tumblr counter

Sartre'ın Facebook Hesabı | Can Başkent

SARTRE'IN FACEBOOK HESABI

CAN BAŞKENT

1.

Büyük verinin ne olduğunu anlamanın en kolay yolu, meselenin gönül telimizi titrettiği noktadan işe başlamaktır (1).

Dünyanın en büyük arkadaşlık ve flört sitelerinden biri olan OkCupid’in kurucularından Christian Rudder, bu konuda en ufuk açıcı gözlemlere sahip araştırmacılardan biri. Rudder’ı ilginç yapan nokta insanların birbirine puanlar verdiği, birbirlerinin sorularını yanıtladığı sıradan bir arkadaşlık sitesinin veritabanından neler damıtılabileceğini etkileyici bir şekilde göstermesi.

Tekrarlamak bile abes, kitlesel olarak elde edilen büyük veri bize istatistiğin ötesinde bilgi sunuyor. Bu bilginin en önemli yanı, dinamik olması. Bu farkı görebilmek için nüfus sayımı en berrak örnek. Eskiden bu sayım, insanları eve tıkayıp sayım memurlarının haneleri tek tek ziyaret etmesiyle halledilirdi. Memurlar türlü türlü sorularla demografik istatistikler için veri toplarlardı. Bu kadar soruya ve kocaman nüfusa rağmen öğrenebildiklerimiz, nüfusun yüzde kaçının lise mezunu olduğuyla, iller bazında insanların ortalama kaç yaşında evlendiği gibi sıradan ve yüzeysel bilgilerdi. Örneğin, ilk evliliğini yirmi beş yaşından önce yapanların yüzde kaçının hangi gelir grubunda kırk yaşına gelmeden boşandığı gibi daha detaylı istatistiklere erişimimiz yoktu. Bu koca veriyi nasıl işlememiz gerektiğini, bu veriyle sosyal bilimler yahut iktisat yapmayı bir avuç araştırmacı dışında düşünen pek yoktu.

Rudder’ın çalışması işte tam bu boşluğu dolduruyor ve bunu da pek şık bir nüansla kotarıyor. “Kimse bakmazken”, yani tek başımıza bilgisayar başındayken, romantik meselelerde nasıl davrandığımıza dair elde edilen büyük veriyi işliyor Rudder (2). Sadece İnternet sayesinde var olabilecek muazzamlıktaki ve detaydaki bir verinin arkeolojisi ve sosyolojisiydi bu. Etkilenmemek ne mümkün!

Bu veri, dinamik bir şekilde bize insanların (en azından romantik yaşamlarında) “ne olduklarını”, nasıl “değiştiklerini” ve daha önemlisi kendilerini nasıl gördükleri konusunda ciddi bir kaynak oluşturuyor. Birkaç örnek vereyim.

Romantik arkadaş bulma sitelerinin ortak noktalarından biri insanların birbirlerini puanlamasıdır. OkCupid’in milyonlarca kullanıcısının birbirlerini puanlamasını değerlendirmek feminizm açısından da bize önemli veriler sunmakta. Bunlardan belki en ilginci, (heteroseksüel) kadınların ve erkeklerin birbirlerini nasıl puanladıkları. Aşağıdaki grafiğe bakalım.

grafik
Kadın ve Erkek Çekiciliğinin Karşı Cinsler Tarafından Puanlandırılması
kırmızı: erkeklere kadınları verdiği puanlar, gri: kadınlara erkeklerin verdiği puanlar
x-ekseni: insanların yüzdesi, y-ekseni: verilen ortalama puanlar

Büyük veriden elde edilen bu sonuca göre, kadınların büyük çoğunluğuna göre erkeklerin büyük çoğunluğu ortalamanın altında. Rakamsal konuşmak gerekirse, kadınlara göre ancak altı erkekten biri ortalamanın üzerinde. Öte yandan erkeklere göreyse, kadınların dağılımı beklenen bir çan eğrisi şeklinde. Bu basit bilgi gerek toplumsal cinsiyet ve beklentileri anlamak açısından, gerekse Rudder’ın değindiği gibi flört yarışında öne geçebilmek için önemli bir ipucudur.

