tumblr counter

(Eşcinsel) Evlilikleri ve Anarşizm: Feminizmi Yeniden Kurabilmek | Can Başkent

(EŞCİNSEL) EVLİLİKLERİ VE ANARŞİZM: FEMİNİZMİ YENİDEN KURABİLMEK

CAN BAŞKENT

Hangimizin gözleri yaşarmamıştır ki ABD’de eşcinsel evliliği yasallaştıran kararı okurken. Metnin etkileyiciliğine bakar mısınız?

No union is more profound than marriage, for it embodies the highest ideals of love, fidelity, devotion, sacrifice, and family. In forming a marital union, two people become something greater than once they were. As some of the petitioners in these cases demonstrate, marriage embodies a love that may endure even past death. It would misunderstand these men and women to say they disrespect the idea of marriage. Their plea is that they do respect it, respect it so deeply that they seek to find its fulfillment for themselves. Their hope is not to be condemned to live in loneliness, excluded from one of civilization’s oldest institutions. They ask for equal dignity in the eyes of the law. The Constitution grants them that right. The judgment of the Court of Appeals for the Sixth Circuit is reversed. It is so ordered.
Hiçbir birliktelik evlikten yüce değildir. Zira evlilik; sevginin, sadakatin, bağlılığın, fedakarlığın ve ailenin en yüksek idealini somutlaştırmaktadır. Evlilik birliği oluşturulurken, iki insan önceye göre daha önemli bir hale dönüşürler. Bu davalardaki kimi başvuru sahiplerinin gösterdiği gibi, evlilik, ölümü bile aşan bir sevgiyi ifade edebilmektedir. Bu kadın ve erkeklerin evlilik fikrine saygı duymadığını iddia etmek, onları yanlış anlamaktır. Bu insanların itirazları evlilik fikrine saygı duydukları, hatta bu fikre kendileri için gerçekleştirmek isteyecek kadar saygı duyduklarıdır. Umutları, suçlanarak yalnızlık içinde yaşamamak ve uygarlığın en eski kurumlarından birinden dışlanmamaktır. Bu insanlar, hukukun önünde eşit statü istemektedir. Anaysa bu insanlara bu hakkı vermektedir. ABD Danıştay’ı 6. Dairesi’nin kararı tersine çevrilmiştir. Mahkememizin hükmü budur. (çeviri hataları benimdir)

Amerikan Yüksek Mahkemesi (Supreme Court of the United States), kararlarıyla gerek siyaseti, gerekse siyaseti şekillendirmeye çalışan toplumsal ahlakı yapıp bozmakla meşhurdur. Hep zikredilir, 1970’lerin başında aldıkları kürtaj kararı etkileyicidir, zira toplumların kürtaj algısını da kürtaj yaptıran kadın algısını da hem hukuki hem de ahlaki zeminde geri dönüşü olmayacak şekilde değiştirmiştir.

Şimdi de mahkeme, yaklaşık elli yıldır süren bir hak mücadelesini tanıdı. Kuşkusuz bu kararın iki temel önemi var. Bir, bu karar ayrımcılığa karşı alınmış tereddütsüz bir zaferdir. İki, Amerika’nın ilerici eyaletleri (kuzey), tutucu ve dindar eyaletlere (güney) karşı bir zafer daha kazanmıştır. Bu yazıda birinci faktöre eğilecek, ayrımcılığın temelini tekrar anımsamaya çalışacağım evlilik özelinde. Zira, kafa kurcalayan sorun aslında nispeten temel bir sorun: evlilik neden şimdi yine matah bir hale gelir oldu, bütün bu feminizm okumalarımıza rağmen?

İddiam basit. Anarşizm gibi ideolojilerin hak arama mücadelelerinde bocalamasının aslında, bu hakları hukuki bir cömertlikten çıkarıp sıradanlaştırma gayretinin bir emaresi olduğunu öne süreceğim.

Anarşizmin bu bocalamasını birçok zeminde görmek mümkün. Askere alınmak ve evlenmek isteyen LGBTİ bireyler, kadınların mecliste temsilinin arttırılması, seçim barajının düşürülmesi gibi meseleler anarşizmi kategorik olarak zorlar. Eğer, evliliği ikinci dalga feminizm gibi bir zorbalık kurumu olarak görüyorsanız ve temsili demokrasinin de bir şarlatanlık piyesi olduğuna inanıyorsanız, bu mücadeleleri anarşist ideolojide bir yere oturtmak zorlaşır. Günü kurtarmak için ya anarşizmi feda etmeniz gerekir ya da ilkeleriniz uğruna ezici çoğunluğun siyasetine dahil olmamayı tercih etmek zorunda kalırsınız.

