tumblr counter
Ahlakçı Serseriler | Can Başkent

Can Başkent

logic and the rest...

AHLAKÇI SERSERİLER

CAN BAŞKENT

Vicdani ret kavramıyla ilk karşılaşanlar ister istemez hep sorar: "Askere gidenler vicdansız mıdır?". Vicdani ret hareketine getirilen bu acele eleştirinin aynı düzlemdeki diğer bir ifadesi de, vicdani retçilerin, kendilerini yüce ahlaklılar olarak lanse edip, askerlerin "ahlaksız" olduğunu öne sürdüklerini iddia etmektir. Nitekim, bu eleştirileri dile getirenlere göre vicdani retçiler, yüksek bir ahlaki ilkeden yola çıkıp, daha da yüksek bir ahlaki irade kullanarak, bu ilkelerinin gerektirmelerini yerine getirecek kadar "cesur", "yürekli", "devrimci" ve "mert"tirler.

Baştan söyleyeyim, her ne kadar damarlarımda derin bir anarşist ahlak geziyor olsa da, bu eleştirilerin gerekçelerini ciddiye alıyorum. Ahlaki gerekçelerin, vicdani reddin temel bileşenlerinden biri olmak zorunda olduğuna inanmıyorum. Derin bir moralist olmama rağmen, ahlakı ciddiye almayanların varlığını da elzem görüyorum.

Standart metinler vicdani reddi, "bireyin ahlaki tercih, dini inanç ya da politik gerekçelerle askere gitmeyi ret etmesi" olarak tanımlamaktadır. Tanımın kapsadığı sahayı genişletmek mümkün. Zira, vicdani ret açıklaması sadece askerlik hizmetine karşı yapılmak zorunda değildir. Pekala diğer her türlü otokratik ve otoriter zorunluluğa ve angaryaya karşı benzer bir itiraz hakkı içkin olarak vardır ve gene benzer motivasyonlarla hayata geçirilebilir. Vicdani ret kavramın politik içeriğini dejenere edip, kavram bulanıklığı yaratmamak için, "diğer" karşı çıkışları "vicdani itiraz" olarak adlandıracağız. Zira malum, vicdani reddin politik konumuyla, vicdani itirazların politik konumlanmaları denk değildir. Vicdani ret ciddi politik riskler taşırken, vicdani itirazın "yan etkileri" daha düşük düzeydedir.

Vicdani itiraz aslında çok da uzak bir kavram değil, aksine gündelik hayatta sıklıkla karşılaştığımız bir olgu. Eczanelerde, kimi çalışanların, örneğin "ertesi gün hapı" satışında görev almaması veya vejetaryenlerin süpermarketlerin kasap bölümünde çalışmamak için direnmesi de benzer örnekler olarak düşünülebilir. PeTA'nın da desteklediği, üniversitelerde öğrencilerin canlı hayvan modelleriyle çalışmaya karşı red haklarının tanınıp garanti altına alınması da yine ahlaki ve vicdani iradenin yaşamın mümkün olduğunca fazla alanına uygulanabilir kılınmasıyla ilgili önemli çabalardandır. Sözünü ettiğimiz bu örnekleri, vicdani itiraz kategorisine sokabilmemizin en önemli kriterlerinden biri, bu itirazlara sıklıkla (hafif de olsa) cezai yaptırım uygulanıyor olmasıdır. Örneğin, ertesi gün hapı satmayan eczanelerin ruhsatının iptali veya bu hapların satışını yapmayan personelin ve benzer şekilde kasap reyonunda çalışmak istemeyen otobur personelin işten çıkarılması ya da benzer şekilde hayvanlar üzerinde deney yapmayan öğrencilerin dersten kalmaları hatta kimi zaman disiplin cezaları almaları, vicdani itirazın da politik bir kavram olduğunu açık etmektedir.

Dolayısıyla, gerek vicdani reddi, gerekse vicdani itirazı aşağı yukarı denk felsefelerin, farklı derecelerdeki uygulamaları olarak görebiliriz: her iki edim de bir red felsefesidir ve fakat, her iki edim de gördülükleri yaptırım bağlamında farklı derecelerde politik kararlılık gerektirmektedir. Dolayısıyla, vicdani ret ve vicdani itiraz, retçi felsefelerin, farklı düzeylerde ve düzlemlerdeki dışavurumudur.

