tumblr counter
Müzik Akarken...

Can Başkent

logic and the rest...

MÜZİK AKARKEN

CAN BAŞKENT

0.

Müzik stream hizmetlerinin son zamanlarda bu kadar ciddiye alınmasının iki üç önemli nedeni var (1). Bir, İnternet tüm dünyada ucuzladı ve hızlandı - Türkiye’de bu “adil kullanım kotası”, VPN gibi nedenlerle gerektiği gibi hissedilmese de. İki, stream hizmetlerinin çoğu (2) hala kar eden şirketler değil - bu kadar yaygara bu şirketlerin orta ve uzun vade karlılığı için yapılmakta (3). Üç, piyasanın hızlıca gelişmesi ve rekabetin artması tüketicinin müzikle arasındaki bağı ciddi bir şekilde yeniden şekillendirdi - artık stream firmalarının seçkileri dinlenmekte.

Ben bu yazıda, yukarıdaki son nedeni tartışacağım. Zira Taylor Swift’ten Jay-Z’ye ilginç karakterle dolu bir öykü bu - ama benim derdim bunlar değil. Derdim, sanatçılara para kazandırma aşkıyla stream hizmetlerini kullanan fanların çok büyük çoğunluğunun, sanatçılara en az pay veren şirketi, yani Spotify’yı seçmesi. Bunun birincil anlamı müzisyen ve dinleyici arasındaki ilişkinin zayıflaması, dinleyicinin duyarsız bir fana evrilmesi. Daha karamsar sonuç ise, her zamanki gibi, iki üç firmanın sektörü kontrol etmesi, filler tepinirken çimlerin ezilmesi. İyi müzik keşfi imkanı veren bandcamp gibi hizmetlerin de işin “meraklılarına” kalması. Bunun da bir kast farkı yaratması - iyi müzik meraklılarının emek yoğun eşelemesinin platformu olan bandcamp’in, vasat müzik propagandisti Spotify karşısında devede kulak kalması.

Peki nasıl ve nereden müzik dinleyeceğiz o zaman? Ya da soruyu genişletmek mümkün: nereden ve nasıl film izleyeceğiz, e-kitap okuyacağız?

1.

mp3 devrine yetişmiş okur farkındadır, streamin ortaya çıkış nedenlerinden biri kaçak müzik paylaşımını engellemek ve telifin sanatçılara gitmesini sağlamaktı. Torrent dosyası arama, dosya indirmeyi bekleme zahmetinden kurtularak istenen her anaakım müziği bulabilme lüksü sağlandığı vakit, stream açık ara öne geçti, kimse artık müzik indirmez, “paylaşmaz” oldu.

İşin ekonomik boyutu daha ilginç. Zira, şimdilerde müzik stream eden kitlenin büyük bir çoğunluğu, daha birkaç sene öncesine dek, müzisyenlerin bu işten ne kadar para kazandığını ya da kaybettiğini ciddiye almadan, torrent sitelerini zengin ediyordu. Torrent trafiği 2008’de internet trafiğinin %30’dan fazlasını işgal eder hale gelmişti. Şimdilerde bu rakam %7. Dolayısıyla, yazının başında da değindim, hızlı internet ucuzlayınca ve müzik şirketleri torrentle baş edebilmek için Spotify ile işbirliğine gidince torrent siteleri kapandı ve bu şekilde izinsiz dosya indirenlere yönelik yasal tehditler de arttı. Sonrasında her şey birden değişti. İnsanlar birden sanatçılara para kazandırmayı ciddiye alır hale geldiler - ya da daha doğrusu “ciddiye alıyormuş gibi” görünmeye başladılar. Stream ile müzik dinlemek sanatçıları ve piyasayı desteklemek oldu.

