tumblr counter
Ekotopya 2003 | <a href="http://canbaskent.net">Can Başkent</a>

Can Başkent

logic and the rest...

EKOTOPYA 2003

CAN BAŞKENT - BATUR ÖZDİNÇ

Ekotopya bahsedildiği gibi "çiçek gibi" bir uluslararası etkinlik mi? Başarılı mıydı, yoksa "fason" tarafları da var mı? Yani, gezdik gördük eğlendik havası mı hakimdi, politik bir yönü de var mıydı?
Bence hiç bir uluslararası organizasyon, eğer küçük bir ilgi grubu (affinity group) tarafından yapılmıyorsa, "çiçek gibi" olamaz. Kaldı 15 yıllık bir tarihi olan Avrupa'nın en büyük aktivist gençlik kampından söz ediyorsanız, bu çiçeklik biraz kaktüse benziyor. Aynı şekilde politik kaygı da bu minvalde, fasondu. Düşünsene Avrupa'nın her yerinden gelen gençlerle ortaklaşabilmek hangi zeminde mümkün olabilir?? Elbette, bir çok güzel insanla tanıştık, tanışmakla kalmayıp beraber yedik içtik, türkiye kafilesi olarak (kampa ayrı ayrı gelmiş olsak da), ekotopya 2003'ün en güzel yemeğini yaptık vs.. Bir çok atölye çalışması yaptık, bir çok grupla bağlantı kurduk. Ama inan bana, artık bu tarz Avrupai aktivizm tripleri iğrenç görünüyor. Eyvallah, iyi işler yaptık, Avrupa kültürlerine hayran olduk, onların eylemlilikleri moralimizi bozdu sonuçta. Ya, söyler misin Fin Vegan Derneği ile irtibat kurmam, türkiyedeki vejeteryan ve hayvan özgürlüğü hareketine nasıl direkt ve kısa vade bir katkıda bulunabilir??... ODTÜ'de hala hayvan deneyleri yapılıyorken, ben kalkıp Fin Vegan Derneği'nin dergisine türkiyede vejeteryanlığın ve veganlığın durumunu yazarken içim sızlıyor. Fransız ATTAC ilk yıllarda antiglobalizasyon hareketlerini başlattığında, sanırım Klein'ın bir tespitiydi aktivist turizmi... Gel zaman git zaman, 2003 itibariyle memleketimizden bir sürü uluslararası aktivist toplantısına katılan insan çıkıyor. Neden?: çünkü avrupada eylemler rahat. Gel türkiyede yap! bu fikirlerim bilhassa Brüksel'de 2002'de NATO'yu bloke ettikten sonra şekillendi. Zira memleketimde Genelkurmay'ın önünde iki dakika dikilemzsin bile, bırak blokajı.. Kaldı ki, bu seneki Ekotopya'ya gerçek eylemci kimliğine sahip pek de fazla insan gelmemişti. Bir de kampa ilk vardığımızda bizi delirten, kamptaki asker varlığıydı! Ukraynalı organizasyon ekibi, işleri yetiştiremeyince devletten yardım istemiş; devlet de ayak işlerini yapsın diye iki askeri çadır, bir askeri mutfak ve bir kaç asker yollamış. Askerler tamamen gönüllü çalışıyorlarmış.. Fakat, otkökü (grassroot) grupların şiddettten arınmış eylemliliğini örgütlemek vazifesini kendine atfeden bir organizasyondan, yani EYFA'dan böyle bir şey görmek bizi iğrendirdi. Bir de, hassas olduğum bir konudur, vegan olması gereken kamp vegan da olamadı.. Askerler kampın ortasında ateş yakıp tavuk çevirdiler.. O an kalkıp gidesim geldi inan. Bir de sabahları bazen süt ve peynir vardı. Bir de vegan kamp yatık diye övünüyorlar: yavşaklık... Daha da beteri, yien otkök, olması gereken kampın 3. ya da 4. günü, Ukrayna'nın bağımsızlık gününe denk geldi: o sabah ukraynalılar milli marşlarını söylediler, bir kaç gün sonrası da Moldova'nın ağımsızlık bayramımıymış; haliyle Moldova'lılar d geri kalmadılar.. Bu tarz sembolik tutumlar, otkökü amaçlarla uzlaşamaz. Kalkıp otkökü kamp düzenle, sonra da askerleri ve milli marşları söyleyen tipleri çağır.

