tumblr counter

Doğallık ve Eşcinsellik | Can Başkent

DOĞALLIK ve EŞCİNSELLİK

CAN BAŞKENT

1.

Aileden sorumlu Bakan, aslında kimseyi şaşırtmayan bir açıklama yaptı. Eşcinsellerin hasta olduğunu düşündüğünü söyledi. Bunun üzerine haklı olarak bir çok tepki aldı. Benim bu yazıdaki derdim gelen tepkilerin bazılarının, görünenin aksine aslında politik olarak doğru olmaması.

Dikkat edelim, Bakana verilen tepkilerin çoğu eşcinselliğin 'doğal' olduğu zemininden hareket ediyor. Nasıl, heteroseksüellik doğalsa, eşcinsellik ve biseksüelliğin (Türkçesini hala bulamadık bu terimin) de doğal olduğunu anlatıyor bu argümanlar.

Zurnanın, zırt dediği yer işte burası. Acaba, 'doğallık' mıdır eşcinselliği ahlaki olarak doğru (ya da yanlış olmayan, diyelim mütevazi olup) kılan? Zira, benzer mantık pedofiller, seri katiller ve şizofrenler için de kullanılmaktadır. Bu argümana göre, pedofillik de, bir çok pedofile göre, doğaldır; çünkü pedofiller uzaydan gelmemiştir. Benzer şekilde, şizofrenlerin de, diğerlerinden tek farkı, onların beyin yapılarının ve kimyalarının farklı olmasındandır. Keza, seri katiller de, farklı bir beyin kimyasıyla doğan insanlardır. Dolayısıyla, bu yaklaşıma göre, tüm bunlar aslında insan doğasında olan şeylerdir.

2.

Düşünce tarihinde, benim görebildiğim kadarıyla, doğallık argümanı Aristo'ya kadar gitmektedir. Bunun nedeni de doğallığın teleolojik bir neden olarak kullanılır olabilmesidir. Doğallık, eylemlerimizin nedenini açıklamada geçerli bir gerekçedir. Yemek yememizden, sevişmemize, sosyalleşmemizden, kıskançlığa dek, bir çok insan edimi, doğallık teziyle izah edilebilmektedir. Ancak, doğallık, bir post-Kantçı olarak yazayım, eylemlerin motivasyonu olarak akıl parametresini dışlamaktadır. Bir eylemin tek nedeni, bu eylem cinsellik de olsa, yemek yeme de olsa, doğal dürtüler olmak zorunda değildir. Yemek yemenin doğal bir dürtü olması, nasıl hayvan ölüsü yemeyi gerekçelendiremiyorsa, aslında, eşcinselliğin doğal olması eşcinselliği haklı çıkarmaz. Zira, değindim, beğenelim ya da beğenmeyelim, pedofililer de, bu gerekçeyi gayet rasyonel bir şekilde kullanabilmektedir. İşin daha da tuhafı, herhangi bir insanın kendi doğasında olmamasına rağmen, eşcinsel bir oluşa girebilmesi, kötü ya da ahlaksız değildir.

Anlattıklarım aslında birinci dalga feminizmine dair tartışmalardan aşina olmalı. Zira birinci dalga feministler (Andrea Dworkin, Ti-Grace Atkinson vs), örneğin, görüngüsel şiddet içeren cinsellikleri doğal olmadıkları gerekçesiyle dışlamışlardır. Çünkü, onlara göre, insanlar biyolojik olarak acıdan kaçmaya programlıdır ve fiziksel acı veya şiddet içeren gönüllü cinsel edimler, bu doğal dürtülerimizle tezat oluşturmaktadır. Bu doğal dürtü, onlara göre, erkeklik hormonuna bağlanabilir. Erkek bundan hoşlanabilmekte, ancak kadınsa, cinsiyetçi maço kültürün baskısı yüzünden bu pratiklere dahil olmaktadır. Bu güçlü tezleri çürütmek aslında o kadar kolay değil. Ama yine de, bilhassa 'butch' ve 'queer' kültürün bu argümana yanıtı, hepimize aşina. Bunun üzerinde daha durmayayım.

3.

Bilim, saf bir gözle bakalım, kesin değildir. Bilimsel algılar ve kurgular değişir. İyi niyetli yaklaşıyorum, elli yıl önce, psikologların eşcinselliği hastalık olarak nitelendirmesinin altında bir art niyet aramıyorum. Benzer şekilde, yetmişlerde DSM'den eşcinselliğin bir hastalık olduğunun çıkarılmasının da politik olduğunu düşünmüyorum. Keza, şu sıralar yazılan DSM 5'ten şizofrenliğin çıkarılmasına dair tartışmaların da politik itkisi olduğuna dair pek de bir kanıtımız yok.

4.

Öte yandan, doğallık argümanı bizi ciddi anlamda ters köşeye yatırabilir. Eğer, yakın bir gelecekte, bilimadamları deneysel ve biyolojik olarak eşcinselliğin bir hastalık olduğunu kanıtladıklarını düşünürlerse ve bu deneylerin de eşcinselliğin genetik/biyolojik olarak doğal değil de, bir travma neticesinde ortaya çıktığını iddia ederlerse, bizlerin kullandığı sosyolojik temelli 'doğallık' argümanı zayıflayacaktır. Bu, önemle dikkat edilmesi gereken bir nokta. Daha önceki yazılarımda da belirttim, amacımız, GLBT-perver biyologlar yetiştirip, bu sahadaki 'bilimsel' verileri artırmak olmamalıdır. İhtiyacımız olan, doğallık gibi harici bir faktör değil, tam tersine içkin ve daha basit bir nosyon.

