tumblr counter
Sapıklık, Pedofili ve Politika | Can Başkent

Can Başkent

logic and the rest...

SAPIKLIK, PEDOFİLİ VE POLİTİKA

CAN BAŞKENT

Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili Mehmet Sevigen bir kanun önerisi vermiş gazetelerden okuduğumuza göre. Pedofillerin, ABD’dekine benzer şekilde, hukuki cezalarını çektikten sonra da kayıt ve takip altında tutulmasını önermiş.

Bu yazıda, önce ABD’deki kanunu ve uygulamalarını bildiğim kadarıyla anlatacağım. Sonra, ne zaman kafa karıştırıcı bir konuyla yüzleşsem takip ettiğim stratejiyi takip edecek ve sevdiğim felsefecilerin konuya dair bir iki makalesini anlatacağım. Sonra da, yazıyı noktalarken açık açık Sevigen ve benzerlerine lafımı sakınmayacağım - ¡ya basta!’cı bir zihin haliyle.

ABD’de sözü edilen kanun, çocuklara yönelik cinsel suçlardan hüküm giymiş kişilerin adres ve kimlik bilgilerinin, fotoğraflarıyla birlikte kamuya teşhir edilmesini öngörüyor. Ayrıca, bu kişilerin adres değişiklikleri ve diğer benzer hareketleri de otoriteler tarafından takip ediliyor. Örneğin, sözünü ettiğim veritabanına girdiğiniz zaman, mahallenizdeki çocuk tacizcilerinin adını, adresini, resmini, ne zaman hangi suçtan ceza yediğini görebiliyorsunuz. Mesela, bu yazıyı yazarken, veritabanında rastgele bir arama yaptım ve New York’un bir mahallesinde örneğin, kırksekiz tacizci/tecavüzcü olduğunu gördüm. Veritabanının bağlı bulunduğu websitesinde, bu kişilerin girişimleri ve tecavüz detayları dahi yayınlanmakta. Elbette, makul bir uyarı eşliğinde: bu bilgileri, sözü edilen kişilerin aleyhine kullanmak suç unsuru olabilir!

Tecavüzcülerin önemli bir oranı, ergenlik öncesi yaşlardaki çocuklara taciz ve tecavüzde bulunmuşlar ve benim görebildiğim kadarıyla tacizcilerin hemen hepsi erkek. Pedofillerin hangi oranda eşcinsel olup olmadığını bilmiyorum (Kavaf ya da Sevigen’e sormalı). Pedofillerin hemen hepsinin, ömürleri boyunca onsekiz yaş altı bir çocukla, çocuğun velisinin olmadığı bir ortamda görüşmesi yasak ve benzer şekilde çocuklarla alakalı bir meslekte (örneğin, okul yemekhanesi) çalışmaları da çoğu durumda ömür boyu yasak.

Bu kanun, anlaşıldığı üzere suçluları etiketlemektedir. Temel aldığı psikolojik varsayım da şudur: pedofiller tedavi edilmelidirler ancak bunlar tamamıyla ‘tedavi’ olamazlar ve dolayısıyla, sürekli izlenmelidirler.

Herhangi bir cinsel meseleye dönük yaklaşımlar ‘tedavi etme ya da etmeme’ gibi bir jargon kullandığında, aklıma hemen günümüz felsefecilerinden Graham Priest’in güzel bir makalesi geliyor. Makaleyi burada kısaca anlatayım.

Priest’in ‘Cinsel Sapıklık’ (Sexual Perversion) başlıklı makalesi, cinsel edimlerin doğallığına dair bir çok insanın sanırım öyle ya da böyle kabul ettiği bir listeyi ele almakla işe başlıyor. Bu liste, cinsel sapıklık olarak görülmeyen eylemlerden başlayıp çoğu insanın doğal olmayan sapıklıklar olarak gördüğü eylemlere kadar ilerliyor. Altını çizmekte fayda var. Bu liste ne Priest’in ne de değindiği düşünürlerin (ve elbette ne de benim) düşüncelerini yansıtıyor. Değinilen liste şöyle.

