tumblr counter
Ölmenin Anarşist Ahlakı | <a href="http://canbaskent.net">Can Başkent</a>

Can Başkent

logic and the rest...

ÖLMENİN ANARŞİST AHLAKI

CAN BAŞKENT

0. Giriş

Bu makale ölme konusundaki kimi önermeleri anarşist ahlak çerçevesinde inceleyecek. Makalenin kapsamını çok genişletmemek adına, öldürme edimini göz ardı edecek, sadece ölme ediminin kendisine, intihar ya da yardımlı intihar, eğileceğiz. Bu minvalde, eceliyle ölme halini de bu yazıda göz ardı edeceğiz. Diğer bir deyişle, bu makalede, anarşist ahlakın "iradi ölme hallerinde" nasıl bir konum alacağını inceleyeceğiz.

Makalenin arkasındaki politik motivasyonlar ise, günümüzde bireyci anarşizmin etkisinin artması ve benzer şekilde de, utiliteryancı ahlakın da postliberal yahut anarkokapitalist düşünce okullarında giderek artan derecede tartışılmaya başlanmasıdır. Sözü edilen düşünce okullarının, özellikle gündelik hayattaki dilemmaların üzerine heyecanla eğilmesi, bizim de bu satırlarda, aşağı yukarı benzer bir hevesle, gündelik hayata, dahası gündelik hayatın en iç karartıcı problemlerinden birine eğilmeye itti.

Bu yazıya iradi ölme eylemlerinden ötenaziyi ele alarak başlayacağız. Sonrasında, ötenaziye dair John Hardwig'in dillendirdiği, bizim de oldukça önemli gördüğümüz bir sorunu ele alacağız. Daha sonrasında da, Hardwig'in önermesini anarşist düşünce ve ahlak zemininde genişletecek ve iradi ölme eylemlerinin hangi koşullarda ve nasıl anarşist ahlaka "uygun" olabileceğini değerlendireceğiz. Kimi sıradan fakat önemli gündelik hayat senaryoları kurup, geliştirdiğimiz fikirlerin nasıl işleyeceğini ya da işlemeyeceğini de görmeye çalışacağız. Sonrasında da, tartışmayı biraz daha genişletecek ve daha ilerde belki bu satırların yazarı, belki de diğer yazma heveslileri tarafından ele alınabilecek, kimi ucu açık konulara işaret edeceğiz. Yazımızı sonlandırırken de, öneri getirmekten imtina edeceğiz bilhassa.

1. Ötenazi

Ölme tartışmalarının en yaygın sahası kuşkusuz ötenazi ve enfantalizmdir. Ötenazinin, yardımlı veya iradi olup olmamasına dair parametrelerin kombinasyonuyla oluşturulan bir çok alt kategorisi bulunmakta. Örneğin, bilinci kapalı ölümcül bir hastanın, doktor yardımıyla ailesinin izniyle öldürülmesi "yardımlı ve hasta iradesi dışı ötenazi" olarak adlandırılırken, hastanın "fişi çekilerek" kendi bilinçli ve iradi kararı neticesinde ölüme terkedilmesi ise "yardımsız iradi ötenazi" olarak adlandırılabilir. Bu konuda oldukça kapsamlı bir felsefe ve hukuk literatürü mevcut. Dolayısıyla, meraklı okuru, çok zorlanmadan keşfedeceği bu literatüre yönlendirmekle yetinelim bu satırlarda.

Enfantalizm ise, yeni doğanların sadece ve sadece tıbbi nedenlerle öldürülmesidir. İnsan aklının sınırlarını zorlayacak korkunçluktaki hastalıklarla doğan bebekleri, ömürleri boyunca, fiziksel ve psikolojik acı çekmekten kurtarmak ve bu bebeklerin ebeveynlerini de ömür boyu bu çileden azat etmek için, enfantalizm legal ya da illegal olarak bir çok toplumda uygulanagelmiştir. Fakat, ultrasonografi ile ana karnındaki bebeğin gelişiminin takibi ve kürtajın bir çok ülkede yasallaşması, enfantalizm "ihtiyacını" oldukça düşürmüştür. Her zamanki gibi, gene detaylarla okuru boğmayacak ve ilgili okuru bu konuda yazılmış herhangi bir uygulamalı etik antolojisine sevk edeceğiz.

