tumblr counter

NATO'yu Nasıl Bloke Ettik? | Can Başkent

NATO'YU NASIL BLOKE ETTİK?

CAN BAŞKENT - BAŞAK AYTAÇ

Her şey 2001 Eylül’ünde Sığacık’ta düzenlenen seminerde başladı. (Antimilitarizm ve Feminizm: Pratik ve İdeoloji. www.savaskarsitlari.org/arsiv.asp?ArsivTipID=8&ArsivAnaID=4046&SayfaNo=1; http://www.ainfos.ca/01/oct/ainfos00166.html) WRI’dan (War Resisters’ International – Uluslararası Savaş Karşıtları) Andreas Speck, WRI’ın 15 Mayıs 2002 için uluslararası katılımlı bir şiddetten arınmış doğrudan eylem organize etmek istediğini anlatıyordu. Avrupa’da stratejik bir noktada, özellikle Balkanlardaki vicdani red sorunlarına dikkati çekmek için bir eylem düzenlemeyi öneriyordu. Elbette öneriyi sıcak karşılamış, ve ne tür katkılarda bulunabileceğimizi sormuştuk. Türkiyeli aktivistlerin, şiddetten arınmış doğrudan eylemleri pek sık gerçekleştiremediğini, dahası bu topraklarda ve kültürlerde şiddetten arınmış geleneğin pek olmadığını, hatta ve hatta Avro-sentrik şiddetten arınmış teorilerin bu toprakların kültürlerine pek uymadığını düşündüğümüzden; Andreas’ın sözünü ettiği eylem tasarısı biraz hayal gibi görünmüştü bize. Şiddetin, maalesef, temel çatışkı çözüm aracı olduğu bir kültürler kümesinde, haliyle, meramınızı şiddetten arınmış bir şekilde anlatmayı denemek oldukça efor istiyor. Kaldı ki, legallik-illegallik sınırının tamamıyla otoritelerin keyfiyle belirlendiği bir üçüncü dünya ülkesinde, şiddetten arınmış eylemlerin, itaatsizliklerin, vicdani retlerin oldukça büyük risk taşıyor göründüğünü de biliyorduk. Öte yandan da, toplumsal değişim, dönüşüm, devrim için bir şeyler yapmak gerektiğini; bunun da şiddetten arınmış yöntemlerle yapılması gerektiğini düşünüyorduk. Şiddet, tahakküm, itaat ve hiyerarşi sistemine karşı çıkarken; elbette adı geçen kavramlardan ayrışmamız ve doğrudan eylemliliklerle devletlere, hiyerarşik kurumlara ve otoriteye ihtiyaç olmadığını kanıtlamaya; dahası bizlerin (küçük ilgi gruplarının); dayanışma içerisinde, her şeyi, devletten daha iyi, daha ahlaklı, daha ivedi –ve daha doğru- yapabileceğimizi göstermeliydik. Bunun yöntemi de elbette doğrudan eylemlilikler. Otoriteyi yadsıyan ve onunla işbirliği yapmayan eylemlilikler; bizlere her açıdan olumlu gözükmesinin yanı sıra; içsel bir strateji özelliği de sağlıyordu elbette. Hal böyleyken WRI’dan gelen bu fikir; bizde oldukça yüksek adrenalin salgısına yol açtı. Doğu Avrupa ülkelerinin militarizmini, eski-Federal Yugoslavya ülkelerindeki uluslararası askeri müdahaleleri ve bu askeri müdahalelerin ne olduğunu anlatabilmeyi denemek, sonrasında da vicdani reddin –legal değil, insani- bir hak olduğunu haykırmak ve herkesi ahlaki, vicdani, politik, dini (veya her ne nedenle olursa olsun) vicdani retlerini ilan etmeye çağırmak gerçekten bizleri için oldukça iyi bir eylem olabilirdi.

