tumblr counter

İsrail-Filistin Sorununa "İçeriden" ve "Dışarıdan" Bakış | Can Başkent

İSRAİL-FİLİSTİN SORUNUNA "İÇERİDEN" ve "DIŞARIDAN" BAKIŞ

CAN BAŞKENT - BATUR ÖZDİNÇ

İsrail’e böyle saçlı-sakallı girmen zor olmadı mı? Vize alırken zorlanmadın mı?
Davet mektubum vardı, organizasyondan (www.newprofile.org) birisi göndermişti. Büyükelçiliktekiler yine de fotoğrafımdan şüphelenip mektubu gönderene telefon etmişler. Anti-militarizm durumunu öğrenince şaşırmışlar. Gidince görüyorsun, elçilik binasının önündeki sokak trafiğe kapalı, özel güvenlik birimi var. Yaklaşınca militarizmi anlıyorsun, her yerde böyle. Havaalanına gidince ABD ve İsrail'e gidenlere özel muamele olduğunu okudum. Tam 1.5 saat boyunca arandım. Bu sadece Türkiye'ye özgü değilmiş, İspanyollar da aynı şeyi yaşamışlar öyle ki uçağı kaçıracaklarından fotoğraf makinelerini kontrolde bırakmak zorunda kalmışlar. Benim fotoğraf makinemi aramaya çalışırken kırdılar, sonradan parasını almaya çalıştım, bir hafta içinde başvurmanız gerekiyordu gibi bir gerekçeyle isteğimi geri çevirdiler. İsrail havayolları El Al dünyada yolcuların en çok kaçırdığı havayolu şirketi. Gittiğim gün İsrail'de bağımsızlık günüymüş, kontroller normalden daha sıkı olmalı bu yüzden. Havaalanına gece yarısı indim, beni oradan alacak kişiyi bekliyordum. Bu sırada sivil görevlilerden birisi niye geldiğimi tekrar sordu, kimlik kontrolü yaptı, başımda gezindi durdu. En liberal anlamda bile insan hakkı ihlali var yani, vize olmasına rağmen araştırma, güvenlik soruşturması girişte de sürüyor. Herkes korku paranoyasıyla dolaşıyor. Neyse ki sonunda İsrail'e girebildim.

Gittiğin etkinlik neydi? Tam olarak ne için gitmiştin?
Uluslararası Savaş Karşıtları'nın 15 Mayıs Dünya Vicdani Retçiler günü eylemi, semineri ve antrenmanı için gittim. İsrailliler olası eyleme katılmayacaktı, yabancılar yapacaktı. Seminerin amacı uluslararası katılımcılara İsrail ve Filistin'deki hareketlerle ilgili bilgi vermekti; kadın hareketi, hayvan hakları, STKlar, infoshoplar vb. gruplar. Uluslararası antrenman ise eyleme hazırlığa yönelikti. İngiltere, Almanya, İspanya, Türkiye, Şili, Güney Kore ve tabii ki İsrail'den katılımcılar vardı. Makedonya ve Sırbistan vize alamadığından gelemedi. Blokaj eylemi düşünüldü ama İsrailliler riskli olacağını söylediler, kısacası yapmayın dediler. Kararlar konsensüsle alındı, şiddetten arınmışlık mantığı vardı. Katılımcıların önemli bir kısmı anarşistti. Kalınan yerde yemek, temizlik, alışveriş gibi şeyler ortaklaşa yapıldı, "özyönetim" işliyordu. Seminerde birçok anti-militarist, feminist ve ekolojik organizasyon kendisini anlattı. Askerlik retçileri asıl vicdani retçilere yakın hissetmiyor. İsrail’e özgü iki anti-militarist kavram var. Biri kadın retçiler, ikincisi seçici retçiler yani işgale katılmayanlar. Militarist yapıyla dertleri yok, silahlı savunmayı meşru görüyorlar. Bazıları siyonist. En ilginç ret hareketi ise Shiministim (Lise Son), bunlar 3-4 yıl önce başbakan ve savunma bakanına pasifist gerekçelerle askerliği reddeden mektuplar yazdılar. Reddedip tutuklandılar, 300’e yakın aktivist ve sempatizanı var. Bunlardan Yonathan Ben Atzi vicdani ret suçundan defalarca tutuklanmış, tam 6 kere. Ordunun resmi ve hukuki geçerliliği olmayan bir Vicdan Komitesi var. Sadece kadınlar için geçerli olan bu komiteyi pasifist ya da dini gerekçelerle onur kırıcı bir süreç sonunda ikna edebilirsen askere almıyorlar. Erkekler için böyle bir şey yok ama dini öğrenciler askerlik yapmıyor. Dürziler müslüman bir grup olmasına rağmen askerlik yapmak zorundalar. Yafa kentinde bir hostelde kalındı, Yafa Tel-Aviv'in yakınlarında eski bir mahalle, artık tümüyle Tel-Aviv'le birleşmiş. Tel-Aviv Ankara'ya benziyor, geniş bir kent. Ticaret ve eğlence merkezi.