Yol nasıldı, ne kadar sürdü? Hangi güzergahtan gittiniz?
Ha ha ha... Yol 5 gün sürdü.. 50 saate yakın gemi yolculuğu, sonrasında 1 saatlik otobüs, 8 saatlik tren, bir gece zorunlu konaklama, 2 saatlik uçak ve 2 saatlik taksi.. Arada tramvay falan da kullandık. Bizim ekip 3 kişiydi. Güle eğlene gittik. Bir de vejeteryan olduğum için gemide yiyecek bir şey bulamadım. Yanımıza laf olsun diye aldığımız 5-6 parça börekle 2 gün geçirdim. [Vejeteryan arkadaşlar bu tip mahrumiyet bölgelerine giderken tedbirli olun.-can] İstanbul'dan gemiyle Reni adlı Romanya-Ukrayna sınırında, Tuna nehri üzerinde küçücük bir limana vardık. Sonra trenle Odesa adında büyük bir kente vardık. Oradan da uçakla Çernivtsi kentine vardık. Oradan da taksiyle kampa vardık. Ekotopya'nın geleneğiymiş: her zaman en ücra köşelerde oluyormuş.. Biz de bizzat tecrübe ettik.

Ukrayna nasıl bir ülke? Başka ülkelerden farklı yanı var mı?
Ukrayna gayet yeşillik, şirin bir ülke.. Sovyetlerden koptuktan sonra epey fakirleşmiş: Sovyerler döneminde Ukrayna, Sovyetlerin ekmek sepeti olarak adlandırılıyormuş; zira ekonomisi bütünüyle tahıl tarımına dayanıyormuş. Bir de benim gördüğüm kentlerde bütünüyle Sovyet olduğu belli oluyordu. Geniş bulvarlar, kızıl yıldızlı garlar vs.. Bir de konuştuğumuz bir çok insan da bizi teyit etti: Ukrayna dünyanın en kötü toplu taşıma sistemine sahip.. Ama en güzel tarafı: Ucuz.. 2-3 milyona votka içmek gibisi var mı..

İyi geziyosunuz valla. Yunanistan, İsrail, Avrupa, şimdi de Ukrayna! Madem bu kadar memleket gördünüz şunu sorayım, diğer yerlerle kıyasladığınızda Doğu Avrupa'yı nasıl bilirsiniz?
Gerek filistin, gerekse ukraynayı görünce aklıma gelen ilk şey: değişimin mümkünatı ve bir şeylerin çok ivedi bir şekilde değişeceğiydi. Dolayısıyla, otkökü devrimci hareket, bu minvalde, epey bir manevra alanına sahip. Değişime aç bir toplum ve değişimi gerektiren bri sosyolojik yapı aynı zamanda kapitalizme de maalesef o kadar açık. Yerel grupların ellerini çabuk tutması gerekiyor.

Bu arada EYFA nedir? Bu kadar büyük ölçekli etkinlikler düzenlerken tüm parayı AB'den ve Hollanda hükümetinden alıyorlarmış, doğru mu?
EYFA (European Youth For(est) Action - Eylem için Avrupa Gençlik Ağı ya da Gençlik Ormanı), Amsterdam merkezli Avrupa Komisyonu ile doğrudan ve açıkça bağlantılı bir organizasyon. Zaten Avrupa'da aktivizm ve gönüllülük gayet boku çıkmış bir şey.. Avrupa Konseyi'ne bağlı -şu Strasbourg'daki nane..-, EVS (European Volunteering Service - Avrupa Gönüllülük Hizmeti) adında bir kurum var. Çevre, uyuşturucu karşıtlığı, gençlerin sosyal eğitimleri, engellilere hizmet gibi konularda çalışan sivil toplum kuruluşlarına gönüllü tahsisinde çalışıyor. Şimdi "volunteering" (gönüllülük) denen kavramı iyice irdelemek gerekiyor. Bu gönüllüler STK'ların bedeva işçileri oluyorlar. Bedeva işgücü, vergiden düşme gibi bir sürü boyutu var. Bir tür stajerlik. EYFA bu konuda da çalışıyor. Ama asıl hedefleri gençlerin otkökü hareketini desteklemek. Haliyle bunu da devletlerden aldıkları parayla yapıyorlar. Büyük bütçe gerektiren işlerin devletten ya da devletimsi partilerden özerk olması pek mümkün olmuyor. Acı ama gerçek. Biz üç kişi (ben, metin, alp) EYFA'dan para almadık. Dolayısıyla epey çelişkili bir durum: para gerekli ama para sadece devlette... Ama açıkcası, devletten yardım almadan yapılabilen bir çok uluslararası etkinliğe katıldım; sanırım EYFA biraz kolaya kaçıyor. Böylece de kendini meşrulaştırıyor. Ecotopia 2004'te Hollanda'da olacak. bu işin organizasyonunu yapacak arkadaşlar, bir çalışma düzenlediler: tavsiye ve fikirlerimizi almak istediler. Bürçeden söz ederlerken, masrafları hesaplayıp devletten para alacakalarını açıkça söylediler.