Yukarıdaki konuları kapsayan literatürde çok da derinlere dalmadan karşılaşılabilecek düşünürlerden olan Hardwig, bir makalesine ötenazi ve yardımlı intihar ile ilgili önemli sorularla giriş yapar: "Kimin ölmesi daha iyidir? Kimin ölme yükümlülüğü vardır? Ölmenin doğru zamanı ne zamandır?" Daha sonra ise yazar, ötenazi ve hekim yardımlı intihar ile ilgili tartışmalarda üzerinde çok durulmayan şu iki nokta üzerinde durur: "(1) Dindirilemeyen acı, birinin ölmesi için tek neden değildir. (2) Ölümcül hastalığı olmayan birinin de ölmesi iyi olabilir." Zira yazara göre; "(1) Kısa bir süre düşünsek bile, çoğumuz, yaşamaya devam edeceğimize, ölmemizin daha iyi olduğuna inandığımız durumların listesini yapabiliriz; ve (2) Ölümcül hastalık durumunda, ölüm, ölen insana tüm acılarından nihai bir kurtuluş sağlamaktadır. Dolayısıyla, ölümcül hastalık durumu söz konusu OLMADIĞINDA işler daha bile kötü olmaktadır." [çeviri - C.B.]

Tıbbi olarak insanın aklının kavramakta bile zorlandığı derecede korkunç durumlar ve acılar, elbette ötenazi ve dolayımlarındaki tartışmaları elzem kılmaktadır. Beyni olmadan doğan bebekler, ileri bunaklık gibi, ölmeden sadece ve sadece (tıbbi) bakımla yaşamın sürecek olması, bir çok kişi için "ölsem daha iyi" durumlarındandır. Dolayısıyla, çoğu insan için, ölmeyip sevdiklerimize sürekli acı ve inanılmaz mali yük yaratmak da, benzer şekilde "ölmekten beterdir". Sonuç olarak, çoğu zaman, tıbbi ötenazi ve doktor destekli intiharların altındaki neden, yakınlarımızı "sevmektir". Zira, sevenlerimize acı çektirmek ahlaki olarak "yanlıştır". Bu satırların yazarının, bu husustaki tartışmalarda, en sevdiği ahlaki ilke "sevgi suistimali" mottosu çerçevesinde gelişmektedir. Yaşayarak, sevdiklerimize duygusal, tıbbi, ekonomik anlamda inanılmaz bir yük olmaya devam etmekten "imtina etmemek", bize karşı beslenen sevginin suistimalidir. Zira, ileri ve aşırı tıbbi zorluklar durumunda, bizi sevmeyen hiç kimse bu sabrı, sevgiyi ve azmi birlikte göstermez. Profesyonel bakım evlerindeki bakımla, sevdiklerimizden gelen şevkatli bakımın arasındaki fark da budur. Zira, hemşirenin olmayan sevgisini suistimal etmek mümkün değilken, ailemize karşı "nazımız geçmektedir". Bu eksendeki "ölsem daha iyi" tartışmalarının argümanlarını geniş çerçevede incelemek isteyenleri Hardwig'in kolay okunur makalesine yönlendirerek, bu yazıdaki asıl kaygımızı ifade etmeye başlayalım.

2. Anarşizan Ölüm

Biz bu makalede, "ölsem daha iyi" durumlarının, sadece tıbbi durumlara sınırlandırılmaması gerektiğini; ahlaki ve duygusal nedenlerin de, ölmenin "yaşamaktan" daha iyi ve moral olmasının (benzer şekilde) gerekçesi olabileceğini iddia edeceğiz.

