tumblr counter

Mahşerin Dört Atlısı: 1 - Meme | Can Başkent

MAHŞERİN DÖRT ATLISI: 1 - MEME

CAN BAŞKENT

Meme belki de organların en şizofrenidir. Bu şizofreninin bence iki temel boyutu var. Öncelikle, her iki cinste de olan uzuvlar arasında, birbirinden bu kadar farklı olan tek organ memedir. Ayrıca, işlevsel olarak da en seksüelinden en aseksüeline dek türlü türlü amaçlar güden, pipi ve poponun aksine, bu iki amacının da derin bir toplumsal kabül gördüğü tek organdır. Şüphesiz, bu şizofreninin beşeri kültürü zenginleştiren ve çeşitlendiren bir boyutu da var. Ama, bu yazıda, eh, şaşırtıcı değil, memenin yaratabileceği acılara ve sızılara değineceğim. Zira memenin yaratabileceği zevkler ve mutluluklar üzerine belki de yazılmayan kalmadı yüzyıllar içinde. Burada bunları tekrarlamakla zaman harcamayalım.

Meme politikaları, memeler farklılaşınca, diğer bir deyişler kadınların memeleri irileşince belirir. Dolayısıyla, memenin meme olması, işlevinin kazanmasıyla orantılıdır demek yanlış olmayacaktır. Bu yazıda, demek ki, memeyle kastettiğimiz ergenlik sonrası memeler olacaktır. Öte yandan, farkındayız, cinsiyet ve cinsellik politikaları elbette, doğumdan, hatta doğumdan önce, gebelik ve çoğalma esnasında yürürlülüğe giriyor. Ancak, yazının bir biyoloji felsefesi makalesine dönüşmemesi için, daha pratik bir gündeme sesleneceğiz ve meselenin ergenlik öncesi dönemine değinmeyeceğiz.

Evvela, hemen belirtelim. Çoğu kadının gönüllü boyun eğmesi ya da zorla tabiyeti nedeniyle, memeler hakkındaki algımız eril kökenlidir. Erkek memesi temel alınarak, kadın memesine 'iri' denir (oysa, belki erkek memesidir güdük kalan). Şeytanın avukatlığını yapmadan edemeyeceğim. Acaba, meme algımızın eril kökenli olması tesadüfi midir? Buna verilecek cevabım elbette, hayır, olacak. Meme algısının şekillenmesinin en önemli nedeni, kadın memesinin zaman içinde metamorfoza uğraması, dolayısıyla meme algısı şekillenirken değişen şeklin değil, değişmeyenin baz alınmasıdır. Zira, insan yavrularına, ergenlik öncesi baktığınızda, dişilerin memelerinin irileleşeceğini öngörmek mümkün değildir. Meramımı biraz daha net anlatabilmek için bir fikir deneyi yapalım. Bir uzaylı olduğunuzu ve insan türü hakkında hiç bir fikriniz olmadığını düşünün. Günlerden bir gün, ileri teknolojinizi kullanarak dünyadan iki insan birey kaçırın: küçük birer kız ve erkek çocugu. Zaman içerisinde, çocukların kendi orijinal ebatlarına göre orantılı bir şekilde büyüdüğünü, saçlarının, tırnaklarının uzadığını, boy ve kilolarının sürekli arttığını görüyorsunuz. Ancak, bir kaç yıl sonra, birden kız çocugun memeleri tuhaf ve beklenmedik bir şekilde büyüdüğünü fark ediyorsunuz. Bu beklenmedik gelişme, elbette, uzaylının meme’nin ne olduğunu anlamasında karmaşaya yol açacaktır. İktidarın doğal kökeni olarak adlandırdığım bu mesele, iktidar analizinde önemlidir. Meme, değiştiği için dışlanır, iktidara tabi edilmeye çalışılır.