Seminerden sonra, ocak (2002) ayında, Andreas bize eylem projesini tekrar hatırlattı. Birkaç teknik yazışmadan sonra gidebileceğimizi anladık, ve eylem projelerine koyulduk. İki Ankara’dan, 1 İzmir’den olmak üzere, 3 kişi gidecektik. 7 Mayıs gecesi, Almanya’ya hareket ettik. Almanya aktarmalı bir uçak-tren kombinasyonu ile, Belçika’ya vardık. Eylemden önce bir hafta tartışmalar, hazırlıklar ve antrenman (training) yapacaktık. Küçük bir kasaba olan Schellebelle’de küçük bir çiftlik evindeydik. Eylem grubunun birbirine ısınması ve kaynaşması için küçük, merkezi olmayan bir konaklama mekanı seçilmişti. Yemekleri de çiftliğin mutfağında kendimiz yapacaktık. Bu tip küçük ayrıntılar eylem grubunun yakınlaşması ve birbirine güvenmesi için de olumlu ve yararlı olanaklardı.

8 Mayıs itibariyle biz Türkiye, Hırvatistan, İngiltere, Almaya, Hollanda, Belçika ve İspanya katılımcılarıyla birlikteydik. Eylemin tarzı ve hedefi üzerinde konuşmaya başladık. NATO... Brüksel’de oldukça şehir dışında olan NATO genel karargahının ana giriş kapısının fotoğraflarını inceledik. Nasıl bir blokaj yapacağımızı tartışıyorduk. Kendimizi kapıya kilitlemek, kapının önünde oturmak, kapıdaki güvenlik kulübesinin üstüne tırmanmak gibi birkaç fikir üzerinde tartıştık. Ayrıca, birkaç ilginç fikir daha ürettik: NATO’nun bahçesine tohumlar serperek çimenliğin, bahçeye dönüşmesini sembolize etmek; kendimizi baştan aşağı boyaya bulamak (böylece, güvenlik görevlilerinin bizleri eylemi yapmaktan alıkoyması oldukça zor olacaktı. Bu fikir, İspanya’daki total red hareketinde –Insimusion Total- sıkça kullanılmıştı.); askeri bölgenin “militarist virüs”ten arınması için NATO arazisini dezenfekte etmek.. İlginç, etkili ve yaratıcı özlerini şiddetten arınmış antimilitarist eylemlere sunana bu fikirler, oybirliği ile kabul edilmedi.

9 Mayıs günü, katılımcıların taleplerini, kendi gruplarının amaçlarını konuştuk. Bu arada elbette, katılımcıların ülkelerindeki vicdani red hareketinin durumunu öğrendik. Ayrıca Belçikalı arkadaşlarımızdan, Belçika adalet ve güvenlik sistemi hakkında özet bir hukuki bilgi aldık. Örneğin, eğer, çitleri kırıp içeri girmeye çalışacaksak; dışarıda değil de içeride yakalanmamızın daha iyi olacağını öğrendik. Çünkü, NATO arazisinin içinde yakalandığınız takdirde, suçunuz politik bir suç olduğu için neredeyse hiç ceza almıyordunuz; fakat çitleri kırıp içeri girmeye çalışırken, eğer tesise giremeden yakalanırsanız “mülke zarar” suçundan dolayı hiç de az olmayan bir ceza almanız söz konusu olabiliyor.

Tartışmanın ilerleyen zamanlarında, NATO ve güvenlik ya da polisle muhatap olup olmayacağımızı tartışmaya başladık. Hemfikir olduğumuz noktalardan biri, bir polis sözcüsünün olması gerektiğiydi. Multilingual bir topluluk olmamamızın elbette en önemli dezavantajı iletişimdi. Eylemcilerin Belçika yetkilileriyle iletişim kurmaları neredeyse imkansız olacaktı. Bir de elbette medya sözcüsü belirledik. Bir çok medya kuruluşuna eylem yer-zaman belirtilmeden haber verildi. Basın sözcüsünün görevi, eylemin amacını ve niteliğini basına anlatmaktı.