Vicdani reddin (ve de vicdani itirazın) yukarıda yer verdiğimiz tanımında üç temel öğe vardı: ahlaki tercih, dini inanç ve politik nedenler. Bu gerekçelerden ilk ikisinin, temel anlamda zaten ahlaki nedenler olduğu açık. Politik nedenler ise, konunun en tartışmalı yönüdür. Zira, kimi politikalar ahlaksız ve vicdansızdır.

Bu konuyu detaylandırmak için, sadık okuru şaşırtmadan, en sevdiğimiz labaratuvara, İsrail'e bakalım. Vicdani red hareketinin geleneksel kollarından gelenler, İsrail'de askerlerin ve subayların, vicdani gerekçelerle, işgal altındaki Filistin topraklarında hizmeti reddettiklerini öğrenince kısa bir şaşkınlığa düşmüşlerdi. Zira, bu asker ve subaylar, ordudan ayrılmıyor, sadece gönülden bağlı oldukları ordularının işgalde bulunmasını doğru bulmuyorlardı. Orduda hizmet ile ilgili bir sorunları yoktu bu retçilerin. Yaptıkları aslında, çalıştıkları kurumu eleştirmek ve kendilerince iyileştirmekti, zira bu askerlere göre İsrail ordusu, Filistin işgali ve diğer vahşi uygulamalarıyla yanlış yapıyor ve kamuoyu önünde saygınlığını azaltıyordu. İşin daha da ilginci, değindiğimiz seçici ret hareketlerinin katılımcılarının politik manada inanılmaz bir politik çeşitliliğine sahip olmasıdır. Sağcı siyonistlerden, sosyalist siyonistlere ve komünistlere dek yüzlerce asker, işgale katılmayacaklarını aynı çatı altında kamuoyuna duyurmuştu. İsrail ordusu önceleri reflektif olarak bu askerlere pek insaflı davranmadı ve elbette bu askerleri cezalandırdı; fakat sonrasında ordu, rasyonel ve liberal bir hamleyle bu askerlerin gerekçelerini kerhen tanıyarak onları işgale göndermemeye başladı. Böylece, orduya göre, sorun çözülmüştü.

Dolayısıyla, faşist siyonist bir temelden gelse de, aktif bir askerin (seçici) vicdani reddini açıklaması da, sözünü ettiğimiz İsrail koşullarında mümkün olabilmektedir. Yıllar önce, Tel Aviv'de sözünü ettiğimiz türden (seçici) vicdani retçi kırmızı bereli ve kıdemli bir askerin, sağcı siyonist tınılarla, güçlü ve büyük İsrail hayalini ve bu hayalinde Araplara ve Filistinlilere yer vermek istememesini ateşli bir şekilde savunmasını dinleyince, itiraf etmeliyim, kafam karışmıştı (Bakınız: İsrail - Filistin ve Vicdani Ret, canbaskent.net). Acaba bir insan nasıl hem savaşmaktan imtina etmeyip hem de retçi olabilmekteydi?

Elbette, aslında politize bir harekette umulmadık çeşitliliklere sahip olmak sıradışı değil. Her harekette olduğu gibi, vicdani ret hareketinde de yakından incelenmedikçe fark etmenin zor olduğu varoluşsal farklılıklar mevcut. Pasifist vicdani retçilerden, anarşist retçilere, devletin ordusunda savaşmayı reddederken silahlı ve devrimci mücadeleden imtina etmeyeceğini açıklayan retçilere dek derin farklılıklar taşıyan politik yaklaşımlar, vicdani ret hareketinde eklektik de olsa bir konglomeraya dönüşebilmektedir. Vicdani ret hareketindeki bu politik çeşitliliğin, hareketin amaçlarıyla ne kadar uyumlu olup olamayacağını burada tartışmayacağız. Burada ilgimizi çeken, ahlaki temellere dayanmayan vicdani reddin mümkünatıdır.