Kısacası, dikkat çekici ve ani bir metamorfoz geçiren kadın memesinin anomalize edilmesi, her ne kadar politik olarak doğru olmasa da, anlaşılırdır. Fakat, bu metamorfozun bir koz olarak politik baskının aracına dönüştürülmesi, işte bu kabul edilir değildir. Örneğin, erkek çocugunun sakallarını terlemesi, sesinin kalınlaşması benzer bir şekilde, erkek ergenlerde bir yanetki yaratmazken, kadınlığa adım atmak ve bunu memelerle ortaya koymak çoğu primitif ve sanayi öncesi toplumda sorun kaynağı olur. Bu sorunun kaynağı, bir çok yerde okumuşuzdur, korkudur. Metamorfik memenin yarattığı şaşkınlık, korku ve dahası yeni-memenin hazla olan içkin ilişkisi birer problem kaynağıdır. Benzer şekilde, kadınların ergenliğe erken girmesi ve dolayısıyla metamorfikleşmelerinin öncül olması, bu korkuyu artırır. Eğer erkekler ergenliğe erken giriyor olsaydı, belki de sakalları nedeniyle kurt-adam olarak adlandırılıp dışlanacaklardı. Fark etmişsinizdir, benzer korku ve şaşkınlık nedeniyle, erkekler bir çok toplumsal çerçevede sakallarını düzenli olarak tıraş ederler. Dolayısıyla, farklılıklarını törpülerler. Bu, kadınların memelerini saklamaya çalışmalarıyla aynı patolojinin ürünüdür. Bunun kökeni, Hititlerin anaerkil kültüne kadar götürülebilir. Dolayısıyla, ataerkillik kadar anaerkillik de tehlikelidir - biri memeleri diğeri de sakalları hedef alır.

Değindiğim korku ve şaşkınlığın yarattığı iktidarın yarattığı yeni-meme algısının çekeceği ve çektireceği acılardan ilki, irileşen memelerin bir çok genç/ergen kadında yaratacağı utançtır. Bu utanç, elbette ben doğrudan çekmediğim için bu sızıyı gıyabi konuşacağım, ataerkilliğin en önemli kozlarındandır. Eril insan imgesinden uzaklaşan kadının gudubetliğine işarettir. Bu utanç yüzünden bol kıyafetler giyen, kambur yürüyen, memelerini içlerine giydikleri korselerle bastırmaya ve yassılaştırmaya çalışan kadın imgesi hepimize aşinadır eminim. Memenin bu anlamda demetamorfe edilme ihtiyacı, memenin realitesine dair algımızı sarsar. Meme o halde hangisidir? İri olan mı, yassı olan mı? Ama bazı kadınların memeleri o kadar da iri değildir? Bazı erkeklerin memeleri daha yağlıdır, bazı kadınların memeleri simetrik değildir vs. Dolayısıyla, meme şizofreni yaratır. Örneğin kulağın ne olduğunu kadına ve erkeğe ve çocuğa bakarak anlayabiliriz. Ama, memenin ne olduğunu anlayamayız. Peki, saç renginde olan çoğulcu hoşgörümüz neden memede yok? Örneğin, saç denince akla belirli bir saç rengi gelmez. Saç renklerinin farklılığı, yıl içinde değişmesi, bizim saç algımızı etkilemez. Bu paradoksun nedeni açık. Saç rengi cinsiyetlere bağlı görünmemektedir. Oysa meme farklılığıyla cinsiyetler arasında doğrudan bir ilişki vardır. Bu istatistiki korelasyon, memeleri değiştiği için kadınları suçlamamıza neden olur.