1. Misyoner pozisyonunda heteroseksüel seks
2. Diğer pozisyonlarda heteroseksüel seks
3. Oral seks
4. Mastürbasyon
5. Eşcinsellik
6. Grup seks
7. Heteroseksüel ya da eşcinsel anal seks
8. Voyörizm
9. Teşhircilik
10. Frottörizm (fordculuk tabir edilen edim)
11. BDSM
12. Pedofili
13. Fetişizm
14. Transvestizm
15. Zoofili
16. Ürofili
17. Nekrofili
18. Koprofili

Elbette bu listenin çok daha uzununu, Kaos GL dergisinin şimdi koleksiyonerlik olan çok eski sayılarından birinde yayınlamıştık herhangi bir ahlaki yargıda bulunmadan (http://web.cs.gc.cuny.edu/~cbaskent/cinsel/cinsel/4.html).

Bu liste, Priest’e göre, bir çok insanın öyle ya da böyle cinsel öryargılarını iyi bir şekilde yansıtan bir liste. Hatta bu listedeki kimi edimler, eskiden psikiyatrik olarak hastalık olarak adlandırılıyordu malum. Elbette bir çok felsefeciye göre sorun, sapıklığın nerede başladığı. Malum, homofobiklere göre 5 ve sonrası, bir çok dindara göre 2 ve sonrası sapıklıkken, örneğin de Sade’a göre, bu listede sapıkça bir edim bulunmamaktadır koprofili dahil.

Çağdaş felsefe literatüründe, sapıklığa dair en bilinen çalışmalardan biri yine ünlü bir New York felsefecisine, Nagel’e ait. Nagel’e göre, bir cinsel edim eğer en az iki kişiyi içeriyorsa, taraflar birbirinin cinsel olarak uyarılıyorsa, taraflar birbirlerinin cinsel olarak uyarılmasından da uyarılıyorlarsa, taraflar birbirlerinin cinsel olarak uyarılmasından uyarılmasından da uyarılıyorsa… bu cinsel edim sapıklık değildir. Örneğin, Marquis ve Justine arasındaki cinsel edimde, Justine ve Marquis birbirlerini cinsel olarak uyarıyorsa ve Justine, Marquis’i uyardığı için uyarılıyorsa ve de Marquis, Justine’in kendisini uyarmasından dolayı uyarılmasından dolayı da uyarılıyorsa ve bu gelgitli uyarılma algoritması sonsuza dek (kuramsal olarak) tekrarlanabiliyorsa, bu edim bir cinsel sapıklık değildir.

Dolayısıyla, Nagel’in bu tanımına göre, mastürbasyon sapıklıktır. Benzer şekilde fuhuş da bir sapıklıktır. Öte yandan, eşcinsellik, BDSM ve pedofili, tanıma uygun bir şekilde yapıldığında, sapıklık olmayabilir.

Dolayısıyla, Nagel’in bu yaklaşımı epey sorunludur. Örneğin, çok da tahrik edemediğimiz birisiyle (onaylı) seks yapmanın neresinde ahlaki sorun ya da sapıklık olduğunu Nagel’den öğrenemeyiz.

Bu minvalde cinsel sapıklığa dair en yaygın yaklaşım, Priest’in değidiğine göre, ‘doğallık’ üzerinden yürütülür. Burada çok ilginç bir handikap vardır. Örneğin, nekrofili doğal değil dendiğinde, sanki nekrofiller uzaylıymış gibi yaklaşılır. Oysa, nekrofiller de diğer insanlarla aynı patatesi yer, aynı havayı solur ve aynı doğanın bir parçasıdır ve herkes kadar ‘doğaldır’. Cem Yılmaz filmlerinden de anımsayabileceğimiz gibi, uzaylı ‘düdükleyen’ köylü de bir o kadar doğaldır - her ne kadar uzaylı bu doğanın parçası değilmiş gibi görünse de. Priest, ilginç bir noktaya dikkat çeker. Bu manada, bir çok insan, doğallıkla, insan olmayan hayvanların (genelde memelilerin) cinsel aktivitelerinin kriter olduğunu söyler. Eşekler nasıl seks yapıyorsa, biz de benzer bir şekilde eylemeliyiz, derler örtülü olarak. Bu tuhaftır - zira ‘zevk’ için yapılan tüm seksüel edimler, dışlanır. Malum, bu zaten bir çok radikal ortadoğu tarikatının dini inancıdır. En nihayetinde, sadece insanlar ve yunuslar değil midir zevk için sevişen?

