tumblr counter
Erkek Bedeni ve Güzellik | Can Başkent

Can Başkent

logic and the rest...

ERKEK BEDENİ ve GÜZELLİK

CAN BAŞKENT

Geçen hatfadan devam edelim. Türban ve çarşafa cevabın tanga ve korse olmaması gerektiğini ima etmiş ve bağlamıştık: bu iki cenahın ortak noktası, güzellik algısını, kadınlar üzerinden okumaları ve akabinde "kadının, güzel olması gereken" olduğunu düşünmeleridir. Elbette, "çirkin kadınlar", ya da "güzel kadına sahip olamayan erkekler" her iki algının da mazlumlarıdır.

Peki, ya erkekler? Antik Yunan'da tüm detaylarına dek heykelleştirilen erkek bedeni estetiğine ve bu algının günümüze dek yaşayan kalıntısı olan "ördeğin bile erkeği güzel" diskuruna ne oldu? Rönesans ve devamında, sezdirilmeden ve muhtemelen farkında bile olunmadan, merkantalist bir ekonominin doğal bir uzantısı olarak, güzel olanın, kadın olan/evde olan olduğu düşünüldü. Öykünün ortaçağ merkantalist ekonomisinden sonra nasıl ilerlediği malum. Ancak bütün bunlar, Hume'cu bir anlayışla yaklaşacağımız meselenin çözümünde bize yardımcı olamayacak, zira "olandan, olması gerekeni çıkarsamayacağız". Zira, güzellik kavramının erkekten kadına transferi, Hume'u takip edelim, bu algı naklinin ne "doğru" ne de "ahlaki" olduğunu gösteriyor.

Toplumcu feminist bir gözlükle yaklaştığımızda anomali kendini derhal belli ediyor. Bendenizin üç yaşından beri taktığı toplumcu feminist gözlük, plajdaki üstsüz "turistleri" ilk defa gördüğümde bu durumu anneme şu şekilde haykırmama neden olmuş: "Neden bu teyzeler erkek mayosu giyiyor?"

Erkeklik algısının, kadına nasıl aksettirildiğini, kadın bedeni ve kimliği üzerinde nasıl bir hegamonya oluşturduğu türlü kereler tartışıldı. Ancak, aynı algı, erkek bedeni üzerinde, gümbür gümbür homofobi ve heteroseksizm davulları çalarak hem de, pek sık tanık olunamayan bir hegamonya oluşturuyor. Kadın bedeni bir günah nesnesi olarak tanımlanırken, erkek bedeni de bu günahı işleyecek cesarete, azme ve güce sahip olması gereken; ahlaktan, adaletten ve eşitlikten muaf bir aygıt olarak kurgulanıyor. Kadın, bedeninin güzelliğini (umuma ya da ferde) teşhir etmesi gerekenken, erkek de bu teşhirden haz alması gereken, hadi en kötüsü bu teşhiri takdir etmesi gereken olarak kurgulanıyor. "Memelere bak!" ile "Bugün çok şıksınız hanımefendi" skalası arasında türlü türlü ifşaları olan bu diyalektik, ezenin de kendini ezmeye başladığı patalojik ve döngüsel bir hiyerarşi oluşturuyor. Bu refleksif hiyerarşi aslında, "delikanlı muhabbetlerinde" karşımıza çıkıyor sinik bir şekilde: "Abi yapma, o da bacımız!". "Etme bulma dünyası" temalı melodramlarda da bu senaryo bilindik varyasyonlarıyla belirir.

Tuhaf bir döngüsellik var tüm bu tartışmalarda: kadın, erkek algısının güzeliyken, erkek de kadın güzelliğini algılayan olarak yüklemleniyor. Toplumcu feminizm biyolojik cinslerin tanımını yapmayı es geçerek, sadece formel manada kendi işini kolaylaştırmakla kalmıyor, bir anlamda da cinsiyetlerin adil bir şekilde, hiyerarşisiz olarak tanımlanamayacağını ifade ediyor. Naif bir iyi niyetle cinsiyetlerden birini temel almak ve "diğerlerini" ona göre tanımlamak kaçınılmaz olarak bir tahakküm gerecine dönüşüyor. Kadını, "erkek olmayan", çocuğu da "erişkin olmayan" olarak tanımlamak da benzer sorunun tanıdık yansımalarıdır. Bu minvalde, her hicri yılda bir gündeme gelen namaz bozan kadın memesini, "erkek memesi olmayan" meme; yasaklanan bikinili kadın tabelasındaki görüntüyü de "erkek göbeği olmayan" göbek olarak okumak mümkün. Bu uslamlamada bir adım daha ileri gidilebilir. Kırmızı ojelerle, mini eteklerle "özgürleşmek" ile türban ve çarşafla "özgürleşmek" fenomenleri aynı kategoride incelenmelidir. Oysa, ötekileşme nesneleri üzerinden, "özgürleşmek", önceden de ima ettik, özgürleşmek değildir; dolayısıyla bu ilkeyi ihlal eden tüm edimler denk kategorilere aittir.

Bu eleştirilerimize yanıt olarak kimi mecralarda, kadınları ve erkekleri güzellik hiyerarşisinde eşitlemek adına, kadın ve erkek bedenini eş şekilde nesneleştirmeye gayret eden öneriler dillendirilebilmektedir. "Beckhamizm" olarak adlandırdığımız bu postmodern fenomen, ifade ettiğimiz tüm eleştirilerin (simetrik olarak) eş derece muhatabıdır.

Tüm bu tartışmalar, bir estetik kategori olarak güzeli nasıl tanımlayacağımızı ya da tanımlamamız gerektiğini bize hala net bir şekilde söylemiyor. Acaba, politika zemininde güzelliği erotizmden nasıl yalıtabiliriz? Acaba, tersten bakıldığında, çirkin bikiniler ya da süslü türbanlar bu minvalde özgürleştirici midir? Bunlar da başka bir yazının konusu olsun.