tumblr counter
Çevrimiçi Aşklar | Can Başkent

Can Başkent

logic and the rest...

ÇEVRİMİÇİ AŞKLAR

CAN BAŞKENT

0.

Büyük Veri’nin (Big Data) topluma yansıması söz konusu olunca, veri gizliliği ve mahremiyet gibi meselelerin ön plana çıkması kaçınılmazdır. Bu konuyu siyasi perspektiften inceleyen kitapların listesi oldukça kabarık (1). Fakat buna rağmen sol politikaların bu meselelere yaklaşımı hala yeterli doyuruculukta değil. Daha önceki başka bir yazımda da gelişen dijital dünyanın sol politikaya nasıl yansıtılabileceğini eşelemiştim (2). Bu yazıda ise Büyük Veri’nin pek ele alınmamış bir yansımasını inceleyeceğim. Kişiler-arası romantik ve cinsel ilişkiler bağlamında, bu büyük verinin sosyo-politik yapıyı nasıl anlamamıza nasıl yardım edebileceğini, siyaseti nasıl şekillendirebileceğini eşeleyeceğim. Bu konuyu da yeni çıkan bir kitabı ele alarak ele alacağım.

1.

Uzun bir süredir merakla beklenen (ve beklediğim) Dataclysm kitabı nihayet çıktı (3). Dünyanın en büyük arkadaş ve flört bulma sitelerinden olan OKCupid’in kurucularından birinin, sitenin yıllar içinde toplayageldiği Büyük Veri’yi inceleyerek elde ettiği sonuçları anlattığı bu kitap, dijital sosyolojinin en ilginç laboratuvarlarından birinin kapılarını açıyor bizlere (4).

Dataclysm’in kullandığı veriler, altını çizelim, kullanıcıların bir anket ya da benzeri bir formu doldurarak, bir farkındalıkla ifşa ettiği bilgiler değil. Bu veriler, birazdan detaylandıracağız, milyonlarca kullanıcının aylar ve hatta yıllar boyunca siteyi kullanırken yaptığı işlemlerin istatistiğinin işlenerek anlamlandırmaya çalışılmasıdır.

OKCupid’in veritabanı, kişiler arası romantik ve cinsel ilişkilere dair en kapsamlı ve büyük veritabanlarından biri. Dolayısıyla, bu verileri kullanarak siyasetin, özellikle feminist siyasetin kendini nasıl yenilemesi gerektiğini düşünmek anlamlı bir proje olarak beliriyor. Bu yazıda, kitabı incelerken yer yer feminist politikaya atıfta bulunacak ve bu verilerin siyasetin epistemolojisini şekillendirme imkanlarına değineceğim.

2.

OKCupid’i sansasyonel bir internet hizmeti haline getiren ilk kriter, eşleştirme algoritmasının oldukça matematiksel olmasıdır. Elbette kamuoyuna açıklanmayan bu algoritma sayesinde, her gece “OKCupid kullanıcısı 30 bin çift” ilk defa buluşmakta, bunların onda biri de uzun vadeli bir ilişkiye doğru yol almaktadır. Uzun vadeli ilişkileri sonrasında, bu 30 bin çiftin ortalama 200’ü evlenmektedir.

Sistemin insanları eşleştirirken kullandığı algoritmanın en önemli özelliği, sadece kullanıcıların yüzlerce farklı soruya verdiği cevapları değil, bu soruların onlar için ne kadar önemli olduğunu da değerlendirmesidir. Örneğin, kullanıcılar “sigara tiryakisi bir partner sizi rahatsız eder mi?” benzeri bir soruyu yanıtlarken bu sorunun onlar için nasıl bir öncelikte olduğunu da nümerik olarak belirtirler. Dolayısıyla, sistem de benzer sorulara benzer yanıt ve ağırlık verenleri eşleştirir, bunu da yüzlerce soruya verilen cevapları normalze ederek yapar. Elbette meselenin cinsel çekim kısmı da var. Kullanıcılar, ayrıca sistemin kendilerine önerdiği arkadaş adaylarına, profillerini okuyarak, resimlerine bakarak puanlar verir, bu parametreler de algoritma tarafından işlenir. Bu süreçte sıradan bir OKCupid kullanıcısı yüzlerce soru yanıtlar, onlarca profili puanlandırır. Ne kadar soru yanıtlarsa, profil puanlandırırsa, sistem o kullanıcıyı ve kullanıcının tercihlerini ve beğenilerini o kadar iyi tanır, sonuçta da o kadar iyi bir arkadaş önerisinde bulunur. Buraya kadar şaşırtıcı bir durum yok. Şaşırtıcı olansa, OKCupid’in, kullanıcıların sağladığı bu verileri, bu kitlesel verileri kullanarak elde ettiği sonuçlar.(4)