Yukarıda değindik, ölümcül hastalıkların özellikle aileler üzerindeki tek yükü duygusal sızılar değildir. Ömür boyu süren ağır hastalıkların tedavisi çoğu zaman bireylerin ve ailelerin tüm parasal birikimlerini tüketmekte ve kimi zaman da ailelerin iflasına veya mali çöküşüne neden olmaktadır. Toplumsal iktisadi dayanışmanın yetersizliği zemininde, mali durumları nedeniyle ötenazi çözümünü göz önünde bulundurmak zorunda kalan ailelerin ve hastaların durumlarını, politik gerekçelerle, bu yazıda dışlayacağız. Bu yazıda, ciddiye alacağımız tek ötenazi nedeni dolayısıyla, duygusal nedenler olacak: ya hastanın bitmek bilmeyen acıları, ya da bilinci kapalı hastanın ailesine verdiği emsalsiz acılar. Benzer şekilde, Hardwig'in argümanlarını da duygusal acı zemininde okuyacağız. Diğer bir ifadeyle, "ölse daha iyi" olacak olan hastanın yarattığı iktisadi problemleri göz ardı edecek, bu hastanın ölmesinin daha iyi olacağı durumları sadece sevenlerde yaratılan duygusal zulme dayanarak tespit edilmesi gerektiğini varsayacağız. Zira, yukarıda da belirttik, yarattığı mali yük nedeniyle bir insanın ölmesinin daha iyi olması, hastanın kendisinden değil, toplumsal organizasyonumuzun yarattığı iktisadi eşitsizlikten kaynaklanmaktadır.

Özetleyelim. Ötenazinin (bu yazı kapsamındaki) salt moral gerekçesi, anarşizan perspektifle, hastanın fiziksel ya da duygusal acılarını iradi olarak sonlandırmak istemesi ("Bu ölümcül ağrıları çekmek istemiyorum artık", ya da "Sevenlerimi daha üzmek istemiyorum") ya da (hastanın bilincinin kapalı olduğu ve tıbben bilincin yerine gelmeyeceği durumlarda) sevenlerinin çektiği onulmaz hissi yıkımlardır ("sevgilimi makinelere bağlı 'yaşar' göreceğime, ölmesini tercih ederim").

Fakat, ötenazi konsepti, hastanın iradesinin açık olduğu ve kendi çektiği fiziksel ve hissi acılara rağmen ötenazi "istememesi" durumunda tamamıyla devre dışı kalmaktadır. Zira, aksi takdirde, hastanın öldürülmesi cinayettir. Hardwig'in argümanlarından yararlanacağımız, zurnanın zırt dediği yer işte burası: Peki ya ölmek istemezsek? Acaba ölmeyerek, sevdiklerimize acı çektirme hakkımız var mıdır? Yukarıda atfettiğimiz gibi, Hardwig'in yazısı, tıbbi bağlamda bu konunun derin analizini yapmakta. Biz ise bu yazıda, tıbbi nedenler dışında, sevdiklerimize acı çektireceğimize ölmenin daha iyi olacağı durumları formelleştirme yolunda küçük bir adım atacağız. Öncelikle, kimi gündelik hayat senaryolarını inceleyerek, hedefimize nasıl varabileceğimiz kestirmeye gayret edelim. Böylelikle, tıbbi olmayan "gerekliliklere" rağmen ölmesi "iyi" olanların, bundan imtina etmeleri halinde içine düşecekleri moral statüyü değerlendirme yolunda basit ama önemli bir adım atmış olacağız.