Ertesi gün ise isteklerimizi belirlemeye çalıştık. Bunu için önce vicdani red hareketinin ve vicdani retçilerin yaşadığı sıkıntıları sıraladık. Şöyle ki;
* Orduların profesyonelleşmesi: Özellikle Batı Avrupa’da orduların profesyonelleşmesi ve akabinde zorunlu askerliğin kaldırılması vicdani red hareketi için önemli bir handikap oluşturuyordu. Antimilitarist hareketin kitlesi orduların profesyonelleşmesiyle oldukça düşmüştü. Devletler de, bu yolla –göreli- meşruiyetlerini sağlama gayretine giriyorlardı.
* Silah ticareti: Özellikle uluslararası şirketlerin oluşturdukları devletler ve uluslarüstü konsorsiyumlar, -göreli- legal ve –göreli- illegal grupların silahlanmasını ivmelendirip, iki taraflı bir militarist yapının oluşması için çalışıyorlar; hal böyleyken kitlesel ve bireysel imha aletlerinin satışının ve üretiminin engellenmesi, antimilitaristlerin ilk amaçlarından biridir elbette.
* Keyfi gözaltı: Bir çok Balkan ve Doğu Blok’u ülkesinde (Türkiye dahil) ve özellikle İsrail’de, vicdani retçilerin keyfi gözaltına tabii tutulmaları oldukça sık yaşanan bir durum. Hukuki boyutuyla açıklanmaya çalışırsak; keyfi gözaltı, bireyi aynı suçtan dolayı birden çok kez alıkoyma anlamına geliyor. Vicdani retçiler, bir çok ülkede, askerlik hizmetini yapmadıkları için birden çok kez “asker kaçaklığı, emre itaatsizlik vb.” suçlarından cezalandırılıyorlar. Burada garip olan, cezalandırılmak değil; retçinin askere gitmediği için sürekli aynı cezaya çarptırılması. Hukuki bir sorun olmasının yanında, retçileri yıldırmak, bıktırmak ve onların kendilerini umutsuz hissetmesi için bilinçli ve -genelde- sistematik uygulanan bir yöntem keyfi gözaltı.
* Ayrıca askeri harcamaların yüksekliğin vurgulamak, NATO’ya katılmanın hiçbir topluma, vaat edileni kazandıramadığını vurgulamayı da düşündük.

Öte yandan taleplerimiz ve dikkat çekmek istediklerimiz de bir liste oluşturabiliyordu.
* Balkanlarda vicdani ret hakkının tanınması.
* Maddi red: Bir çok Batı Avrupa ülkesinde ve ABD’de askeri harcamalar için alınan vergiler ayrı. Maddi red (fiscal objection) olarak adlandırılan kavram; insanlardan bu vergiyi (muhtemelen diğerlerini de) vermemelerini talep etmek anlamına geliyor.
* Vicdani retçilerin iltica hakkının bir insan hakkı olarak tanınması: Vicdani retçiler, özellikle AB dışı ülkelerdekiler, ahlaki ve politik tutumları nedeniyle oldukça sıkıntı yaşıyorlar. Belli düzeyden sonra katlanılmaz hale gelebilen bu baskılar, retçiyi siyasi sığınma ile başka bir toplumda sığınmaya zorlayabiliyor. Dolayısıyla, fikirleri ve bu fikirlerini hayatına yansıttığı için sıkıntı çeken bireylerin, iltica hakkı bir insan hakkı olarak tanınmalıdır.
* Tutsak vicdani retçilere destek olmak: Dünyanın bir çok yerinde zamanını hapiste geçirmek zorunda kalan retçilerle uluslararası dayanışmayı sıklaştırmak.

Yukarıda sıralanan hususlarda bir çok fikir ürettik. Bazıları;
* Herksin ölmeyi ve öldürmeyi reddetme hakkı vardır. Fakat bu “hak” legal bir prosedürü değil; insanların doğuştan sahip olduklarına işaret ediyor. Ayrıca, herkes nerede isterse orada yaşama hakkına sahiptir. Hapisteki tüm vicdani retçilerin derhal salıverilmesini de talep ediyorum.
* Herkes, akabinde hiçbir sorun yaşamadan, dilediğini yapmakta özgürdür. (vicdan temelli sosyopolitik eylemler kastedilerek )
* Vicdani red hakkını talep etmek biraz sorunlu bir yaklaşım olabilir. Devletler size bu hakkı verip, “Kapa çeneni” diyebilirler.
* “Vicdani red hakkı” sözüyle kastedilen, bir talepten ziyade bir “bildiri”. Doğrudan eylemler; “Sizden bir şey istemiyoruz; bizzat kendimiz yapıyoruz” anlamına gelir.
* Uluslararası boyutta, insan hakları, bireylere doğuştan gelen haklar olarak atfediliyor. Ayrıca, bunlar devletleri sınırlandıran bir özelliğe de sahipler.

