tumblr counter
Disiplin: Kitap Eleştirisi | <a href="http://canbaskent.net">Can Başkent</a>

Can Başkent

logic and the rest...

DİSİPLİN: Kitap Eleştirisi

CAN BAŞKENT

Bröckling'in sosyoloji doktoru olmasından ziyade, bu kitabı Ayrıntı Yayınları'nın "ağır kitaplar"ından biri yapan Almanya özeline yoğunlaşıp, bu işi inanılmaz bir eforla yerine getirmiş olması bence. Bu konuyla ilgili Almanca'da yayınlanmış tüm eserlerin taranmasıyla hazırlanan Disiplin'in kaynakçasında (üşenmedim saydım) 730 kitap bulunmakta.

Bröckling ile tanışmam, yine Ayrıntı Yayınları'ndan çıkan Anarşizmin Bugünü adlı kitapta bir makalesini okumamla başladı. Şöyle başlıyordu "Modası geçmiş savaş, askerlerin geleceği ve antimilitarizmin perspektifleri" başlıklı makale:
"Her kim ki bugün antimilitarizmden söz ederse, en iyi olasılıkla acıma dolu bir gülümseyişle karşılanacağını hesaba katmak durumundadır. Bu sözcük tıpkı anarşizm sözcüğü gibi 19. yüzyılın kokusunu taşımaktadır. Her iki kavram da muhalif bir yaşamı çağrıştıran belirli bir kimlik örneğini hala sunmakla birlikte ikisinin de bunu ötesine geçen bir toplumsal iddiası, yani toplumsal varlığı yoktur."

Bu cümle elbette sadece karamsar ve hareket(ler)i küçümseyen bir tarz olarak okunmamalı. Zira yazar makalesinin ilerleyen satırlarında tutumunu gerekçelendirmekte. Antimilitarizme bakış açısı minvalinde sekter ve saplantılı olmama kulvarında inceden ilerleyen bir yazı olması, Bröckling'i özgün kılmıştı.

Yazarın Almanya özelinde genelde kuzey ülkelerinde ve Batı Avrupa'da genelleşmiş olan 70ler sonrası durumu tanımlaması şu şekilde çarpıcılaştırılmıştı:
"Aktörler bütün protesto biçimlerini oynadı, provokasyonlar aşındı ve geriye tekrarlar kaldı. Bunalanlar ise ardında, insanın kendini pekala kendini daha hoş uğraşlara adayabileceği yolundaki inkar edilemez duyguyu bıraktı."

Bröckling 14 yıl kadar önce yazdığı bu makalesindeki incelemeleri Disiplin'de kemikleştiriyor. Kitabın başlıca bölümleri; İlkçağ ruhundan disiplinin doğuşu, talim-erbiye ustaları ve firariler, vatanseverler ve partizanlar, iç düşmana karşı mücadele, itaatkar antimilitarizm, askeri psikiyatri, topyekun seferberlik-topyekun devlet-topyekün savaş, askerlerin demode olması adını taşıyor.

Almanya'nın militarizm tarihi kabaca bakıldığında İspanya gibi faşizmi deneyimlemiş diğer Batı Avrupa toplumlarından fazlaca farklılık göstermemektedir.

Kitabın giriş bölümünde askeri itaatin psikolojisi ve sosyolojisi irdelenmekte:
"Askerlik kurumu, mensubundan itaat ve boyun eğme talep ederken, bu talebi dengeleyici telafi yollarına başvurur. 'Yapacaksın!' emrine, 'Bunu yapmaya yetkilisin!' anlamı eklenerek bu emir dengelenir." (s.25)

İtaat ve itaatsizlik arasındaki ilişkiye dair ise yazar,
"Askerlik hizmetini yapmaktan kaçınanların ya da onu şu veya bu şekilde yerine getirmek istemeyenlerin ve de ona tümüyle karşı çıkanların, bir ülkenin 'savunma ve askeri gücünü' önemli ölçüde 'zayıflatıp' tehlikeye attıkları durumlar yok denecek kadar enderdir, nihayetinde askeri aygıt 'insan malzemesi'ne duyduğu ihtiyacı, ilkece, her zaman yeterli sayıda ve gerekli nitelikte insanla karşılayabilmiştir." (s.27)

Bu bilimsel (?) tespitin tutarlılığı ve tarihsel geçerliliğini irdelemek ne haddim ne de derdim. Fakat, nereden bakarsam bakayım bu cümlelerin sarsıcılığından kurtulamıyorum. Bu topraklardaki total ret hareketinin en önemli sloganlarından biri olarak kullanageldiğimiz "Savaşın İnsan Kaynaklarını Kurutun!" düsturu, Bröckling'in penceresinden bakılınca ne kadar anlamlıdır? Madem ordu, savaş (ve dahasında devlet de dahil olmak üzere diğer itaat mekanizmaları) gibi yapıları bu şekilde yıkmamız mümkün görünmüyor, çözüm ne olmalıdır?