Zira, yazara göre “dijital veri bize nasıl kavga ettiğimizi, nasıl sevdiğimizi, nasıl yaşlandığımızı, kim olduğumuzu ve nasıl değiştiğimizi” göstermekle kalmıyor, ayrıca “insanların başkaları onları izlemediğinde nasıl davrandığını” da ifşa ediyor. Bu sonuçları da yazar, 55 milyon kullanıcının 3 yılda oluşturduğu verilerden heyecan verici bir şekilde, tatlı bir anlatımla damıtıyor.

3.

Erkeklerin kadınlara nasıl yaklaştığı, onları nasıl “puanladığına” dair grafik, belki de kitabın ilk şaşırtıcı tespiti. Milyonlarca kullanıcı verisine, tercihine ve beğenisine dayanarak, erkeklerin kadınlara verdiği puanların dağılımı şu şekilde olmaktaymış.

bir

Bu grafik, “erkeklerin” kadınlara genelde ortalama bir not verdiğini, en düşük ve en yüksek puanları nadiren, hem de çok nadiren kullandığı anlamına geliyor. Bu nedenle, grafik nispeten normal bir dağılım olarak görülebilir. Ezici çoğunluk ortalamalardaysa —ki ortalamanın tanımı da budur —, küçük bir azınlık da her iki uca yayılmıştır.

Şimdi erkeklerin kadınlara verdiği puanları, kadınların erkeklere verdiği puanlarla karşılaştıran grafiği inceleyelim.

iki

Bu iki grafikten çıkan sonuçları incelemek önemlidir. Kadınlar 3 puanı çok az erkeğe bahşederken, erkeklerse ezici bir çoğunlukla 3 civarında puan vermekteler. Dolayısıyla, kadınlara göre erkeklerin ancak altıda biri ortalamanın üstündedir.

Cinsiyet politikaları açısından bu grafiğin bir önemi olmalı. Erkeklerin kadınlara verdiği puanların bonkör olması, kadınların verdiği notların düşük olması cinsiyetçiliği birkaç açıdan yansıtıyor olabilir. İlk varsayımımız, kadın ve erkeğin cinsel tavırlarının sadece toplum tarafından değil, aynı zamanda evrimsel bir güdüyle de şekillendiği olacak. Bu manada, eğer bu veriler cinsiyetçiliğin kökenlerini anlamakta bir fayda sağlayacaksa, bu faydanın elde edeceği sonuçlar özcü olmak zorunda olacaktır. Bu kuşkusuz, hoş bir tablo değil. Aksi takdirde bu tabloyu okumamız, “burnu büyük kadınlarla”, “aç erkekler” teşhisinin ötesine geçemez.

Bu noktanın altını çizelim. Yeni sosyal hareketlerin insan doğasına “aykırı” olabileceği iddiası feminizm ve özellikle veganizm üzerinden sıklıkla dillendirilir. Her şey bir kenara bırakıp bu iddiayı ciddiye alsanız bile, bu verilerin bize sağladığı bilgi yine de erkek egemenliği gerekçelendirmiyor. Zira kadınların “seçici” olmasını (ki bu sonuç doğru olsa bile) patriyarkaya devşiren matematiksel veriler değil, bu verileri kendi epistemolojisinde yeniden şekillendiren patriyarkanın kendisidir.

Benzer şekilde, kadınların yaşlarını onlara en çekici gelen erkek yaşıyla ve de erkeklerin kendilerine en çekici gelen kadın yaşıyla karşılaştırdığımızda yine tuhaf veriler elde ediyor Rudder.

uc

dort

Acaba bu grafiğin evrimsel biyoloji haricinde tatminkar bir açıklaması var mıdır, bilmiyorum. Kuşkusuz, tuhaf bir lolitacılığın patriyarkal bir baskının erkekler üzerindeki yansıması olduğu açık bu verilerin. Fakat, pek de açık olmayan, bu lolitacı patriyarkanın “başarılı” olup olmadığı, bu tablo üzerindeki payı. Kısacası bu tablodaki aslan payı toplumsal mı yoksa biyolojik mi, bilmiyoruz. Ancak bilmeliyiz. Dolayısıyla, büyük veri de bu araştırmaları cesaretlendirmek açısından oldukça verimli bir saha açıyor bizlere. Ancak, tekrarlamakta beis yok, ontolojik gerçekleri yorumlarken kullandığımız gözlüğün, sıklıkla patriyarkal filtreyle kaplandığını, bu filtreden de çoğunlukla bihaber olduğumuzu da unutmamak lazım gelir.