Tartışmamalarımızın devamında, slogan aramaya başladık. Genel tartışmalar gibi, bu tartışma da İngiliz dilinde yapıldığı için, ürettiğimiz sloganlar konusunda fazla detaya girme şansımız yok. Öte yandan eylem sırasında, gerilim yaratmamak için slogan atmamaya karar vermiştik. Haliyle bulduğumuz sloganlar; yazacağımız bildiride ve afişlerde kullanılacaktı. Ürettiğimiz onlarca slogandan bazılarını yazmak gerekirse;
* (Devlet ve ) Ordu için, ne bir erkek, ne bir kadın, ne bir cent.
* Barış, ordulara/NATO’ya/militarizme bırakılamayacak kadar önemlidir.
* Hiçbir ordu barışı savunamaz.
* Barış insanlar tarafından tesis edilir, ordular tarafından değil.
* Vicdani retçi ol, katil değil.
* Vicdan insanidir, silahlar değil.
* NATO:: North America Terror Organization (NATO:: Kuzey America Terör Organizasyonu)

Daha sonra bu sloganların yardımıyla, bir bildiri yazmaya başlayacaktık. “Schellebelle Deklarasyonu” adını verdiğimiz bu bildiriyi, 15 Mayıs’ta açıklayacaktık.

Öğleden sonra, Belçikalı deneyimli arkadaşlar; kendini kilitlemenin nasıl yapıldığı hakkında bizlere bilgi verdi. Olası risklerden ve olası tehlikelerden söz ettik. Bu arada, AB-dışı bir ülkeden gelen bizler, kendini kilitleme eyleminin risklerini alamayacağımıza karar verdik. Aralarında serbest dolaşım hakkı olan AB üyesi ülkelerden gelenler için bu eylem, fazla risk taşımayabilirdi. Türkiyeli bir arkadaşımız; pankart tutarak, eylemde birinci dereceden rol alacaktı. Artık yavaş yavaş eylem gününün yaklaştığını hissedebiliyorduk.

Hafta sonu, NATO’yu görmek için 2 saatlik bir yolculukla NATO Genel Karargahına gittik. Hedeflediğimiz ana kapıyı, güvenlik barikatlarını ve diğer bir çok ayrıntıyı yakından gözlemledik. Toplu Brüksel seferimizi, biralarımızı yudumlayarak sonlandırdık.

15 Mayıs’a birkaç gün kalmıştı. Fransız ve Makedon arkadaşlarımızın katılımıyla 11 kişi olmuştuk. Bu 11 kişi bir haftalık bir hazırlıktan sonra, NATO’yu bloke edecekti. Kendini kilitleyecek arkadaşların da belirlenmesiyle, artık ciddi rol antrenmanlarına başlamamalıydık. Bazılarımız polis, bazılarımız aktivist, bazılarımız gözlemci oldu. Rollerin gerektirdiği şekilde, birkaç antrenman yaptık. Eksiklerimizi ve hatalarımızı gördük.

Heyecan artıyordu. Ertesi gün 15 Mayıs’tı ve bizler 11 kişi olarak NATO’ya gidecek ve oraya hiç değilse bir süreliğine bloke edecektik. Dağıtacağımız bildiri de hazırdı.


Barış militarizme bırakılamayacak kadar önemlidir

Barışa sahip çık. Vicdanını dinle ve savaşı reddet.

Bizler, İspanya, Hırvatistan, Makedonya, Türkiye, Finlandiya, Belçika, Hollanda, Almanya, İngiltere ve Fransa’dan gelen antimilitaristler ve vicdani retçileriz. 15 Mayıs Dünya Vicdani Retçiler Günü’nde, NATO karargahındayız. Çünkü NATO, küresel baskı sistemini canlı tutan uluslararası militarizmin sembollerinden biri. Barış, demokrasi ve özgürlüğün koruyucuları olduklarını iddia etseler de, ordular, “insani” dedikleri müdahalelerle bu değerlerin kaybına neden oluyor. Burada yaptığımız, şiddetten arınmış doğrudan eylemle militarizmin günlük işleyişini engellemek ve militarist mekanizmanın rahatça işlemesine müdahale etmek.