3. Gündelik Hayat Öyküleri

İlk olarak şöyle bir senaryoyu düşünelim. Günümüz dünyasında yaşayan, (mantıksal literatüre selam ederek) Abelard ve Heloise olarak adlandıracağımız çiftimizin, tesadüf de bu ya, Astrolabe adında bir çocuğu olduğunu varsayalım. Günlerden bir gün, Abelard'ın, örneğin Astrolobe'nin pusetini gelişigüzel bir yere bırakmak ya da otomobillerinde 2 yaşındaki Astrolabe'yi ön koltuğa oturtup, bütünüyle kendi hatası olan bir trafik kazası geçirmek gibi, bariz bir kusuru nedeniyle, bebeklerinin ömür boyu sakat kalmasına neden olduğunu varsayalım. Acaba bu durumda Abelard'ın ölmesi daha iyi midir? Her ne kadar, Abelard kendi hatası nedeniyle, sevdiği bir insan olan bebeği üzerinde geri dönüşü neredeyse mümkün olmayan bir zarara yol açtıysa da, acaba Abelard, Astrolabe'ye olan sevgisini, kendi yaşamının ahlaki devamı olarak mazaret kılabilir mi? İç sızlatıcı bu senaryonun kilit noktalarından biri, elbette, sakatlığın biyolojik hayatın sonu olmadığı gerçeğidir. Dolayısıyla, bu senaryoda aslında yanıt açıktır: Abelard, bebeğine gerekli bakımı yerine getirme zorunluluğuna bağlı olarak, kendi varoluşunun bekasını ahlaki olarak gerekçelendirebilir. Gelin şimdi, senaryoyu biraz daha trajikleştirelim ve Astrolabe'nin kaza neticesinde öldüğünü varsayalım. Acaba, bu durumda Abelard'ın yaşamını devam ettirmek için ahlaki nedeni var mıdır? Acaba, Abelard ölse daha mı iyidir?

Ele alacağımız ikinci örnek ise aşk acısıdır. Abelard ve Heloise çiftimizi ele alalım. Abelard'ın Heloise'ye ihanet ettiğini ve bunu öğrenen Heloise'nin de girdiği bunalım nedeniyle Deleuze yöntemiyle intihara teşebbüs ettiğini, fakat başarısız olup, iyileşemeyecek şekilde felç olduğunu varsayalım. Acaba bu durumda Abelard'ın ölmesi daha iyi midir?

4. Aranağme

Senaryomuzdaki çiftimizin, tarihteki ünlü adaşlarıyla pek bir benzerliği yok, malum. Bizim sevdiğimiz Abelard, aşkı nedeniyle saldırıya uğrayıp iğdiş edilirken, senaryomuzdaki Abelard ise ihmalkar ve vurdumduymaz bir karakter gibi görünüyor. Peki acaba modern Abelard'ımız, tarihteki adaşı kadar felsefi sofistikasyona sahip olacak mı, görelim.

Öncelikle tartışmamızla ilgili kimi kısıtlamalara gidelim. Öncelikle yukarıdaki örnekleri, salt felsefenin sahasına çekebilmek için aleni bir şekilde hukuku göz ardı ediyoruz. Hangi yasa ve hukuk çerçevesinde, Abelard'ın nasıl bir ceza alabileceğiyle yahut bu cezanın adil olup olmayacağı, bu yazıda ilgimiz dahilinde değil. Bu uyarı, hukukun, artık moral felsefeye dayanmadığı gerçeğinin altını çizmesi açısından önemlidir. Dolayısıyla, hukuk gibi otoriter, hiyerarşik ve irrasyonel kurallar silsilesinin per se olarak yok sayması gereken moral felsefeyi, anarşist ahlak kapsamında incelemek için bir nedenimiz daha oluyor. Fakat, anarşist ahlakın hukukla kimi benzerlikleri aslında bulunabilmektedir (evet, durmuş bir saat bile günde iki defa doğru zamanı gösterir). Kimi teşhislerde örneğin anarşist ahlak felsefesiyle, hukuk örtüşmektedir. Pedofili ve tecavüz gibi şeytani edimler bu teşhislerden sadece bir kaçı olarak görülebilir. Öte yandan, anarşist moral felsefe ceza bağlamında hukuk ile taban tabana zıttır. Zira hukuk ceza verenken, anarşizm ceza vermez.