Doğallık argümanının diğer bir rahatsız edici alt okuması, eşcinselliğin doğal olduğunu iddia edenlerin, neye dayanarak ve dahası ne hakla bu doğallığı öne sürdüklerini izah edememeleridir. Ya günün birinde yanılırsak ve doğal olmayan bir edimi, doğalmışcasına sahiplenmeye çalışırsak? Kaldı ki, 'doğallık' ile başlayan tüm tezlerin yirminci yüzyılda faşizmle neticelendiğini biliyoruz. Dolayısıyla, doğallık aslında muhafazakar, sağcı ve faşizme yatkın bir argümandır - bunu dile getirenler, özgürlükçü ve sosyalist olarak adlandırsa da kendini.

5.

Peki ya doğal olmayan cinsel eğilimler ne olacak? Ben bu yazıda pedofili örneğini ele aldım, ama aklınıza gelen herhangi bir başka problematik cinsel eğilimi kullanmak mümkün bu argümanlarda pedofili yerine. Zira örnekleri çoğaltmak da gayet mümkün. Voyörizm, teşhircilik, sadizm, zoofili, nekrofili… (Daha detaylı bir liste için: http://web.cs.gc.cuny.edu/~cbaskent/cinsel/cinsel/4.html) Dolayısıyla, 'doğal olmayan cinsel edim' örneğiniz ne olursa olsun, ki kanımca herkesin böyle bir kırmızı çizgisi vardır, doğallık argümanı kimi cinsel edimleri dışlamaktadır. Bunun örneği 70lerde ve 80lerde Kaliforniya'da yaşandı. GLBT bireyler kabul gördüler görmesine de, butch'lar, femme'ler ve diğer queer'ler bu kabülü görmekte zorlandı ve neticede queer kültür ortaya çıktı. Zira queer'ler doğal eşcinsel olmamakla suçlandı. Daha da aşina bir örnek, biseksüellerdir. Bir çok GLBT/queer topluluk, biseksüelleri kendi içlerine dahil etmemektedir.

6.

Öte yandan, eşcinselliğin bir hastalık olarak görülmesinin altında göründüğünden daha derin bir faşizm yatıyor. Örneğin, grip de bir hastalıktır, kimi zaman ölümcül bile olabilir, ama kimse grip olunca 'utandırılmaz', elektroşoklarla tedaviye zorlanmaz, toplumdan dışlanmaz (bulaşı olmasının yaratabileceği geçici izolasyon dışında) ve daha da beteri şiddete maruz kalmaz.

Eşcinselliğin hastalık olarak kurgulanmasının altında benim görebildiğim iki vahim nokta var. Birincisi, faşistlerin eşcinsel hastaları tedavi etme hakları olduğuna inanmaları. Dikkat ediniz, bu her hastalık için uygulanır bir paradigma değildir. Böbrek yetmezliğiniz varsa, kimse sizi zorla alıp hastaneye götürmez. Zorla tedavi mantığının altında, tarihte zorla tedavi edilen diğer hastalıkları da düşünürsek, ikinci vahim nokta da budur, bulaşıcılık 'faktörü' yatmaktadır bence: 'Eşcinselliği tedavi etmeliyiz, yoksa bulaşır'. Zira cüzzam ve AIDS'e yönelik vahşi ve faşizan yaklaşımlar da benzer tınılar taşıyordu.

Dolayısıyla, haklı ya da haksız, eşcinselliğin hastalık olarak görülmesi, aslında bu faşizan ve şiddetperver meyillerin ortaya çıkarılmasına dair bir mazeret olarak kullanılmaktadır.

7.

Kısaca özetleyeyim. Her ne kadar pragmatik manada, doğallık argümanı, kolaylıkla anlaşılır ve belki de meramı dile getiren bir argüman olsa da, politik GLBT tarihinden çıkarabileceğimiz dersler, bu argümanın aslında hem politik olarak yanlış, hem de düşünsel olarak tutarlı olmadığını göstermektedir.

Bu yazıdaki tezimi son bir kaç yıldır, benzer diğer konularda da savunuyorum. Vicdani reddin, gerekçesinden bağımsız olması gerektiğini ve hatta bir gerekçeye dahi ihtiyaç duymadığını önceki bir çok yazımda tanıtlamıştım. Buradaki argümanım da aynı: temel bir iki ahlaki ilkeye uymak dahilinde (dürüstlük, karşılıklı onay, zarar vermeme gibi), her cinsel yaşantının ahlaki olarak doğru olduğunu düşünüyorum. Dahası, bu şekilde kimi doğal olmayan cinsellikleri de (zoofili, örneğin) moral manada kötülemiyorum. Anlaşılmıştır, doğallık argümanının zayıflığı, insanları kategorilere mahkum etmesindedir. Ama gelin görün ki, insanlar kategorilere sığmayacak kadar karmaşık ve rengarenktir.

Bu site, Can Başkent'in 1999 yılından beri yazdığı politik, felsefi ve akademik çalışmaların (neredeyse) eksiksiz bir derlemesidir. Bu yazılar veganizmden, beden politikalarına, dijital kültürden ahlak kuramına dek birçok konuyu kapsamaktadır.

Can Başkent'e e-posta ve twitter ile ulaşabilirsiniz.

This website collects all written output of Can Başkent since 1999. It includes his political and academical articles as well as his opinion pieces on a broad variety of issues ranging from veganism to digital culture.

You can reach Can by e-mail and twitter.