Bizce hiçbir ordu barışı savunamaz; çünkü orduların doğası, şiddeti sorunları çözme yöntemi olarak besler. Ayrıca, insanların vergilerini askeri harcamalarla israf eder; silah sanayisinin ve silah ticaretinin sürmesini sağlar. Topluma hiyerarşi, itaat, cinsiyetçilik, homofobi gibi olumsuz değerleri empoze eder. Militarizm, her olanağı ve aracı toplumu militarize etmek için kullanır. Militarizmin bu süreci, 11 Eylül 2001’den sonra daha da ivmelendi. Artık, kendi hayatlarımızın seyircileri olmaya devam edemeyiz. Barış, savaşın yokluğundan daha fazlasıdır; barış, militarizme karşı aktif direnişi gerektirir. Toplumsal adalet, eşitlik ve özgürlük olmadan barış olmaz. Barışı yaratabilmek için, inşa etmek istediğimiz toplum biçimiyle uyumlu eylemlere ihtiyacımız var; şiddetten arınmış çatışkı çözümü, sivil itaatsizlik, -şiddet değil- barış kültürü.. Her insanın bir vicdani vardır, yapmamız gereken onu kullanmak ve kendi direniş yollarımızı bulmak.

Bu yüzden savaş ve savaş nedenleriyle işbirliği yapmayı reddediyoruz ve hepinizi işbirliği yapmamaya çağırıyoruz. Ayrıca herkesi; bu direnişi gerçekleştirenlerle dayanışmaya davet ediyoruz. Dünyanın farklı yerlerinde bir çok insan; madden, bedenen ve aklen direniyor.

Dünya Vicdani Retçiler Günü’nde, burada, Güney Amerika, Balkanlar, Avrupa, Orta Doğu ve dünyanın başka yerlerindeki vicdani retçilerle dayanışmamızı gösteriyoruz. Onların bizim desteğimize ihtiyaçları var, çünkü bu ülkelerin çoğunda vicdani retçiler büyük baskı görüyorlar. Bu baskıları kınıyoruz. Bugün, 15 Mayıs’ta, özellikle bu baskıya ve tüm tutsak vicdani retçilere dikkat çekmek istiyoruz.

Barışa sahip çıkıyoruz ve sizden de aynısını yapmanızı istiyoruz. Barış, militarizme bırakılamayacak kadar önemlidir.


15 Mayıs sabah erkenden kalkıp, yola çıktık. Saat 10 biraz geçtiğinde NATO önündeydik. Aşırı güvenlik önlemi hemen dikkatimizi çekmişti. Ufak birkaç müzakereden sonra, ilk ekip ana kapıya doğru yürümeye başladı. Diğerleri de bildirileri dağıtmak için çevreye yayıldı. Kapıya bir takım garip adamların yöneldiğini gören güvenlik görevlileri, ana kapıyı derhal kapattı ve sayılarını göz açıp kapayıncaya kadar ikiye katladı. O kadar adamın nereden çıktığını anlayamamıştık bile. Hatta birazdan köpekleri bile getireceklerdi. Kendini kilitleyecek olan arkadaşlar, hemen kapıya koşmaya başladılar. Artan güvenlik hemen onların üzerlerine atlayarak etkisiz hale getirdi. Bir aktivist, neredeyse kendini kilitleyecekken yakalandı. O sırada pankartlı grup, pankartını giriş kapısının önünde açmış ve trafiği bloke etmişti. Zaten, güvenlikten endişe duyan NATO güvenlik birimi, ana kapıyı ulaşıma kapattı. O sırada, bildiri dağıtan grup da NATO önündeki araçların içine bildiri dağıtıyordu. Hemen polis minibüsü ulaştı ve o sırada NATO giriş kapısının yanındaki bir tentenin içinde gözlerden uzak tutulan 2 arkadaşımız, polis minibüsüne bindirildiler. Bu sırada, NATO güvenlik ve polis pankartçıları ikna etmeye hiç değilse yolu tıkamamaya ikna etmeye çalışıyordu. Bu sırada basın sözcüsü basına olayın niteliğini, şiddetten arınmış bir doğrudan eylem yaptığımızı, bugünün Dünya Vicdani Retçiler Günü olduğunu anlatıyordu. Grubumuzun polis sözcüsü de; “Zaten saatlerce burada kalmak gibi bir niyetimizin olmadığını, eylemimizin amacına ulaştığını hissettikten sonra zaten gideceğimizi” polise anlatıyordu. Fakat, bir yandan da, polis pankart grubunu yolun kenarına doğru itekliyordu. Sanmayın ki bir alay polis geldi, NATO’nun önünde minibüsle gelen 5-6 polis, NATO güvenlik şefleri –3 – 4 tane- ve olağan özel güvenlik görevlileri vardı. Polis ikna yöntemiyle eylemi durdurmaya çalışıyordu. Derken, cengaver bir güvenlik şefi, pankart grubunun elindeki pankartı zorla aldı, ve hemen dağılınmazsa göz altına alınanları geç bırakacaklarını söylediler. Ciddi bir tehditti bu, ve arkadaşların zor durumda kalması istenen en son şeylerden biriydi. Zaten pankartta alınmıştı; haliyle eylem yaklaşık 40 dakika sonra sona erdi. Elimizi kolumuzu sallayarak; duraktaki otobüse bindik ve Brüksel’in merkezine gittik.