Anarşizm ahlakına aşina okurun, burada duraladığını hisseder gibiyim. Dolayısıyla, konudan sapmak pahasına da olsa, anarşizan adaletin, kimi hak ihlalleri durumunda nasıl yeniden tesis edilebileceğini hatırlayalım. Bizim bu satırlarda müdaafasını yaptığımız anarşist ahlak varyasyonunun en önemli ayırdedici özelliği, ceza konusundaki relativizmidir. Zarar görenin hak talebini meşru gören bu ahlaki kod, öte yandan, bu talebi standardize etmekten kaçınmaktadır. Zira, "acılar" bir olmadığı gibi, "cezalar" da bir olamaz.

Anarşist ceza ya da kimilerine göre intikamın aslında "Vandetta'nın V'si" filmindeki kurgudan çok da farkı yok. Aktif direnme, nasıl hiyerarşik kurumlara karşı gerçekleştirilebiliyorsa, gayrısiyasi durumlarda da, bu direniş, örneğin kalbimizi kıran sevgiliye karşı da, uygulanabilirdir. Yukarıdaki iç karartıcı senaryolar minvalinde düşünürsek, Astrolabe'ın babasıyla olan ilişkisinde veya Abelard'ın felç olmuş Helosie ile ilişkisinde adaleti nasıl sağlayacağı benzer tartışmanın uzantılarıdır. Dolayısıyla, adalet kavramı, eğer anarşist ahlaka uygulanabilirse, bu adaletin tepeden gelmeyeceği açıktır. Diğer bir deyişle, idam, intihar yoluyla gerçekleşmelidir. Aksi takdirde her idam cinayettir.

5. Anarşizan Ceza?

Bu yazıdaki gündemimize dönelim tekrar. Dikkat ediniz, yukarıda sunduğumuz ılımlı anarşist ahlak kodları, (gündelik anlamıyla) adalet kavramını ve duygusunu ciddiye alıyor ve Romalılar'ın elbette sahip olamayacağı bir eşitlikçi üslupla işlemeye gayret ediyor. Dahası, ailedeki hiyerarşinin ve ilişkilerdeki kadın/erkek adaletsizliğinin de, bu bağlamda, ilgası için çabalıyor.

Çoğu anarşist grup da dahil olmak üzere, bir çok devrimci ideoloji, (devrimci) şiddeti, amaçlanan toplumu kurana ve asalaklardan arınana kadar geçecek süreçte kullanılacak geçici bir utilite olarak görmektedir. Bu gruplara göre, ideal toplumda "şiddeti gerektirecek bir sorun" olmayacağından örgütlü şiddet lağvedilecektir. Yukarıda sunduğumuz fikirler, kimi anarşizan yaklaşımlar tarafından, şiddetsever anarşist dizgeninkine benzer bir motife sahip olmakla suçlanabilmektedir. Her ne kadar şiddetsever anarşizan hareketleri dışlamıyor ve işlevsellikleri göz ardı etme lüksünü kendimizde görmüyorsak da, bu satırlarda daha kolay ve daha esnek bir yöntem yaratma çabamız olduğunun altını çizmekten de çekinmiyoruz. Dolayısıyla, anarşist ceza, aslında adil topluma ulaşana dek kullanılacak olan geçici bir edim değil, aksine, bugünden itibaren uygulanmaya geçilmesi gereken evrensel bir ahlak kodudur.

Yukarıda yüzeysel olarak değindik. Anarşist ceza, otokratiktir. Cezayı çeken de cezayı veren de aynı kişidir. Bu edimin altında yatan aslında, acıyı paylaşma duygusunu temel alan bir empatidir. "Hatamın bedelini senin çekmen adil ve doğru değil. Bak, şimdi ben de bu çileyi çekiyorum" benzeri bir yaklaşım, kişisel ve toplumsal ilişkiler bağlamında fertlerin "ceza verme" gaddarlığından uzaklaştıracağı gibi, yaratacağı toplumsal empatiyle de, çilenin müşterek çekilmesine vesile olacaktır. Anarşist toplumda acı verici duyguların paylaşımı üzerine çok söz söylenir, ama gene biz, gerek tembelliğimizden, gerekse yazının okunurluğunu muhafaza etme adına, bu hususa kabaca işaret etmekle yetinelim şimdilik.