Bu grafiğin daha da ilerisi, rasgele seçilen 10 bin erkeğin yaşlarının, 20, 25, 30, 35, 40, 45 ve 50 yaşlarındaki kadınlara ilgi ne kadar ilgi duyduğunun dağılımıdır.

bes

Bu grafik, kadınların yaşları ilerledikçe kendileriyle irtibat kuran erkeklerin sayısının hızla azaldığını, örneğin 30 yaşlarındaki bir kadını 20 ila 45 yaşlarındaki erkeklerden mesajlar aldığını göstermektedir.

Acaba, bu veriler doğruysa ve yaygınsa, cinsiyet ve doğurganlık politikaları bu verileri ne kadar kabul etmeli, bu verileri hangi istikamette, nasıl değiştirmeyi hedeflemelidir? Zira cinsel çekimin, yine bu cinsel politikalar üzerine düşünen insanlar tarafından biraz daha analitik olarak ciddiye alınması önemli bir çabadır.

OKCupid çiftlerin eşleşmesinde fiziksel çekimin önemini anlamada eşsiz veriler sağlamaktadır. Örneğin site, profil sayfasında kullanıcı profil resimlerinin boyutunu 4-5 kat büyüttükten sonra fiziksel çekicilikte pek şanslı olmayan kullanıcıların aldıkları mesajlar azalmışken, belli bir kırılma noktasından sonra, fiziksel çekimi en yüksek %20’lik dilimdekilerin aldıkları mesajlar daha yüksek oranda bir artış sağlamıştır. Yani fakir, fakirleşmiş; zenginse daha da zenginleşmiştir.

Bu oldukça ciddi bir sorun. Eğer siyaseti biyolojik itkilere feda edeceksek, cinsellikte sosyal adaleti sağlayacaksak, cinsel çekim fakirlerinin hakkını nasıl teslim edeceğiz? Bu vahşi ve indirgemeci ve belki de tek düze görsel-cinsellik algısını, feminizm nasıl eleştirmeli, bu eleştiriyi şekillendirirken de büyük veriyi ne kadar ciddiye almalıdır? Dataclysm bize bu konularda bolca veri sağlıyor, sorular sordurtuyor.

4.

Dataclysm’in ele aldığı birçok konuya bu yazıda değinmedim. Meseleyi, bir makaleye sığdırabilmek için sadece heteroseksüel çiftlere yoğunlaştım. Zira kitap, kullanıcıların birbirlerini etkilemek için gönderdikleri ilk mesajın ne kadar tereddütle yazıldığını ölçmekten tutun da, en çok kaç harflik mesajların yanıtlandığı gibi parametrelerden de söz etmekte, yeni dünyanın çiftleşenlerini anlamak için oldukça ilginç ve alışılmadık veriler sunmaktadır.

Bu makalede dile getirdiğim “ağır ve riskli” soruların yanıtını vermek bu yazının sınırlarını aşıyor. Benzer şekilde, bu verinin tek boyutlu, sadece görsellik üzerinden kurulduğu gerçeği de, bu bilgilerin cinsel politikalara yansıtılması çabasına ilave bir katman zorluk ekliyor. Fakat, tüm bu zorluklara, sınırlı veriye rağmen, bu bilgiler feminizmin internet aynasında nasıl bir yansıması olması gerektiği konusunda bize kuvvetli ipuçları sunuyor.

Notlar

1. “The Googlization of Everything”, Siva Vaidhyanathan, University of California Press, 2011, güzel bir başlangıç olabilir.

2. “Sol ve Bilişim”, Can Başkent, Bilim ve Gelecek, sayı 127, Eylül 2014.

3. Dataclysm, Christian Rudder, Crown: New York, 2014. Makaledeki grafikler de kitaptan alınmıştır.

4. İnternet ekonomisinin yarattığı “ücretsiz hizmetlerin” nasıl işlediğini görmek için bu önemli bir nokta. OKCupid, tıpkı GMail gibi hizmeti son kullanıcıya ücretsiz sunmasına rağmen, kullanıcıları gönüllü ve çoğu zaman dürüstçe verdiği bilgileri kullanarak, satarak ve işleyerek çarkı döndürür. Bu mahremiyet ticareti apayrı bir yazının konusu. Hele OKCupid gibi mahremiyet ve özel hayat üzerinden işleyen hizmetlerde, bu konu daha da merkezi bir konuma yerleşiyor ister istemez.