Eylem sona ermişti. Merkezi bir yerde gözaltına alınan arkadaşlarımızın bırakılmasını bekledik. Yaklaşık bir saat sonra, gözaltındaki arkadaşlarımız geldi. Sağ salim eylemi sonuçlandırmıştık. Artık, basın açıklamalarını basına yollamak kalmıştı sırada. Bir çok web sitesinde ve indymedia’nın bir çok dilinde yayınlandık.

Eylemin genel hissi ve politik analizini yapmak bu satırların ve sanal ortamın kapasitesine uygun değil. Uluslararası bir eyleme katılma olanağı ve bu eylemi hiçbir eylemciye zarar verdirmeden sonlandırmak ve gelecek eylemler moral ve enerji depolamak, aktivizm adına kazanımlarımızdı. Ayrıca, deneyimlerimizi ve görgülerimizi, Türkiye’de bir şiddetten arınmış antimilitarist/anarşist eylemde kullanabilmek arzusu da, bu eylemin kişisel getirilerinde biri olarak adlandırabilir. İçinde yaşadığımız kültürü de göz önünde bulundurarak hazırlanan bir, şiddetten arınmış eylem planı, içinde yaşadığımız karamsarlıktan kurtulmamızı sağlayacak yollardan biri. Eyleyerek öğrenmek, paylaşmak ve içselleştirmek de bu şekilde başarılabilecektir. Bu eyleme katılarak, attığımız uluslararası adım, umarım; hem yabancı gruplarla ve bireylerle dayanışmamızı artıracak, hem küresel aktivizmi körükleyecektir. Eylemi, Türkiye bazlı yerel bir değerlendirme içinde yorumlayacak olursak; eylemcilere eylemin Türkiye’de duyurulmasından sonra (www.savaskarsitleri.org ve www.bianet.org -16 Mayıs 2002-); antimilitarist, vicdani ret çevresi dışında hiçbir muhalif gruptan tepki-yorum alamadık. Bu yazıyı yazma motivasyonlarımızdan biri de, zaten buydu. Bizler, antimilitaristler, vicdani ret hareketi aktivistleri, anarşistler varız; ve iddia ettiklerinizin aksine bir şeyler yapıyoruz. Ortaklaşmak, dayanışmak ve tanışmak için bir davettir bu yazı.

Bu site, Can Başkent'in 1999 yılından beri yazdığı politik, felsefi ve akademik çalışmaların (neredeyse) eksiksiz bir derlemesidir. Bu yazılar veganizmden, beden politikalarına, dijital kültürden ahlak kuramına dek birçok konuyu kapsamaktadır.

Can Başkent'e e-posta ve twitter ile ulaşabilirsiniz.

This website collects all written output of Can Başkent since 1999. It includes his political and academical articles as well as his opinion pieces on a broad variety of issues ranging from veganism to digital culture.

You can reach Can by e-mail and twitter.