Memenin çektirebileceği ikinci acı ise emzirmeyle başlar. Emzirmenin tabu olarak dışlanması, bir çok medeni ülkenin kanunlarında kamusal emzirmenin suç teşkil etmesi, işyerlerinde annelere emzirme izninin verilmemesi gibi insaniyet dışı baskılar, anneliği toplum olarak nasıl şizofrenik bir şekilde dışladığımızın ve öte yandan da baştacı ettiğimizin göstergelerinden biri. Emzirme de memenin metamorfozuyla ilgili bir meseledir. Cinsel haz alma, haz verme işlevinin baskın olduğu bir organ, birden bütünüyle aseksüel bir kimliğe bürünür. Salgısını cinsel amaçlarla içmek, kesinkes dışlanır. Görsel olarak, yarım saat önce kendi çocugunun hayatı nedenlerle emdiği memeye cinsel maksatla yaklaşmak bir çok erkek için cezbedici görünmez. Öte yandan, emzirmenin kutsallaştırılması ve sütanne kavramının yaratılması da benzer motivasyonun tam zıt bir yansımasıdır. Kadın, artık anne olmuştur ve işlevi nispeten bitmiştir. Daha Freudian konuşmak gerekirse, kadın anne olunca, memesiyle bebeğin cinselliği üzerinde daha fazla rol oynamaya başlamıştır. Memenin başına gelen, peki neden kukunun başına gelmiyor? Çok daha şaşırtıcı bir şekilde değişen ve doğum esnasında var olan estetiğinin çoğunu yitiren kuku benzer bir farklılaşmadan geçmez. Bence, bunun nedeni memenin ‘besleyici’ olmasıdır. Saklı olan, ciddi bir estetik ve sanatsal bir ilginin hedefi olmayan kukunun doğum aracı olması, bu nedenle kukuya olan ilgiyi azaltmaz. Kuku, sonraki yazılarda değineceğiz, kıç gibi, estetik ve görsel bir ilginin hedefi de bu nedenle pek olmaz.

Memenin çektireceği belki de en meşhur acı cinsellik zeminindedir. Kadın vücudunun belki de en az cazibeli köşesi kukuya nazaran örneğin, meme oldukça cezbedicidir. Hareketli ve yumuşak olmasından tutun da, erişiminin ve toplumsal hayatta sergilenmesinin daha kolay oluşu memenin oldukça cazibeli olmasını sağlamıştır. Bu minvalde, memenin hareketinin sınırlandırılması, dokusunun gerek slikonla gerekse kimi kıyafetlerle değiştirilmesi bunun ilk adımıdır. Meme değişmiştir, ama eril iktidar bu değişimin kendisinin istediği gibi yenilenmesini arzu eder. Memenin metamorfozu, yenilenir, tekrarlanır. Doğanın gerektirdiği metamorfozun üstüne, eril iktidarın metamorfozu da eklenir. Benzer şekilde de memenin erişimi gene eril iktidar tarafından denetlenir. Memeucu sansüre takılırken, meme ‘çatalı’ yavaş yavaş sergilenir olur. Unutulmamalıdır, en ‘iyi’ iktidar, baskıyı en iyi içselleştirendir. Büyük düşünür Emre Yılmaz’ın dediği gibi, modern iktidarda köleleri kırbaçlamanıza, onları kandırmak için yüksek maaş vermenize gerek yoktur - onlar zaten karın tokluğuna çalışmak için kapınızda beklemektedirler. Dahası, onlara karın tokluğuna iş verdiğinizde üstüne bir de minnet duyacaktırlar. Benzer şekilde, iktidar meme sahiplerinin memelerini özgürleştirmek için kimi kıyafetler önermekte, memenin sergilenmesi için kimi hoşgörülü açılımlarda bulunmaktadır. Dolayısıyla, bu post-modern özgürlük algısının kusuru da, üstsüz güneşlenen kadınların kendini özgür hissetmeleridir. Zira bu özgürlük algısı, üstlü güneşlenenleri ya da hiç güneşlenmeyenleri tutsak addeder. Oysa ki, özgürlük, çıplaklığın bir özgürlük kriteri olarak görülmemesidir. Diğer bir deyişle, özgürlük tanımını iktidarın yapmasına seyirci kalmanın bedeli de, sahte özgürlük algısının yarattığı gönüllü iştirakin politik kusurlarının görülememesidir. Nasıl, istediği marka lüks otomobili alma seçeneği olan birinin bunu ‘özgürlük’ olarak nitelemesine gülüyorsak, batı memleketlerinde cıbıldak denize girmeye de ‘özgürlük’ demenin de trajikomik bir politik hata olduğunu da görebilmeliyiz.