İsrail’in ve İsrail toplumunun farklılığı var mı? Genel hava nasıl?
İsrail'de askerlik geçilmesi gereken bir süreç gibi bir kariyer aşaması gibi. Militarizmi dert eden pek fazla kimse yok gibi, çoğu bundan hoşnut görünüyor, üniforma giymekten hoşnutlar. Ama üniformalılar da rahat, kadınlar makyaj falan yapıyor. İçselleşmiş bir şey militarizm. Bunun sorgulanmadığı yerde demokrasiden söz etmek zor. Zenginlik olduğu için sol ve liberal cephe örgütleniyor. Büyük bir çoğunluk işgalin sona ermesini ve Filistin devletinin tanınmasını istiyor. Hapistekilerin serbest bırakılmasını istiyor. "İdari" gözaltı diye bir şey var, mahkeme kararı çıkarılmadan bir alıkoyma-gözaltı türü. Filistinlilerin büyük bir oranı (kadın ve çocuklar dahil) bu süreçten geçiyor. İsrail'de satılan malların çoğu ABD'den, ayrıca kapitalist işgal de var. Irkçı, dinci ve kapitalist işgal. ABD tanımamasına rağmen Beytüllahim'de bile coca cola var. Rabin ve Arafat arasında 93'te Oslo'da bir anlaşma imzalanmış, ancak bu ani bir süreç, hiçbir hazırlığı yoktu. Arafat bu yüzden suçlanıyor. Buna göre topraklar üçe ayrılıyor: 1. Tamamıyla İsrail 2. İsrail denetimindeki Filistin (içişleri Filistin'in) 3. Tamamıyla Filistin (İsrail'in güvenlik için müdahalesi meşru) İsraillilerin Filistin topraklarına girmesi halen yasak. Bu nedenle İsraillilerin Filistin'de olan bitenden haberi olmuyor. İletişimi genelde yabancı aktivistler sağlıyor.

