tumblr counter
Yaşasın Ahlakımız! | Can Başkent

Can Başkent

logic and the rest...

YAŞASIN AHLAKIMIZ!

CAN BAŞKENT

Ahlakçı bir anarşist olduğumu söylediğimde en büyük tepkiyi tembellerden alıyorum. Çünkü tembeller ahlakçılığı muhafazaklarlık gibi algılamakla kalmıyor, ahlaki çözümlemelerin gerektirdiği zihni meşgaleden sakınarak marifet işlediklerini düşünüyorlar.

Antihomofobik ve antiseksist kimi eylemlerde ve söylemlerde, GLBT cinayetleri protestolarında 'Ahlakınız Batsın!' gibi bir pankart görünce aynı şaşkınlığı her seferinde yaşıyorum. Şaşırıyorum, çünkü, protesto edilmesi gereken ahlakın kendisi değildir - cinayet ya da toplumsal eşitsizliktir. Daha da kötüsü, ‘Ahlakınız Batsın’ yaklaşımı, katil ruhlarını ahlakla güzellemeye çalışan zihniyetin birincil ve en büyük kabahatini görememektir.

Ahlakın, kendi başına katil ve/veya homofobik olduğunu iddia etmenin bir kaç alt okuması var. Bunlardan ilki epey vahim. Bu iddia ahlaklı olduğunu, eylemlerini belli bir ahlaki doğruyu takip ederek icra ettiğini iddia eden katil ve homofobiklerin, ahlaki ideolojilerini birebir ve dosdoğru yansıttığını varsaymaktadır. Diğer bir deyişle bu, livata haramdır, ahlakçığıyla katil olan zavallının, örneğin, İslam ahlakını birebir ve dosdoğru yansıttığını düşünmektir. Fazla söze gerek var mı bilmiyorum. Bu en hafif tabirle acelecilik, en ağır tabirle cahilliktir. Bu, köktenci İslamcıların stratejisinin birebir aynısı uygulamaktır: her uzun saçlıyı ibne sanmak, her kadını uzun saçlı sanmaktır. İkinci büyük hata, yukarıda anlattığım nedenlerle ahlakı tu-kaka yapıp dışlamak ve bu bahaneyle kendi ahlaksızlıklarımızı saklamaktır. Zira madem ahlak kötü ya da gereksizdir, o zaman biz de tembelliklerimizi, yalanlarımızı ve riyakarlıklarımızı dolu dolu yaşayabiliriz. On yılda bir sıfırlanan politik hafızamız, fakirlik gibi bahanelere sığınma pişkinliğiyle politikadan sakınmamız ve risk almaktan korkan ödlekliklerimiz nedeniyle içimizde kalan hevesleri yaşamak için tek çare, görünen o ki, yalana ve riyakarlığa sığınmak ve bunu yaparken de, sanki tüm suç onunmuş gibi ahlakı dışlamak gibi görünüyor. Bu nedenle belki de, birazdan anlatacağım nedene de bağlı olarak, GLBT hareketi yüzleştiği homofobiyi ahlaka indirgeyerek, kolaya kaçabilmektedir. 'Ahlakınız batsın' veryansınının diğer bir vahim ötelemesi de GLBT hareketini, sokaktaki insanın (!) gözünde bir ahlaksızlar öbeği olarak şekillendirmektir. Beğenelim ya da beğenmeyelim (ki ben beğenmiyorum), muhafazakar ve kalın kafalı bir toplumda yaşıyoruz. Meydanlarda sloganı, o insanlara ulaşmak ve o insanları değiştirmek için atıyoruz. Dolayısıyla, değiştirmek istediğimiz insanlara, küstah bir tonla yaklaşıp 'ahlakın batsın' dersek, karşılığında nasıl bir cevap alabileceğimizi düşünmek zor değil. Önerdiğim sadece basit bir 'halkla ilişkiler' hilesi değil, kendimizi ötekileştirmeden, toplumu da düşman ilan etmeden, daha sakin ve empatik yaklaşan bir devrimci stratejidir.