Memenin çektirebileceği, benim burada değineceğim en son acı da, memenin yaşlanması, sarkması ve deforme olmasıdır. Bu, memenin yarattığı şizofreninin belki en nihai halkasıdır - memenin yarattığı hazlar ve işlevler üzerinden okuna okuna, işlevini yapamaz hale gelmesinin, hatta eskimesinin işaretidir. Ama meme, örneğin, apandis ya da ovaryum gibi eskimez - hala oradadır, ama eski 'hali' pek yoktur. Bu memenin metamorfozunun belki de nihayetlendiğinin, ama iktidarın gene de memeyi istedi bir şekilde rekonstrükte edebileceğine dair ‘çözümlerinin’ devreye girebileceği dönemdir. Eril iktidar, kadınlar kendini daha iyi hissetsin diye nasıl saçlarını boyamalarına izin veriyorsa, memelerini de şişirmeye ve güzelleştirmeye izin verir. İşin daha da tuhafı, eskiden sadece kaza ve yanık gibi tıbbi gerekçelerin nedeniyle zaruri hale gelen durumlarda yapılan bir müdahale olan plastik cerrahinin, artık ısmarlama bir heykeltıraşlık haline gelmesidir. Küçük memeler, büyük memeler, yamuk dişler, eğri burunlar artık çirkindir. Zira, artık çözüm vardır. Meme, hatırlanmalıdır, kozmetik plastik cerrahinin en yaygın uygulandığı sahadır. Dolayısıyla, meme, saç, tırnak gibi şekillendirilecek bir uzuvdur. Doğanın metamorfuzuyla yaratılan meme algısı sahiplenilir ve yine doğanın de-metamorfozunun önüne geçmek için eril tekno-iktidarın araçları kullanılır. Meme artık, erilindir. İstediği gibi keser, biçer.

Elbette, kesmek biçmek, tehlikeli, pahalı ve riskli bir iştir. İktidar, o noktaya gelene dek, daha hafif müdahaleler yapar. Memeyi sütyenle sarar. Böylece, yukarıda saydığımız tüm acıların gerekçesi olarak memenin altı daha bir net çizilir - bu sefer hem de balenlerle.

Eril iktidarın yarattığı meme tutksaklığından, yine eril iktidarın yarattığı aygıtlarla kurtulmaya çalışmanın, değindim, bir kaç politik kusuru var. Bunun yanında, bu meselenin yarattığı en büyük acı da, eril iktidarın kendini meşrulaştırmak için artık baskı yerine daha stratejik unsurlar kullanmasının görülememesidir. Düşünür Emre Yılmaz’ın değindiğimiz alıntısında belirtildiği gibi, gönüllü esaret, estetik ya da kozmetik adıyla, dahası yarattığı ‘kendini iyi hissetme’ beyin-yıkamasıyla, sosyal kabülüyle kendini gümbür gümbür ispatlamıştır. Özgürlükçü kadınlara düşense, memenin araçsallaştırılmasına biran önce dur demektir.

Bu site, Can Başkent'in 1999 yılından beri yazdığı politik, felsefi ve akademik çalışmaların (neredeyse) eksiksiz bir derlemesidir. Bu yazılar veganizmden, beden politikalarına, dijital kültürden ahlak kuramına dek birçok konuyu kapsamaktadır.

Can Başkent'e e-posta ve twitter ile ulaşabilirsiniz.

This website collects all written output of Can Başkent since 1999. It includes his political and academical articles as well as his opinion pieces on a broad variety of issues ranging from veganism to digital culture.

You can reach Can by e-mail and twitter.