşacağız. Bencillik etmeyeceğiz. Buraya kadar bir sorun yok. Zaten özgürlükçü ve anarşizan komünitelerde öyle ya da böyle uygulanan serbest cinselliği, sokağa indirmeye ve işte bu cinselliğin, potansiyeli itibariyle, bireylerin elinde, onları esir edici birer meta olmasını engellemeye gayret ettik. Zaten, elden çıkardığımızı paylaşmak kolaydır. Asıl mesele, hayatın özündeki, tekeşlilik ya da lüks gibi, kimi ayrıcalıklardan vazgeçmekte değil mi zaten?

Eh, bir anarşist de zaten özgürlükçü olacaksa, yarın yanağını paylaşmasını bilecektir, ya da zaten, yar yanağını paylaşacaktır.

II.

Peter Singer "Practical Ethics" adlı kitabında belirtir:

"... the first thing ethics is not, is a set of prohibitions particularly concerned with sex. Sex raises no special moral issues at all. Decisions about sex may involve considerations about honesty, concern for others, prudence and so on, but there is nothing special about sex in this respect, for the same could be said of decisions about driving a car." [4]

"İlk olarak, etik, özellikle seksle ilgili, yasaklar kümesi değildir. Seks hiç bir özel ahlaki konuyu gündeme getirmez. Seksle ilgili kararlar, dürüstlük, başkalarını düşünme, sağduyu ve benzeri kaygıları içerebilir ancak, bu açıdan [sözü edilen konularda] sekse özgü özel hiç bir şey yoktur, zira aynı şeyler araba kullanmayla ilgili kararlarıma dair de söylenebilir. [çeviri: C.B.]"

Peki, sekse dair özel bir şey yoksa, seksteki bencillik, neden Bölüm I'de değindiğim sorunlara yol açıyor?

Yukarıda, örmeğin filantropi ya da alturizm örneğiyle somutlandırmaya gayret ettiğimiz "bencil olmama" mottosu, cinsellik sahasına da uygulanması gereken bir ilkedir.

Fakat, filantropi ve alturizm özelinde, "bencil olmama" ilkesinin kimi kötü uygulamalarını görmek mümkün. Zira bencil olduktan sonra bunun iki yüzlü ve sahtekar telafileri elbette, bencil olmamayı gerektirmiyor.

Benzer şekilde, cinsellikte bencil olmamak ne demek? Diğer bir ifadeyle, cinsellikte bencil olmamak ve eşitlikçi olmak arasındaki doğal bağlantı nasıl işlemektedir?

Elbette, adalet gibi bir meziyet ve bencillik gibi bir günahı anarşizm perspektifinden, seks düzlemine indirgemeye çalıştığımızda, aklımıza hemen nispeten ünlü bir İngiliz felsefecinin makalesi geliyor: "Is Sex Morally Special" (Seks ahlaki olarak özel midir?) [5].

Sözü edilen makalede altını çizdiğim paragraflardan birini alıntılamama izin verin:

"It is clear why utilitarian and Kantians would condone a range of sexual activities once widely thought immoral. For them, it is hard to see what kind of harm or hurt is intrisinsically associated with these things, and equally hard to see how the informed consent of participants could be easily overturned by other moral considerations against the activities. [5]"

"Utiliteryanların ve Kantçıların, bir zamanlar genel olarak ahlaki olmadıkları düşünülen bir çok cinsel aktiviteye göz yummalarının nedeni açıktır. Onlar için, bunlarla içkin ne tür bir zarar ya da hasarın ilişkili olduğunu görmek zordur. [Ayrıca onlar için,] [K]atılımcıların bilgilendirilmiş onayının, bu aktivitelere karşı ahlaki kaygılar nedeniyle nasıl kolayca alaşağı edildiğini görmek de eşit derecede zordur. [çeviri: C.B.]"

Bölüm I'de sinsice altını çizdik: cinsellik insanı bencilleştirir ve bu bir "günahtır". Dolayısıyla, öyle ya da böyle, insanların bencil dürtü ve hislerini cinsellik sahasında doyurmaya meyilli olduklarını görebiliyoruz. Dolayısıyla, yukarıdaki alıntıyı takip edersek, tarafların bilinçli ve bilgilendirilmiş onayının söz konusu olduğu yerlerde, bu bencilliğe itiraz etme hakkımız yokmuş gibi görünüyor. Zira aksi takdirde "yetişkinlerin yatak odasına müdahale etmiş" olabiliriz, zira ne de olsa, yatak odası mahremdir. Kaldı ki, çiftlerin "özel hayatı" da mahremdir çünkü koca "döver de sever de".

Kaynak
[1] Ekşi Sözlük: "Şevki Yılmaz" maddesi.
[2] Milliyet Gazetesi, 28 Aralık 1997.
[3] Nuray Mert, Radikal Gazetesi, 1 Ocak 2004.
[4] Peter Singer, Practical Ethics.
[5] Piers Benn, "Is Sex Morally Special?", Journal of Applied Philosophy.

Bu site, Can Başkent'in 1999 yılından beri yazdığı politik, felsefi ve akademik çalışmaların (neredeyse) eksiksiz bir derlemesidir. Bu yazılar veganizmden, beden politikalarına, dijital kültürden ahlak kuramına dek birçok konuyu kapsamaktadır.

Can Başkent'e e-posta ve twitter ile ulaşabilirsiniz.

This website collects all written output of Can Başkent since 1999. It includes his political and academical articles as well as his opinion pieces on a broad variety of issues ranging from veganism to digital culture.

You can reach Can by e-mail and twitter.