Peki, sözünü ettiğimiz çeşitliliği verili olarak aldığımızda dahi, vicdani ret merkezli politikaları ahlakçı bulmak mümkün müdür? Gerek değindiğimiz İsrail örneği, gerek hareketle ilgili hatırlanabilecek kimi detaylar aslında, kavramın en geniş anlamıyla, vicdani reddin mazereti olarak sunulacak tüm politik gerekçelerin, ahlakçılık zemininde kesiştiklerine işaret etmektedir. İsrailli seçici retçi askerlerin tavırları, örneğin, farklı ahlaki öncüllere dayandığı halde bile ahlakçıdır. Fakat, elbette, bu ahlakın kapsamı ve hitap ettiği kitle, "geleneksel" vicdani reddinkilerle karşılaştırıldığında daha dardır. Keza, sosyalist ahlaka sahip olabilen bir vicdani retçi de "düşman ordusunda" savaşma eğitimi almayı, kendi devrimci ahlak ideallerine ters görebilir. Dahası, utiliteryen bir anarşist devrimci de, "sistemi içerden yıkma" diskuruyla devlet ordusunun silahlı eğitim almak için en iyi yer olduğunu, kendi utiliteryen ahlakıyla doğrulayabilir. Katılsak da katılmasak da, onaylasak da onaylamasak da, değindiğimiz tüm vicdani ret yaklaşımları bir ahlaki zemine sahiptir.

Sözünü ettiğimiz ahlaki yaklaşım, vicdani reddin gerçekleşmesi için aslında ilave bir koşuldur. Zira, söz konusu ahlaki ilke, vicdani reddi gerekçelendirmekte meta bir kriter olarak kullanılmaktadır. Dolayısıyla, bu ahlaki ilke vicdani reddin, doğal ve kendiliğinden gelişen bir tepki olmaktan uzaklaştırıp, belirli bir ahlaki dizgeye itaat eden bir edim haline getirmektedir. Diğer bir ifadeyle, ahlaki yaklaşıma göre, vicdani ret ancak ve ancak herhangi bir ahlak felsefesi (ve bu minvalde bir siyaset felsefesiyle) gerekçelendirip kuvvetlendirildiğinde "anlamlı" ve "iyidir".

Bu yaklaşımın problematik olduğu, aslında vicdani reddin tabiatındaki bir çok noktayı es geçtiğini görmek zor değil. Peki anarşizan ahlak penceresinden bakıldığında, ahlaki ilkelere dayanmayan ret hareketleri nasıl mümkün olabilir?

Önereceğimiz yöntem, vicdani reddi, ahlaki kriterler olan iyi/kötü yerine, mantıksal kriterlere, diğer bir deyişle doğru/yanlış kriterlerine dayalı bir metodolojiye dayandırmaktır. "Mantıksal vicdani ret" olarak adlandıracağımız bu yaklaşım, kimi "per se" öncüllere dayanarak, vicdani reddin mantıksal olarak da doğru olduğunu öne sürmektedir. Vicdani reddin gerekçeleri, o kadar açıktır ki, ahlaki kurallar, vahiyler veya politik ideolojiler gibi ilave koşullara ve gerektirmelere sahip olmadan, "kendiliğinden" doğrudur.

Ortaya koyduğumuz iddiaya yönelik naif eleştirilerin ortak noktası, vicdani reddi özcüleştirdiğimizi iddia etmektir. Elbette, doğal ve kendiliğinden olduğu iddia edilen her kavrama hemen her zaman benzer eleştiriler getirilmektedir. Kadın ve erkeğin doğal olarak eşit olduğu da benzer şekilde iddia edildiğinde, ama bu sefer haklı olarak, bu iddiaya yönelik, kadın ve erkeğin politik mücadele sonucu eşitlendiğine işaret eden bir özcülük eleştirisi getirmek mümkündür. Vicdani reddi özcüleştirdiğimizi iddia eden yaklaşımlar iki farklı perspektifle bertaraf edilebilir. Bu yaklaşımlardan birincisi vicdani reddi bir kazanım olarak gören yaklaşım (pozitif yaklaşım) iken, ikinci yaklaşım vicdani reddi, zorunlu askerlik hizmeti gibi fazlalıklardan arınma olarak gören (negatif yaklaşım) yaklaşımdır. Pozitif yaklaşım olarak adlandırdığımız yaklaşım, vicdani reddi, devlet ve hegamonyaların çağlardır süren ve kemikleşen itaat kültüründen koparılarak alınan bir hak olarak görür. Bu yaklaşımda, vicdani ret, özgürlüğümüzü baştan yitirmiş olarak başladığımız hayatta elde edilen bir özgürlük kazanımıdır. Öte yandan, negatif yaklaşımda ise, vicdani ret, zorunlu askerlik gibi gereksiz fazlalıklardan kurtulma edimidir. Özetlemek gerekirse, pozitif yaklaşım, olumlu bir fayda elde etmeye çalışırken; negatif yaklaşımsa olumsuz kayıplardan kurtulmaya çalışarak zararı azaltmaya gayret eder.