Anarşizmin Bugünü kitabındaki makalesinde Bröckling yanıtlıyor:
"İktidar aygıtlarını dışarıdan frenlemek artık hiç mümkün değil. Onları içerden parçalamak için acilen çaba göstermek gerekli. Ancak bu, temas etmekten korkmayan yıkıcı bir ruh halini, yani antimilitaristlerin ve pasifistlerin şimdiye dek uzak durdukları bir niteliği gerekli kılıyor. Öyle görünüyor ki, direnişi sadece frenleme aracı olarak görmeye veda etmenin zamanı geldi. Belki de, hafızayı hiçbir netice vermeden çıkmaz ayın son çarşambasına kadar çalıştıracak bir bilgisayar virüsü, mekanizmaya kum atma metaforuna göre daha çağdaş. Antimilitarist bir hareket bu metaforu toplumsal pratiğe dönüştürebilirse, umut besleyebilir hale gelecektir"

Tahlili irdelemeden tedavi önerisi üzerinde durmalı, zira yazar oldukça dişe dokunur bir noktayı vurgulamakta: Antimilitarizmin içindeki tanımından gelen yıkıcılık. Haliyle bu tespit ret tutumlarının antimilitaristliğini irdelemeyi zorunlu kılmakta. Kaldı ki, günümüzde standart pasifist eylemcikleri ve internet eylemciliği gibi "var olmayan" tarzları umursamadığımızda da, antimilitarizmin avrupa komünist partilerin etkisi dışında kalan alanının neredeyse sadece ret deklarasyonlarıyla doldurulmaya çalışıldığıı görüyoruz. Zaruri bir eylem alanı olmasını yanında vicdani/total ret tavırlarının, yıkıcılığı ve yeniden inşa enerjisini ve sinerjisini ne kadar içerdiği önemli bir tartışma konusu olarak belirmekte gecikmiyor. Ret tavırlarının "antimilitarizm" ile "antimilitarizmim" arasında bir yere tekabül ettiğini düşünüyorum. Bir vicdan ve ahlak muhasebesinin gereği olan statik tavır, ki bu tavır ziyadesiyle Hıristiyandır, yıkmanın itici ivmesini nasıl bünyesinde barındırabilir? Paranoyak komplocu anarşist yaklaşım genelde, ret tutumlarının anarko-burjuva ya da anarko-yapmacık bir geveleme olduğunu öne sürer. Vietnam Savaşı felaketi sırasında ve nükleer karşıtı hareket esnasında popüler olan "Not in my name! - Benim adıma değil!" sloaganı da moral içerik çerçevesinde bir ret tavrıdır. Bu ret her ne kadar temsiliyet reddi ya da meşrutiyetin aktarılmasının reddedilmesi şeklinde formülize edilebilse de aktif bir ivme ve yıkıcılık taşıyamamıştır. Elbette, hareketin olumlu ve kitlesel katkılarını yok saymıyorum; fakat tüm antimilitarist ülküleri redde indirgemek gerek aciliyet taşıyan konularda gerekse felsefi parkurun alanında yeterlilik sağlayamıyor. Bröckling'i bu aşamada devreye sokmak ve sisteme çomak sokacak yeni ve daha etkili eylem tarzlarına gereksinim duyduğumuzu kendimize itiraf edebilme yürekliliğini göstermeliyiz. Elbette, bu makalenin maksadı eylem önerisi ukalalığı yapmak değil, bu gereksinmeyi açıklamaya ve kanıtlamaya çalışmaktır.

Disiplin, askeri itaatin sosyo-psikolojisini irdeledikten sonra Almanya'nın militarist tarihini 14. yüzyıldan başlatarak işlemeye koyuluyor. Almanya, Hollanda, İspanya ve Fransa'nın ortak tarihlerinin çerçevesindeki bu sıkıcı tarih dersi sayfalarca sürmekte. Kah hükündarların politikaları kah askeri eğitimin içinde yaşadığımız kültürlere hiç de yabancı gelmeyen ritüelleri ve pratikleri bağlamında, askerliğin inkar edilemez gerçekliği irdeleniyor. Beden politikalarının 20. yüzyılda yeniden yapıbozuma uğraması ve tekrar tekrar irdelenmesinin etkisiyle olsa gerek, yazar askerlik-beden ilişkisini derinlemesine ve etkileyici bir tarzla irdelemiş.

Almanya'nın 19. yüzyılını ikinci yarısında kalkıştığı ve içeriğinden bihaber olduğum restorasyon döneminde militarizmin ve milliyetçiliğin yeniden üretilmesi ve bu üretimin ritüelleri üzerinde detaylı bir şekilde duruluyor: Deutschland, Deutschland über alles! [Almanya, Almanya her şeyin üstünde!]

Daha sonra, sosyalist partilerin jargonundaki parlamenter antimilitarizm üzerinde duruluyor. Sonrasında, Birinci Dünya Savaşı ve Hitler üzerine bir kaç bölüm yer alıyor.

Kitap genel havası itibariyle araştırma niteliğinde olduğu için, yazarın pek de ahım şahım politik analizleri söz konusu olmuyor. Dolayısıyla bu objektiflik kaygısı, askeri psikiyatri bölümünü kitabın en çarpıcı kısımlarından biri yapıyor.

Kitabın son bölümü "Sonuç Tezleri"ne ayrılmış. Kitaba harcanan emeğin yüzü suyu hürmetine bu cidden değerli tezleri aktaramayacağım.

Ret hareketlerinin Avrupa'daki tarihleriyle ilgilenenlere, Insumision Total ile birlikte tavsiye ederim.

Kaynak:
Bröckling, Disiplin
Insumision Total, oldsletter YAYINLARI
Speck, A.: F.Almanya'da Otkökü Hareketin Tarihi, oldsletter YAYINLARI