Büyük veriyi okumanın yanında, bu veriyi yaratmak için de deneyler tasarlamak mümkün. Bu amaçla, OkCupid bir günlüğüne tüm kullanıcıların yükledikleri resimlerini yayından kaldırmış. Bu deneye de “Aşkın gözü kör mü?” adını vermiş. Tahmin edilebileceği gibi, resimler kalkınca insanlar arasındaki mesajlaşma ciddi oranda düşmüş. İlginç olansa, insanlar, aldıkları mesajlara daha fazla sıklıkla cevap vermişler, online sohbetler daha da derinleşmiş, telefon numaraları daha çabuk alınıp verilmiş ve özetle, Rudder’a göre, sistem çok daha iyi çalışmış. Ta ki, resimler tekrar aktifleştirilinceye kadar. Rudder’ın tabiriyle, loş bir barda tüm ışıkları parlak bir şekilde açmışcasına, insanlar birbirlerinden kaçışmış.

Keza, Rudder, OkCupid’in veritabanında özellikle birbiriyle alakasız parametreleri karşılaştırarak da şaşırtıcı bilgiler elde etmiş. Vejeteryanlerin (hem kadın, hem erkekler arsında) oral seks vermede daha istekli olmasından tutun da, her gün düzenli twitter kullananların oranıyla ilişkilerin sürekliliği grafiğinin neredeyse aynı olmasına (demek ki twitter takipçilerine sosyal sadakatle partnere sadakat arasında da ciddi bir paralellik varmış), daha fazla üniversite harcı ödeyen özel üniversite öğrencilerinin daha fazla seks yapmak istemesine dek türlü türlü etkileyici verilere ulaşmak mümkün.

Rudder’ın sunduğu birçok anekdot, sadece feminizmi ve toplumsal cinsiyeti değil gündelik siyasetin neredeyse her boyutunu yeniden düşünmemiz için bize gani gani yeni veri sunuyor. Sosyal bilimleri ve siyaseti nümerik büyüklüklere bağlı olarak gözden geçirmek belki çoğumuz için demode ve itici bir talep, bunu anlayabiliyorum. Fakat, anlamadığım, bu ve benzeri verileri göz ardı etme lüksümüz olduğunu düşünmek. Şüphesiz sadece OkCupid verileri değil, birçok büyük veri kaynağı bize toplumun, özellikle ekonomi ve politika olmak üzere, sosyal bilimlerin tahmin ve tahlil ettiğinden çok daha farklı olduğunu söylüyor. Matematiksel analizler, sosyologların tasavvur bile edemeyeceği detaylara ve dinamizmlere yoğunlaşarak, bizi bize matematiksel bir kesinlikte anlatıyor. Toplum, sadece grafiklerle ve istatistiklerle değil, neredeyse kitabının yazarının ülkesindeki her iki bekar insandan birinin dahil olduğu bir veri tabanına dayanarak kendini yeniden okuyor.

Bu, yazının başında değindim, işin gönül telimizi titreten boyutu.

2.

Büyük verinin bizi nasıl ürküteceğini defalarca gördük: WikiLeaks’ten tutun da Panama Belgeleri’ne, Türkiye’deki kimlik numaraları ve seçmen bilgileri sızıntısına (ve toplumun ve bürokrasinin bununla nasıl baş edemediğine şahit olmaya) dek birçok tekil örnek akla geliyor.

Büyük verinin işlendiği en önemli sahalardan biri epistemoloji ve bilgi arkeolojisi. Şüphesiz bu büyük verinin en önemli sahibi de Google / Alphabet Inc. Şirketin arama sonuçlarını çerezlerle birlikte ticari fayda ve reklam için kullanıyor olması, altında ezilerek kabullenmek zorunda kaldığımız bir gerçek. Bu şekilde internet reklam pastasının en büyük aracısının da Google olması yine şaşırtıcı değil, kabul.