Doğallık argümanının biraz yontulmuş şekli, istatistikle eğretilenmiştir. İstatistiki olarak yaygın olmayan edimler sapıklık olarak dışlanmaktadır. Elbette, hemen görülür, bu sapıklığı toplumsal bir parametreye indirir, bağıl ve değişken bir şekilde ele alır. Bu nedenle de pek tatmin edici değildir. Dahası, korpofili bir şekilde moda olur da, yaygınlık kazanırsa ne yapacağız peki?

Doğallık argümanını, cinsel işlevsellikle rötuşlamak da mümkün. Dolayısıyla, işlevi dışında kullanılan cinsel edimler sapıklıktır, demek, oldukça anlaşılır bir yaklaşımdır. Bu nedenle, örneğin Vatikan, eşcinselliği lanetlemekte, tecavüz ürünü olan bir hamileliği sonlandırmak için dahi olsa kürtaja karşı çıkmakta ve tüm bunlara rağmen, insanları itaatle terbiye ederek takipçi bulabilmektedir [Vatikan’ın konu üzerine dair resmi açıklamalarını okumak ciddi bir asap terbiyesi olarak ele alınabilir]. Bu argümana göre, anlaşılmıştır, çocuk yapma amacı gütmeyen her cinsel edim sapıklıktır. Dolayısıyla, kısır bir erkek veya postmenapoz bir kadının heteroseksüel seksi dahi sapıklıktır çünkü bu seksin çocuk üretme imkanı yoktur. Zinhar, Taocu seks de zaten sapıklığın önde gidenidir.

Priest, işlevesellik tartışmasında, hoş bir örnek verir: ‘ayaklarını değil de ellerini kullanarak yürümek isteyen bir insanı ahlaksız yapan nedir o halde?’. Bu sorunu daha iyi anlamak için Aristo’ya kadar gitmek gerekebilir Priest’e göre.

Biz bu satırlarda bunu yapmayalım, ama gene de kimi bir iki noktaya değinelim. İşlevsellik argümanının bir iki devasa varsayımı var. Birincisi, cinselliğe dair sözü edilen bu işlevin özneler tarafından kesin olarak bilinebileceğidir. İkincisi de bu işlevin tek ve biricik olduğudur. Cinselliğin işlevinin tam olarak bilinebilmesi için, kabul edilebilir tek çözüm, kullanma kılavuzuna bakmaktır. Kimisi için bu din, kimisi için biyoloji, kimisi için de belki ahlaktır. Ama tüm bu sistemlerin, kah kendi içlerinde kah birbirleriyle olan çelişkileri ve anlaşmazlıkları düşünüldüğünde, ‘kullanma kılavuzu’ tezi pek geçerli olamıyor. Benzer şekilde, tek ve biricik işleve sahip cinsellik tezi de bir çok açmaza sahip. Penisini yağlıboya fırçası olarak kullanan bir ressamın sapıklığı nerede, göremiyorum. Yahut, üzerine oturmak için üretilen sandalyeyi arasıra yüksek bir yere ulaşmak için tek basamaklı bir merdiven olarak kullandığımda nasıl bir ahlaksızlık yapıyorum, bilmiyorum. Freud’un güzel bir lafı vardır: anüsün feçesle münasebeti nedeniyle anal seksin tabu olması, idrarla ilişkisi nedeniyle penis ve vajinanın tabu olması kadar saçmadır.

Priest’in çıkardığı sonuca katılmamak elde değil. Aristocu eğilim, yani her edimin bir amacı ve sonucu olması gerekliliği, artık kabul edilen bir yaklaşım değildir. Kimi zaman, sandalyeye sadece dinlenmek için oturmayabiliriz, kimi zaman hiç bir şey yapmadan, bir amaç gütmeden yaşayabiliriz. Çoğunlukla insanların ömürleri boyunca sadece iki ya da üç defa çoğalmak için seks yaptığını düşündüğümüzde, işlevsellik argümanı epey yalpalıyor. Hele tüp bebek, kısır insanların yapay döllenmesi ya da evlat edinme gibi durumları düşündüğümüzde Aristocu argüman epey tökezliyor. Kaldı ki bu yaklaşımın ‘sevişilmeden üretilmiş’ bebekleri de hele anomali (günah tohumu) olarak damgalanması, Hitlerci bir zihniyettir.

Kaldı ki kimi zaman insan sadece zevk için sevişmez. Zevk için sevişmeye çalışıp, zevk alamadığı, zevk veremediği de olur. Çocuk yapmak istediği halde yapamadığı da olur türlü türlü nedenle. Kimi insanlar, başkalarının fiziksel acı olarak gördüğü şeylerden zevk alır. Kimine göre zevk ağlamakken, kimilerine göre kahkaha atmaktır.