Şimdi de, bu iki yaklaşımın özcülük eleştirilerini nasıl yadsıdığını görelim. Vicdani reddin, ilave ahlaki ya da politik koşullara dayanmaksızın doğru olmasını iddia etmek, vicdani reddi, öyle ya da böyle politikalar üstü felsefi bir konuma yükseltmektedir. Öte yandan, bu yükseltmeyi gerçekleştiren ise, vicdani reddin kendini manifeste etme şekli değil, aksine, vicdani reddin kaçınılmaz kılan askerlik ve ordu kurumlarıdır. Dolayısıyla, vicdani ret, reddettiği kurumların hiç bir makul düşünce ve ahlak sisteminde gerekçelendirilebilir olmaması nedeniyle, kendini politikalar üstü bir konuma çıkarabilmektedir. Öldürme edimi, nasıl hemen her felsefede "yanlış" ise, öldürmemek de benzer manada evrensel bir "doğruluğa" sahip olmaktadır. Dolayısıyla, vicdani ret hareketlilikleri ister pozifit isterse negatif yaklaşımla şekillenmiş olsun; vicdani reddin karşıt olduğu kavramlar olan ordu ve askerlikten devşirdiği "doğruluğu" baki kalacaktır. Özetlemek gerekirse, vicdani reddin özünde olduğu iddia edilen doğruluk ve haklılık aslında, ordu ve askerlik mevhumlarının kuruluş gayelerinden kaynaklanan insanlık dışı motivasyonların (zira öldürmenin insani olduğu iddia edilemez) birer yansımasıdır. Haliyle, vicdani reddi ister bir hak olarak görün, isterseniz de bir arınma felsefesi olarak görün, tüm bu yaklaşımlar aslında ret politikalarının muhatabına göre şekillenmektedir. Muhatap ahlaksızsa, ne yaparsanız yapın, zaten ahlaklı görüneceksinizdir. Ama bu, aldatıcı olmamalıdır. Zira, vicdani ret için ahlaki bir temele, gösterdiğimiz gibi, ihtiyaç da yoktur aslında.

Vicdani ret hakkının, insan bireylerin varoluşundan gelen yaşama hakkına denk bir hak olduğunu iddia etmek -zira, vicdani reddin muhatabı olan ordu, bu temel hakka saldırmaktadır-, asla haddini aşan bir önerme değildir. Nasıl, insan olmak yaşamak için yeterliyse ve bu hakka ulaşmak için ilave bir efor harcamak ya da belirli vasıflara sahip olmak gerekmiyorsa, vicdani reddi gerekçelendirmek için de ilave şart ve vasıflar gerekmemektedir. Zira, temel yaşam hakkı, acı çekmeden ve işkence görmeden yaşamayı da kapsamaktadır. Dolayısıyla, askerlik ve benzeri militarist zorlamaları işkence olarak gören insanların da, yaşama hakkına dayanarak, insan olmaya dayanarak vicdani redlerini gerekçelendirmeleri mümkündür.

Özetlemek gerekirse, gerek vicdani itiraz, gerekse vicdani ret düzeyinde olsun; mantıksal doğruluklara dayanan ret felsefelerinin gerekçelendirilmesi için ilave bir ahlaki ya da politik argümana gerek yoktur. Uluslararası vicdani ret hareketinde görülen birbirleriyle zıtlaşan bir çok düşünce ve hareketliliğin yan yana var olabilmesi, elbette, birbiriyle zıt olan politikaların uzlaşmasıyla değil, vicdani reddin bu politikaların çok ötesinde ve üzerinde, ama bir o kadar da temel bir düzlemde kendini konumlandırıyor olmasından kaynaklanmaktadır.

Diğer bir deyişle; varım, öyleyse reddediyorum.

Teşekkür: Ossi'nin dikkat çektiği kimi önemli noktalar, yazının tutarlılığının teşkil edilmesinde önemli rol oynamıştır. Teşekkürler Ossi.