Fakat, Google’ın tek yaptığı bu değil. Arama sonuçları bir bilgi arkeolojisidir. Her İnternet araması, o bilginin geleceğini az da olsa değiştiren bir çentiktir epistemolojide. Mesele, bu sonuçların cevabının bilgi ve iznimiz dahilinde tek elde toplanması ve nihayetinde de bu tekelin “arkeolojik kazıyı” istediği gibi yapma lüksünü kendinde görmesi. Sadece sansür ya da algoritmik müdahaleler değil söz ettiğim: Google, bu veriye dayanarak bir bilgi hiyerarşisi oluşturmakta. Her Google araması, sağlamasını yapamayacağımız, kontrol edemeyeceğimiz bir veri seline maruz bırakıyor bizi. Fakat, her veri “bilgi” değildir. Ancak, Google sayesinde verileri bilgi olarak anlamaya ve kabül etmeye başlıyoruz. Sürekli, devingen, dinamik ve akışkan olması gereken bilgi, tıkız adımlara kopuk sürüklenişlere dönüşüyor. Google bilgiyi nasıl öğrenmemiz ve özümsememiz gerektiğini, birazdan yine değineceğim, veriden yola çıkarak bize öğretiyor. Eminönü’nden Kuzguncuk’a en ivedi nasıl giderim sorusunun cevabı, içinde yaşadığımız kentin sokaklarını bilmemize gerek olmadığı bilgisini de içeriyor. Çok boyutlu ve katmanlı şehir, iki boyutlu bir harita ve köy manifolduna indirgeniyor. Ne de olsa, Google için her yolculuk bir çizge, her sorunun cevabı birkaç sözcüktür. Bu, büyük veriye dayanarak bilginin yeniden inşasıdır. Bilgi, veriye eşitlenmektedir (3).

Büyük verinin epistemolojisini ele alınca akla ilk gelen bilginin arkeolojisi ve onun yeniden inşası değil elbette. Meselenin ekonomisini de es geçilemeyecek bir aciliyet gösteriyor. Rudder’ın büyük veriyi eşeleyebilmesine izin veren belki de en önemli neden, kendisinin bu verinin “sahibi” olması. Büyük verinin ortaya çıkışı, sahiplenilmesi ve satılması, küçük bir balıkçı kasabasının yirmi - otuz yılda büyüyerek inanılmaz bir rant yatağına dönüşmesinin hikayesine benziyor. Bodrum’u kurtaramadık, toplum olarak yarattığımız büyük verinin akıbeti ne olacak kim bilir…

3.

Büyük veri inanılmaz olanaklar sunuyor. Bu olanakları birkaç dev bilişim firmasına bırakmaktansa, toplumun hizmetine sunmanın gerekliliği açık. Açık olmayansa gerek verinin, gerekse küreselleşip büyük veriye dönüşen verinin ve bu veriyi eşeleyerek ve işleyerek basit bir şekilde veriden okunamayacak sonuçları çıkarmanın “mülkiyetinin” kimde olduğu. Bu mülkiyeti biz, insanlar, yaratıyorsak ve sonunda da bu yarattığımıza sahip çıkamıyorsak, büyük verinin sunacağı aydınlanmadan epey uzağız demektir.

Sitüasyonistlerin meseleyi nasıl analiz edeceği açık. Ancak, biz varoluşçuların da buna ekleyecekleri var. Büyük veri, tikelliğiyle, anlamsız ve suratsız bir yığındır. Bu yığına “vereceğimiz” anlamlar, ondan damıtacağımız manalar, şüphesiz bir nebze içinde bulunduğumuz koşullara göre anlam kazanacaktır. Ama, eğer büyük veri, pour soi insanları yanyana koyarak, onlardan elde edilen basit ve küçük verileri üstüste dizerek en soi bir varlık yaratmaksa, işte bu muazzamdır (4). Bizlerin pour soi kararlarının ve seçimlerinin milyonlarcasının yanyana kaydedilmesinin böyle devasa bir en soi varlığa yol açması, eşi zor bulunur bir fenomendir. Markette brokoliyi ve pirinci yazarkasardan geçiren kasiyere nasıl davranacağımı belirleyen kararlarımın, kararlarımızın, senin kararlarının, benim kararlarımın, on milyonlarca insanın kararının analiz edildiğinde, basit bir psikoloji denklemine ve istatistik çizelgesine dönüşmesi, bantı geriye saralım, verdiğim kararların ne kadar benim varoluşuma ait olduğunu sorgulatıyor. Büyük veri, varoluşumuzu sınırlamakla kalmıyor, pour soi varlığımıza baş edilmesi zor bir şiddetle saldırıyor.