Eşcinsel evliliği meselesindeyse önemli bir nokta var. Acaba, eşcinsel evlilikleri, klasik anarşizmin karşı çıktığı aile kurumunu ve cinsiyetçiliği sarsar mı? İki erkeğin kurduğu bir aile cinsiyetçi olabilir mi? Lezbiyen evlilikleri kadını ezer mi? Serin kanlı bakıldığında elbette bu sorulara kategorik olarak negatif yanıt vermek mümkün değil. Eşcinsel çiftlerde de aile içi şiddet pekala görülmektedir, benzer şekilde eşcinsellerin maço olmayacağına dair bir delilimiz yoktur. Fakat, nihayetinde temel soruya verilebilecek tek mantıklı cevap ‘henüz bilmiyoruz’ olacaktır. Kitlesel eşcinsel ailelerin henüz görülmediği toplumlarda, bu ‘kurumun’ nasıl bir ayrımcılığa yol açacağını ön görmek kolay değil.

Bu bilinmezlik ışığında, evlilik kurumunun belalarından sadece heteroseksüelleri değil LGBTİ bireyleri de korumak anarşizmin boynunun borcudur. Şüphesiz, LGBTİ bireyleri evlilik hakkından mahrum bırakmanın, tıpkı evli olmayan heteroseksüel çiftlerin sahip olamadıkları hakları gibi ağır bedelleri vardır: hastanede partneriniz için karar veremezsiniz, birlikte ev kredisi almanız çok zordur, mirasınızı partnerinize bırakmanız zorlaşır, evlat edinmeniz imkansıza yakındır.

Bunların bir kısmı halihazırda cinsel kimlikten bağımsız birer ayrımcılıktır. LGBTİ bireyler, bunların üzerine bir de homofobik ayrımcılık ve kötü muameleye maruz kalır.

Fakat bunun tersini düşünürken dikkatli olmamız gerekir. Evlilik hakkı belki evlenememişlere yönelik temel ayrımcılığın bitmesine yasa zoruyla engel olur. Peki, bu homofobiyi gerçekten ortadan kaldırır mı? Acaba kadınların boşanma “hakkını” elde etmeleri cinsiyetçiliği bitirdi mi? Acaba meclislerdeki kadın temsil oranının global olarak bu kadar düşük olmasının nedeni kadınların seçme ve seçilme hakkına sahip olmaması mı?

Bu uslamlamanın temel hatası sebep-sonuç ilişkisini hatalı kurması. Örneğin, kadınların temsili sorununda mesele kadınların oy kullanamaması değil, cinsiyetçiliktir. Oy hakkının cinsiyetçiliğe darbe vuracağını düşünmek oldukça kusurlu bir uslamlamadır. Benzer şekilde, kadınlara ücretli annelik izni vermek de onların mecliste daha yüksek oranda temsil edileceğine dair birebir ipucu sağlamaz. Ücretli annelik izni iyidir elbette ama cinsiyetçiliği çözmez, kimilerine göre devlet eliyle kuvvetlendirir de - zira böylece kadının annelik ve ev-kadınlığı rolü pekişmiş olur.

Kısacası, eşcinsel evlilik hakkının homofobiye darbe vuracağını hayal etmek için henüz erken. Minimal yasal hakların tanınmasının, siyasi mücadeleyi zayıflatması, yer yer sıfırlamasıysa egemenlerin bilindik stratejilerindendir. Memleketin askerlik sorunu için, örneğin, vicdani ret ya da antimilitarizm mücadelesinden ziyade bedelli askerlik kampanyalarının daha fazla ses getirmesi gibi, evlilik hakkının, siyasi LGBTİ hareketini zayıflatma riski olduğunu düşünmek acelecilik olmaz.

Eşcinsel evlilik hakkının en büyük riski, normu yeniden tanımlaması, normun dışında kalan birliktelikleri (evlenmek istemeyenlerden tutun da, çoklu birlikteliklere, çocuksuz akraba çiftlere) hala dışlamasıdır. Nihayetinde, evlilik normuyla doğru ve kabul edilebilir birliktelikler tanınmakta ve daha önemlisi korunmaktadır. Dolayısıyla, normu genişletmenin yanında, bu normun baskıcı ve kısıtlayıcı yönleri nedeniyle (elbet makul sınırlar içinde) ilga edilmesi için çabalamak da siyasi mücadelenin sonraki adımıdır. Bu iradeyi henüz LGBTİ hareketten görememek de bu yazıdaki karamsarlığın nedenidir.

Kısacası mesele sadece kimlerin evlenebileceği değil, tüm bunlara rağmen yine de evlenmeyenlerin, evlenmek istemeyenlerin ve evlenemeyenlerin haklarıdır.

Bu site, Can Başkent'in 1999 yılından beri yazdığı politik, felsefi ve akademik çalışmaların (neredeyse) eksiksiz bir derlemesidir. Bu yazılar veganizmden, beden politikalarına, dijital kültürden ahlak kuramına dek birçok konuyu kapsamaktadır.

Can Başkent'e e-posta ve twitter ile ulaşabilirsiniz.

This website collects all written output of Can Başkent since 1999. It includes his political and academical articles as well as his opinion pieces on a broad variety of issues ranging from veganism to digital culture.

You can reach Can by e-mail and twitter.