Buradan öğreneceğimiz iki ders var. Bir, torrent indiren kitle bunu demek ki zengin popçuları ve oyuncuları iflas ettirmek ya da küresel müzik ve film şirketlerine tepki göstermek için yapmıyormuş. Tek amaçları, ceplerinden çıkacak üç beş kuruşu kurtarmakmış. İki, benzer şekilde, bu kitle streame geçince bunu da müzisyenlere “emeklerinin karşılığını” vermek için yapmıyor aslında. Zira, kitlenin büyük çoğunluğu sanatçılara en az pay veren hizmeti seçiyor. Spotify yerine, örneğin benzer kataloğa sahip, sanatçılara bir dirhem daha fazla pay veren Deezer’ı kullanmıyor. Hangi uygulamayı kullanacağına karar verirken sanatçılara verilen payları araştırmaktansa, örneğin, arkadaşından duyduğu uygulamayı seçiyor. Ama yine de, tesadüfi ve (nispeten) bencil bir itkiyle yapılan seçimler, bu sefer siyaseten tam da zıt bir anlama tekabül ediyor. Asi torrentçiler, birden sanatın ve sanatçının dostu streamciler oluyor.

Söz konusu dönüşüm, tek bir hamleyle kitlenin tamamen zıt bir siyasete geçmesi demek. Benzer diğer bir dönüşüm de kitlesel-fonlamayla yapıldı: İnternet sayesinde her tür dosyayı ücretsiz edinmeye alışmış kitle, bu sefer, İnternet üzerinden “yatırım” yapmaya başladı. Üç kuruş tasarruf yapmak için müzik albümlerini torrentle indirirken, birden 3 yıl sonra elimize geçecek kitaba para vermeye başladık. Birilerinden esirgediğimiz parayı, başkalarına gani gani sunduk.

2.

Torrent-stream evrimi, bir yandan siyaset ve ekonomi üzerine bildiklerimizi yeniden ele almamıza neden oluyor.. “Sınıf bilinci olgunlaşmamış kitlenin” kendi kuyusunu kazması mı dersiniz, “neo-liberallerin ahlaki pusulalarını yitirmiş olması” mı, sonuçta iki üç küçük ama önemli hamleyle, büyük bir kitlenin müzik dinleme alışkanlıkları değişti. Sanatın nasıl yaratıldığı ve insanlara sunulduğu da değişiverdi.

Ancak, bu değişimin ciddi bir bedeli de var. Bu değişimden layıkıyla faydalanmanın bedeli, internet trafiğini ciddi oranda arttırmak. İnternet trafiğini ciddi oranda arttırmak demek, daha fazla veri merkezi, bunlar için daha fazla enerji/soğutucu demek. Siyaseten de, en az bunlar kadar önemli, internet tarafsızlığının gitgide azalması söz konusu (4). Zira, internetten gelen giden verinin hacmi bu kadar hızlı arttıkça, kimin bu paydan daha büyük bir dilim alacağı da kapitalizmin önemli sorunlarından biri haline geliyor. Bu hızın bedelinin ödemeye gönüllü büyük firmalar küçük ve bağımsız stream uygulamalarının önüne geçebiliyor. Büyük firma daha hızlı büyürken, bağımsız start-uplar tıkanıyor. Çok değil daha birkaç yıl önce büyük bir ayrıcalık olan hızlı mobil interneti Hande Yener şarkılarına harcıyoruz (5).

Değişen sadece müzik dinleme anlayışı değil, düşük kaliteli ama ücretsiz müzik uğruna sarfettiğimiz internet bant genişliğinin ve hızının kime ne kadar ait olduğu. Bu denklemi tersten okumak bize yine daha fazla ipucu sağlıyor. Stream ederken israf edilen bant genişliğinin bedelini ödemeye hazır şirketler diğerlerinin önüne geçiyor. Müzik bahane, kitlesel veriyi ve veri trafiğini kontrol etmek şahane oluyor.

Dediğim gibi, kapitalizm için oldukça önemli bir laboratuvar bu.

3.

Deney farelerini özgürleştirmek gerektiği gibi, müziği de bu laboratuvardan kurtarmak gerekiyor. Zira, bu laboratuvarın petri kaplarında olgunlaştıran müzik artık apayrı bir genetik materyale sahip.

GDO’lu müziğin beni nasıl etkilediğine dair gani gani ispatım var: müzik keşfetmek, dinlemek, daha da önemlisi, tekrar tekrar dinleme ritüelim çok sarsıldı. Çalma listeme bir anda onlarca grup eklemek, ne bileyim, bir şeylerin eksik olduğunu anlatıyor. Stream edile edile bir şeyleri eksiliyor müzikte. Zira, bunun sonuçlarını görmeye şimdiden başladık. Son zamanların en harika stream hizmetlerinden biri Tidal bile, biraz büyür büyümez meşhurların eline geçti. Jay-Z’nin yayınladığı şeyler Tidal’ı popülerleştirir oldu.