Kendimizi büyük verinin saldırısından nasıl koruyabileceğimize dair afaki birçok örnek literatürde mevcut. DuckDuckGo arama motoru kullanmaktan tutun da Tor tarayıcı kullanmaya dek, sadece birkaç meraklının ilgileneceği alternatifler halihazırda var (5). Tüm bu zorluklara karşı mücadelede en büyük zorluk, sol düşüncenin bilişim politikalarına karşı vurdumduymazlığı belki de (6). Zamanında kendi Linux’unu yaratabilen bir toplumken, FATİH projesi gibi saçmalıklara savrularak toplum olarak meseleye ne kadar ilgisiz olduğumuzu, teknolojiyi “çocukların eline tablet vermek” olarak gördüğümüzü Yeni Türkiye’de defalarca ispatladık. Şüphesiz, Türkiye çerçevesinde büyük veri hala bir aktör olarak devletin pek dahil olamadığı bir konu. Bu da şirketlere ve daha önemlsi “bizlere” bir manevra alanı açıyor. Yoksa, mesele büyük veritabanları, XML kodlar değil, bu verinin kime ait olduğu ve ne kadar açık bir şekilde işlendiğidir - Google ve OkCupid deneyimleri bunu açık bir şekilde ortaya koyuyor.

Aksi takdirde, Abinizin sevgili bulmanıza nasıl karışacağını öngörmek zor değil.

*

Manifold heyecan verici bir proje. Dahil olmak mutluluk verici.

Hoşbulduk.

Notlar

1. Teknolojinin yeni terimlerini çevirmek zor. Big data’yı “büyük veri” olarak çevirmem hoş görülür umarım.

2. “Dataclysm”, Christian Rudder, Crown Publishers, 2014.

3. Peki ya mahremiyet meselesi dediğinizi duyar gibiyim. Büyük verinin yol açtığı en büyük sorunlardan biri mahremiyet meselesidir. Sosyal medya çağında bu konuyu, online sosyalleşmelere değinmeden ele almak olanaksız. Bu nedenle mahremiyet meselesini başka bir yazıya bırakacağım.

4. Sartre felsefesinin kavramları olan pour soi ve en soi’yi basitçe anlatalım. Pour soi (kendisi için) özgür olandır, insan bilincidir. En soi (kendinde olan) ise diğer her şeydir. Sartre’a göre pour soi bir varlık değil, hiçliktir. Meseleye hafif bir giriş için Sarah Bakewell’in “At the Existentialist Café” kitabını öneririm.

5. Tor, tıpkı Internet gibi ABD Savunma Bakanlığı’ının geliştirdiği bir teknoloji. DuckDuckGo ise ekseri insanı hayal kırıklığına uğratan bir arama motoru. DuckDuckGo’yu inatla kullanmaya çalışmış olsam da Tor’u kullanmaya kalkışmadım bile.

6. Bu meselenin kimi detaylarını başka bir yazıda izah etmiştim. “Sol ve Bilişim”, Can Başkent, Bilim ve Gelecek, Eylül 2014. http://www.canbaskent.net/politika/105.html

Bu site, Can Başkent'in 1999 yılından beri yazdığı politik, felsefi ve akademik çalışmaların (neredeyse) eksiksiz bir derlemesidir. Bu yazılar veganizmden, beden politikalarına, dijital kültürden ahlak kuramına dek birçok konuyu kapsamaktadır.

Can Başkent'e e-posta ve twitter ile ulaşabilirsiniz.

This website collects all written output of Can Başkent since 1999. It includes his political and academical articles as well as his opinion pieces on a broad variety of issues ranging from veganism to digital culture.

You can reach Can by e-mail and twitter.