tumblr counter

Liv Ne Oldu Sana? | Can Başkent

LIV NE OLDU SANA?

CAN BAŞKENT

Erken "Theatre of Tragedy" hayatımın gruplarındandır. Fakat, grubun son yıllarda kaydığı mecra pek de ilgimi cezbetmiyor. Zira "Velvet Darkness They Fear" gibi etkileyici, arabeskçilerin dediği gibi "damardan" bir albüm, tüm mürit kitlesiyle birlikte benim de, gruptan beklentilerimi insan algısının en üst sınırlarına dek çıkarmıştı. Ama en sonunda beklenen oldu, grup, biraz önce de değindim, benim müzik beğenim anlamında tuhaf mecralara kaydı.

Theatre of Tragedy'yi gotik müzik çevrelerinde bu kadar vazgeçilmez kılmış olan en önemli faktör, aslında grubun sahip olduğu kadın vokaldi: Liv Kristine. Norveç fiyordlarının ferah serinliğine sahip endamı, platin rengi saçları, İskandinav göklerinin asla sahip olamayacağı mavilikteki gözleri, dolgun memeleri ve korsesini geçirdiği ince beli, gotik müzik piyasasında Liv'i bir ilahe yapmıştı.

O zamana dek Liv'in sürüklediği Theatre of Tragedy birden tuhaflaşınca, nedeni hala tam olarak açıklanmayan bir sebeple Liv gruptan çıkarıldı. Fakat, bu Liv için yeni ama tuhaf bir başlangıç oldu her mutsuz son gibi. Bir kaç yıl sonrasında kocasıyla birlikte yeni bir grup kurdu ve hatta solo albüm çıkardı. Yeni grubu Leaves' Eyes, beklenebileceği gibi, gene gotik metal alemlerinde oldukça popüler oldu. Fakat, Liv artık eskisi gibi değildi. Artık grubunun "frontwoman"ıydı, bir çok video klipte, grubun diğer elemanları hiç ama hiç görünmese de, kamera artık sadece Liv'in güzel yüzüne ve dolgun memelerine odaklanıyordu. Liv, kliplerde amiyane porno filmlerden alışık olduğumuz standart figürleri, belki biraz daha elit bir şekilde, sergiliyordu. Dahası, bir çok İskandinav metal grubunun yaptığı gibi, albüm konseptlerinin dayandığı gerzek İskandinav ve Viking efsanelerinden folklorik bir tarzda söz ettiği röportajlarını, artık grubun 'frontwoman'ı olarak vermekteydi. Ama her şey bir yana, beni asıl rahatsız eden, gotik metalde artık ürkütücü boyuta gelen, sesi güzel olan kadın vokalistin vücudunun da güzel olması zorunluluğuydu. Bununla beraber, kadın vokalin promosyon icabıyla piyasada öne sürülmesi, video klipler gibi tüm promosyonlarda neredeyse sadece seksi kadın vokalin kullanılması da artık klişeleşmişti.

Gotik metal, tanım mahiyetiyle geniş pazarlama "imkanları" tanıyor müzik şirketlerine. Zira görsel imajın her sosyal sınıfa rahatlıkla satılabilmesi, bilhassa gotik metalde oldukça kolay. Liv, Atrocity grubunda çalan kocası ve 'diğerleriyle' Leaves' Eyes'ı kurunca, bu pazarlama stratejilerinin dışına çıkmadı. Liv, ya da tam adıyla Liv-Kristine Espanaes Krull, web sitesinde kendini "eşsiz ve baştan çıkartıcı sese sahip karizmatik şarkıcı" olarak nitelemekte ve her nabza şerbet vermek için de kült black metal grubu Cradle of Filth'in Nymphetamine şarkısına (ki adı güzel, kendi güzel bir Cradle of Filth şarkısıdır) yaptığı konuk vokalistliği, belki de Dani Filth ile yarattığı estetik kontrastın altını çizerek, vurgulamakta ve elbette, bu şarkının "meşhur" Grammy adaylığına da değinmekteydi. Bir ticari mucize olan Cradle of Filth'i eleştirmek haddim değil, zira halen bir çok boşkafa metalcinin ceplerini kolaylıkla boşaltabiliyorlar ve öte yandan bu benim için bir kaygı yaratmıyor.