Dolayısıyla, işlevsellik ve bunun ötelemesiyle oluşturulan zihinsel kurgular, zaman içerisinde neyi hastalık olarak görüp görmediklerini değiştirebilirler. Cadı avının hedefi onyıllar içinde elbetteki farklılaşabilir. Kimi zaman din, kimi zaman bilim, kimi zaman da yıldızları kullanarak cadı avının hedefi gerekçelendirilebilir. Hatta, dün cadı avına karşı çıkanlar, bugün başka cadı avlarında ellerinde meşaleyle ön saflarda yer alabilir, cadı avını körüklemeye çalışabilir. Bunun için, başka memleketlerden ithal etmeye çalıştıkları kanunları kullanabilirler: şaşırmamalı, zira bunların ataları da Lozan devrinde, mecburen, medeni kanunu da İsviçre’den ithal etmek zorunda kalmamış mıydı?

Sevigen ve benzerleri, ne yaptıklarını bilmiyorlar. Saf bakan gibi saf Sevigen de yaranmaya çalışırken nefreti körüklemekte ve de soruna çözüm getirmekle uğraşmamaktadır. Daha önceki bir iki yazımda da değinmemiş miydim: bunlar yeri gelince kendilerini psikolog, yeri gelince tarihçi, yeri gelince spor yazarı sayarlar. İşin tuhafı, kuzu postuyla, cinsel özgürlük etkinliklerine gelir, sonra tükürdüğünü yalamaya gayret edermiçcesine özür dilerler.

Tarihi de bilmezler. O kadar aşina bir öyküdür ki pedofili ve eşcinsellik arasında bağ kurmak. Bunlar, teşhis ve tedavide uzman olduklarından, hangi ‘hastalığın’ hangi ‘hastalığa’ dönüşeceğini de bilirler. Pedofiliyseniz zaten eşcinselsinizdir ya da eşcinselseniz yarı-pedofilsinizdir. Dolayısıyla, hem ‘sağlam erkeklere’ hem de çocuklara yönelik bir tehditsinizdir.

Buna davranışsal iktisat kuramlarında ya da psikolojide aslında güzel bir ad vermişler: Halo etkisi. İnsanların iki olay arasında nedensellik ilişkisi kurarken yaptıkları bariz ya da toplumsal kaynaklı hatalar genelde Halo etkisinin yansımalarıdır.

Misal Sevigen’in pek takdir ettiği Deniz Baykal’ın teammüllere aykırı aşk ve seks ilişkisi iddiaları nedeniyle parti liderliğini bırakması da Halo etkisine bir örnektir. Zira, bildiğim kadarıyla, parti lideri olmanın, cinsel performans ve aktiviteyle doğrudan bir ilişkisi yoktur. Hatta bir iki adım ileri gidelim, o halde Baykal nasıl parti liderliğinden istifa ettiyse, İş Bankası’ndaki hesabını kapamalı (başka bankada hesabı olabilir mi hiç!), sürücü ehliyetini geri vermeli, kitaplığındaki rönesans resmiyle ilgili kitapları çöpe atmalı ve bir daha asla domates yememelidir.

Toparlayalım. Cinsel sapıklık, hala çok kolay anlaşılabilir bir mesele değil. Takip edenler bilir, benim tanımlamaya hala cürret edemediğim bir konu. Hemen her tanımın getirdiği bir çok karşı-örnek, dışladığı gani gani cinsel kültür var. Benzer şekilde, her tanımın ve yaklaşımın kapsamak isteyip kapsayamadığı bir çok edim de bulunmakta.

Bu meseleye dair politik sorunun özü ise pozitivizm ve postmodernizm gibi mide bulandırıcı iki yaklaşımdan birini seçmeye zorlanmaktır bence. Ya biyolojik temelli manasız yaklaşımlara ya da sosyal bilimler denen betimleyici safsatalara biat etmek konunun anlaşılmasında bize bütüncül bir tablo sunamıyor.

İyimserleşeyim. Umut ediyorum ki pedofili dahil olmak üzere, diğer bir çok hassas konunun tartışılırlığının artması, konuya dair kimi hususlarda konsensüse erişmemiz yolunda motive edici bir adım olacaktır.