Filistin topraklarına da girdin. Başına bir şey gelmesinden korkmadın mı? Sınırdışı edilen, tutuklanan birçok eylemci olmuştu, Rachel Corrie gibi öldürülenler bile oldu.
Bizim gruptan birkaç aktivist Rachel'in grubuna "Filistin için Uluslararası Dayanışma Hareketi" (International Solidarity Movement for Palestine - www.palsolidarity.org) katıldı. Hayat kurtaran eylem yapıyorlar. Filistin noktalarından İsrail'e geçerken çok uzun süre bekletiliyor insanlar, hatta ambulanslar. Gazze'de HAMAS silah ve militanlarını ambulansla İsrail'e geçirirken yakalanmış. Dolayısıyla İsrail'in de bahanesi oluyor. HAMAS ve El Aksa bunun gibi şeylerle bahane yaratmış oluyor. ISM bu ambulansları kullanıyor, okula giden çocuklara refakat ediyor, mahsullerini toplayamayanlara yardım ediyor çünkü Filistin'in geçim kaynağı sadece tarım. Mayıs sonu-Haziran başı gibi İsrail devleti Gazze'ye giren her yabancıya beyanat imzalatıyordu: "Gazze'de İsrail Devleti ve Ordusu tarafından canıma ve malıma bir zarar gelirse bundan İsrail Devleti'ni sorumlu tutmayacağım." gibisinden bir şey. Mısır'dan Gazze'ye militanlar geçiyor, tüneller bulunmuş. HAMAS'ın basın sözcüsü siyaset bilimi doktoru, entellektüel bir kişi. HAMAS'ın militan olduğu kadar doktriner bir yapısı da var, bağımsızcılık. ISM'in politik bir yönü yok sadece Filistinlilerin hayatını kolaylaştırmaya çalışıyor. Filistin evleri yıkılırken (baskın sırasında) Filistinlilerin evine girip yıkımı erteletiyor veya iptal ettiriyor. İsrail Devleti içinde yabancılar olunca yıkamıyor. Eylemcilerin çoğu 17-18 yaşında gençler, İngiltere, ABD, Avustralya, Yeni Zelanda gibi zengin batı ülkelerinden... ISM'in bir ofisinde kaldık birkaç gün Filistin tarafında. Filistin'de insanlar kendine yeterli, entellektüel birikimleri var, kendi üniversiteleri var. Bilgi ve kültür birikimleri var. Kendi yağlarıyla ekonomik açıdan idare edebiliyorlar. İsrail tarafı daha kurak, biraz orman var. İsrail'in çıkardığı savaşların çoğu (Golan, Batı Şeria) su için (hatta Manavgat suyunu da istiyorlar). Devletin en önemli bayındırlık hamlesi yıllar önce tamamlanmış olan kuzeyden-güneye uzanan "Ulusal Su Hattı". Filistin tarafının toprağı verimli, tarım kazanç getiriyor. Kudüs ve çevresi Yahudiler için "vaad-edilmiş topraklar", orayı Tanrı bize verdi diyorlar. Tevrat'ta "bal ve süt diyarı" olarak geçiyor. Kendilerini batılı, o bölgede yaşayan diğerlerini ise dağlı olarak görüyorlar.

Bir şiddet karşıtı ve bir anarşist olarak Filistinlilerin mücadelesine nasıl bakıyorsun?
Filistinlilerin çektiği eziyetin devlet kurmalarıyla sonuçlanacağını düşünmüyorum. Devletsizlikten kaynaklanan bir şey değil bu bence. Devletten sonra ordu, kapitalizm, insan hakları ihlalleri, sanayi, doğanın katledilmesi gelir. Toplumun Arafat, HAMAS, El Aksa, İsrail, AB ve ABD gibi güç odaklarının etkisinin dışında alacağı özerk ve özgür her karar benim için çözümdür.

Son olarak eklemek istediğin bir şey var mı?
Bence bizim asıl bakmamız gereken, dayanışmanın acilen gerektiği yerler Filistin, Irak, Balkanlar ve Kafkasya, Batı değil. Bu gerçek göz ardı ediliyor.

Bu site, Can Başkent'in 1999 yılından beri yazdığı politik, felsefi ve akademik çalışmaların (neredeyse) eksiksiz bir derlemesidir. Bu yazılar veganizmden, beden politikalarına, dijital kültürden ahlak kuramına dek birçok konuyu kapsamaktadır.

Can Başkent'e e-posta ve twitter ile ulaşabilirsiniz.

This website collects all written output of Can Başkent since 1999. It includes his political and academical articles as well as his opinion pieces on a broad variety of issues ranging from veganism to digital culture.

You can reach Can by e-mail and twitter.