Ancak, sevdiğim müziklerin, özellikle cinsel sömürü ve cinsiyetçiliğe açık görsel imajlara ve ögelere potansiyel olarak sahip olmalarına rağmen, bu kadar da kolay sömürülmesini kabullenmek istemiyorum. Liv özelinde ve dinlediğim kadın vokalistli diğer gotik metal grupları (Lacrimosa, After Forever, Theatres des Vampires, L'ame Immortelle, Flowing Tears vs..) genelinde ve dinlediğim kadın vokalli diğer metal grupları (örneğin "liseli" kostümlü Maria'nın In This Moment grubu) evrenselinde, değindiğim cinsiyetçi öğelerin bertarafını talep etmek anlamsızdır, kabul. Fakat sanırım, müziği kulaklarımız yerine pipi ve kukularımızla dinlemekten sakınmanın en kolay yolu video kliplerden ve diğer pazarlama görselliklerinden uzak durmak. Zira, Liv'in kliplerini izleyene dek bu kadar dolgun memeleri olduğunu bilmiyordum, çünkü sesinden bunu anlamak pek mümkün olmuyordu. Açıktır ki tanım itibariyle işitsel olan müziği, ilave bir destekle itelemek istiyorsanız, tek doping sahanız görselliktir. Bunun da en kolay yolu CD kitapçıkları, posterler, web siteleri ve video kliplerdir. Dolayısıyla, Leaves' Eyes ve diğer tüm seksi kadın vokalli gotik metal gruplarının cinsiyetçi sömürüsüne ortak olmamak için en basit yol, yukarıda saydığımız promosyon ürünlerinden uzak durmak olarak görünüyor.

İşin daha da garip yanı, gotik metal dahil olmak üzere bir çok metal türünde, piyasaya sayısal olarak ezici bir biçimde egemen olan erkeklerden müteşekkil grupların da, kendilerince bir tür maskülen erkek modeli yaratmaya çalışmalarıdır. İnanılmaz uzunluktaki fönlü saçlarını sallayarak, idrarıyla alanının belli eden canlılar gibi, grup üyesinin kendi iktidar sahasının yaratması veya vokalin brütalliğiyle yaratılmak istenen maskülen imajın, çiftleşmek istediği dişinin ilgisini çekmek için pesten gaklayan kuşlarınkine benzemesi ya da grupların sahnede yarı ya da 3/4 çıplak olarak endam etmeleri de, kadın gotik metal grubu üyelerinin yarattığı cinsiyetçi feminenlik kadar olamasa da, zira müzik dinleyicilerinin çoğu heteroseksüel erkektir ve sahnedeki 'maskülen' erkeğe ilgi duyamamaktadır, sözü edilen müzik piyasasının yabancı olmadığı teatral ögelerdir. Dolayısıyla adaletin tecelli etmesi için, benzer motivasyonlarla, henüz dikkate mazhar boyutlara ulaşmış olamasa da, gotik metal camiasında yaratılmaya çalışılan baskın/üstün/maskülen erkek prototipine de karşı durmak gerektiği unutulmamalıdır.

Gotik metalin, tarihi ve tanımsal kimi niteliklerinin, yukarıda uzun uzun betimlediğimiz cinsiyetçi yorumlamalara açık olduğunu belirttik. Elbette bu görsel öğeler, kimi teatral açılımlar ve de sanatsal yaratımlar için de kolay malzemelerdir. Bir sosyolojik fenomen olarak müzik fanlarının hareketliliğini incelemek haddim değil, fakat sadık ve yılmaz bir gotik metal dinleyicisi olarak, cinsiyetçi pazarlama tekniklerinin dinleyicinin olası teatral açılımları ve sanatsal yaratımları göz ardı etmesine neden olduğu tespitinin kolay olduğunu vurgulamam gerekli. Bununla başa çıkmak için basit yöntemlerim var, bunları belirttim.

Fakat önünde sonunda, dinlediğim gruplarının tek resimlerini bile görmediğim eski güzel günleri aramıyor değilim. CD ve kaset kapağı ve kitapçıklarında grubun tek bir fotoğrafının olmadığı günlerde, grubu ilk olarak ete kemiğe bürünmüş olarak konserlerde görmenin o tuhaf şaşkınlığı, sanırım müziğin sadece kulağa hitap ettiği güzel günlerin hoş bir anısıydı. Fakat bu anıyı tersten okumak da, kadın vokallerin güzelliğinden etkilenip, müziklerini geri plana atma ihtimali nedeniyle beni hala ürkütüyor.

Not: Bu yazı, ilk Leaves' Eyes konserime (9 Nisan 2007) gitmeden önce yazılmıştır. Liv'i dünya gözüyle görmeden önce bu yazıyı yazdığımı belirtmeliyim.

Bu site, Can Başkent'in 1999 yılından beri yazdığı politik, felsefi ve akademik çalışmaların (neredeyse) eksiksiz bir derlemesidir. Bu yazılar veganizmden, beden politikalarına, dijital kültürden ahlak kuramına dek birçok konuyu kapsamaktadır.

Can Başkent'e e-posta ve twitter ile ulaşabilirsiniz.

This website collects all written output of Can Başkent since 1999. It includes his political and academical articles as well as his opinion pieces on a broad variety of issues ranging from veganism to digital culture.

You can reach Can by e-mail and twitter.