Tüm bu platformların ortadan kaldırdığı tek konsept “kasetçi dükkanı” değil şüphesiz. Müzik yazarlığı da öldü. Müzikseverler artık tavsiyelerini takip edecek eleştirmen bulamıyor, eleştirmenler de okura erişemiyor. Yazının başında da değindim, müzik dinleyicisi duyarsız bir fana evriliyor. Stream platformlarının vaadettiği gibi aracılar ortadan kalkarken, ölçü kaçıyor. Kasetçi dükkanlarıyla birlikte, müzik dergileri ve müzik eleştirmenleri de ölüyor. Bu platformlar sadece kasetçi dükkanının yerini almalıyken, müzik dergilerinin ve eleştirmenlerinin de yerini alıyor. İşte bu noktada artık dur dememiz lazım.

4.

Stream platformlarının etkileri ilk bakışta göründüğünden epey daha fazla - bu yazıda bunu anlatmaya çalıştım. Bu etkiler orta ve uzun vadede sadece müzik zevkimizi şekillendirmekle kalmayacak, İnterneti de yeni nesil bir televizyona, multimedya oyuncağına dönüştürecek. Bizi izleyen uzaylılar da bu kadar teknolojik imkana ve hayale rağmen neden hala kitlesel olarak kötü müzik dinlediğimizi anlamaya çalışacak (6).

Notlar

1. Stream sözü için de manalı ve genel kabul görmüş bir Türkçe karşılık bulamadım.

2. Bunların en ünlüsü Spotify bile, geçen sene müzik endüstrisine kendi sistemi üzerinden çalınan şarkıların telifi olarak 5 milyar dolar ödeme yapmış olmasına rağmen şimdiye dek kar etmiş değil.

3. Dikkatli bakılırsa, dijital çağın birçok yeni şirketi, Tesla’dan Spotify’a, tarihleri boyunca kar edebilmiş şirketler değil. Bu iki önemli sorunu ortaya çıkarıyor. Evvela, kar etmiyorlarsa nasıl finansman sağlıyorlar? Dahası, borç içinde yüzmelerine rağmen mühendislerine nasıl iyi maaş veriyorlar? Her zamanki gibi Graeber’den yardım isteyelim. Borçların neden ödenmemesi gerektiğine dair ufuk açıcı kısa bir video için: https://www.theguardian.com/commentisfree/video/2015/oct/28/david-graeber-what-government-doesnt-want-you-to-know-about-debt-video veya https://youtu.be/LxJW7hl8oqM

4. İnternetin tarafsızlığı (net neutrality), internetten gelen verinin içeriğine nedeniyle ayrımcılığa uğramaması demek. İnternetin tarafsız olmadığı durumda, örneğin, bant genişliğinizde öncelik Spotify, YouTube gibi büyük firmalara verilir, zira bu firmalar internet sağlayıcınıza ödeme yaparak kendi verilerinin hızlandırılmasını isteyebilir. Dolayısıyla, Spotify dinleyerek manifold okuyorsanız, yakın gelecekte koca şarkının yüklenmesi bu makalenin yüklenmesinden daha hızlı olacaktır. İnternetiniz tarafsızlığını yitirecektir. Gelen bitlerin hızı geldikleri adrese göre değişecektir.

5. Kuşkusuz dijital cihazların ve hizmetlerin Türkiye’deki fiyatlarını da benzer israflığa örnek gösterebilirsiniz. Keza, ünlü bir marka cep telefonu için örneğin, İngiltere’de 120 saat çalışmak gerekirken, Türkiye’de üç ay çalışmak gerekiyor.

6. Bu yazı yayına girmek üzereyken Beyonce’nin kocasının albümü piyasa çıktıktan beş gün sonra, daha CDsi bile piyasaya çıkmadan, sadece stream ile, sadece kendi sahibi olduğu tek bir siteden yapılan stream ile yeterli satış rakamına ulaştı ve platin albüm ödülü kazandı.