Yapılması gereken aslında ahlaka saldırmaktansa ahlakın yarattığı tahakkümcü ideolojilere bakmaktır. Livatanın haram olması üzerinden anti-islamik bir propaganda geliştirme basiretini gösteremeyen antihomofobik hareket, hedefini korkakça zavallı müslümanlara daralttıkça, konunun odağından uzaklaşılmaktadır. Yani, madem yemiyor İslam'a saldırmak, gariban müslümanlara gücümüzün yetmesi, eh, insafsızlıktır. Diğer bir nokta da, ahlakçılığın aslında kimi getirileri olduğunu görebilmektir. Örneğin, eşcinsel erkeklerin asker olmayı isteyebilmesiyle eşcinsel evlilik konularında ahlakçılık önemli açılımlar sağlar. Zira, malum, anarşizm evlilik kurumuna karşıdır, evliliği bir statüko, hiyerarşinin mikro evreni olarak görür. Peki o halde, anarşistler eşcinsel evliliğine karşı mı çıkmalıdırlar? Ya da, tecavüz betimlenemeyecek kadar kötü bir suçsa eğer, anarşistler fuhuşa karşı çıkmamalı mıdır? O zaman travesti ve transseksüel seks işcileri anarşistlerin doğal düşmanı mıdır?

Anarşist ahlak bu sorulara tahmin edilemeyecek kadar şaşırtıcı ve özgürleştirici yanıtlar verir. Yok bir de anarşist ahlakınızı Kant sosuna bandırırsanız, tadından yenmez olur, damardan giren gündelik hayat sorunlarına pırıl pırıl bir zihinle yaklaşırsınız. Konuyu uzatmamak adına şimdilik bu detayları es geçelim.

Peki ahlak nedir? Ahlak, doğruyla yanlışı ayırma kriteridir. Doğru ve yanlış, tarihsel olarak diyelim, bir çok insan için cinsellik zemininde flulaşabilmektedir. Bu önyargının temelsiz olduğunu görmek zor değil. Günümüzün en ünlü ahlakçılarından, 'Hayvan Özgürleşmesi'nin yazarı Peter Singer tam da bu noktada, yukarıda değindiğimiz kriterler bağlamında şunları yazar:

"İlk olarak, etik, özellikle seksle ilgili, yasaklar kümesi değildir. Seks hiç bir özel ahlaki konuyu gündeme getirmez. Seksle ilgili kararlar, dürüstlük, başkalarını düşünme, sağduyu ve benzeri kaygıları içerebilir ancak, bu açıdan [sözü edilen konularda] sekse özgü özel hiç bir şey yoktur, zira aynı şeyler araba kullanmayla ilgili kararlarıma dair de söylenebilir. [çeviri: C.B.]"

Ahlak, kendi başına tu-kaka etme lüksümüzün olmadığı bir konudur. Tüm bunların yanında ahlak, inanılmaz çeşitlilik gösterir: İslam ahlakından, Budist ahlaka, anarşist ahlaktan, muhafazakar ahlaka kadar. Örneğin doğru dürüst günah kavramının olmadığı Budizmin ahlakıyla, İslamın ahlakını aynı kefeye koyup, ikisini de dışlamak tuhaftır.

Öte yandan, bir sloganı çok abarttığımı, kastedilmeyen anlamları slogana yüklediğimi, zaten sloganda hedef alınanın soyut bir ahlak kavramı değil, o andaki muhatabın (yani katilin ve katil ruhların ya da homofobiklerin) ahlakı olduğunu söyleyebilirsiniz. Elbette, bir nebze bu eleştiride doğruluk payı var. Ben de benzer şekilde, bu sloganın altına imza atanları haddini aşan bir kategorik yaklaşımla yeriyorum belki de. Ama yine de unutulmamalıdır ki, düşman, ahlak değildir, ahlakı bahane olarak gösterip zorbalıklarını ifa eden zihniyettir.

Bu kısa notta, ahlak düşmanlığının cazibesini eleştirmeye gayret ettim. Haliyle, Kaos GL'yi ahlak önyargısı nedeniyle eleştirme bahanesiyle aslında, ahlakçılığın kendi başına ne iyi ne kötü olduğunu anlatmaya çalıştım. Anarşist ahlakınsa, getireceği kimi adil ve özgürlükçü açılımlarla, batan ahlak gemisini kurtarmaya gönüllü bir aday olduğunu ima ettim.