6. Hukuki ve Felsefi Gözlemler

Şimdi de yazımızın son bölümünde, bizce ilginç ve aslında bir o kadar da dikkate değer kimi hukuki ve felsefi gözlemleri paylaşalım. Ötenazi, günümüzdeki gücünü kazanmadığı zamanlarda, bir çok ABD eyaletinde intihara yardım olarak görülüyordu. Kimi ABD eyaletinde de bu bir suç olmadığından, gerçekleşen ötenaziler ilginç bir muamma oluşturmaktaydı. Sonrasında, ötenazi tartışmalarının ciddileşmesine binaen, bir çok eyalet intihara yardımı suç olarak yorumlamaya başladı. Öte yandan, Hollanda, alışıldık liberalliğiyle (!?), ötenaziyi ilk yasallaştıran ülke olmanın yanında, intihar girişimcisinin yanında durup onu engellememeyi ve ona destek vererek, intihar metodlarıyla ilgili genel bilgi sağlamayı suç olarak görmese de, intihar "eyleminin" gerçekleşmesine iştirakı suç olarak görmektedir.

Anarşist ahlak dışındaki felsefelerden de, insanın kendi hayatını ahlaki olarak sonlandırma gerekliliği tartışmalarına dair önemli ilhamlar almak mümkün. Kant, intihara karşı olmasını tanıdık argümanlarla gerekçelendirir. Zira, Kant'a göre, intihar, insanlık için kendinde bir son değildir ve dolayısıyla ahlaka uygun düşmemektedir. Zira, intihar evrenselleştirilemez ve dahası kendini tatmin etmek için insanlığı geri plana itmek de, benzer şekilde, Kant'a göre yanlıştır. Varoluşçuluğun önemli düşünürlerinden Camus ise, intiharın tanrının olmadığı dünyada gerekli olup olmadığının tespitinin varoluşçuluğun amacı olduğunu ifade etmektedir. Camus'ya göre, öte yandan, intihar çözüm değildir; zira gerçekliğin saçmalığından, ölüme, dine ya da hayallere kaçarak kurtulamayız. Öte yandan modern dönem New York felsefecilerinden Nagel'in, Eski Yunan'dan Epikür ile mukayese ederek ördüğü ölüm felsefesinin dolayımlarındaki kimi eleştiriler de, yukarıda sunduğumuz argümanlara yöneltilebilir. Ölümü, doğum kadar doğal gören Epikür'e karşı, her ölümü kötü gören Nagel'in düşünceleri arasındaki tansiyona burada değinmeyeceğiz.

Yukarıda değindiğimiz Kantçı eleştirilerle varoluşçu akımın eleştirilerini, yazımızın içinde çoktan bertaraf ettiğimizi düşünüyoruz. Dolayısıyla, bu argümanları tekrarlamaya da lüzum görmüyoruz. Öte yandan, Nagelci eleştiriler de Nagel'in kendi yoksunluk kuramlarıyla rahatlıkla bertaraf edilebilir. Ceteris paribus, kendi yoksunluğunun zararından daha büyük bir yoksunluk yaratmış olan birinin yaşamından feragat etmesine, Nagel'in karşı çıkacağını zannetmiyoruz. Zira Nagel de katılacaktır ki, öldürmek, ölmekten daha kötüdür.

7. Sonuç

Bu yazıda, formel felsefe ve mantığa çok pas atmadan ve farklı farklı yorumlamalara açık şekilde, anarşist cezanın intihar boyutundaki gerekçelerini tartıştık. Anarşist cezanın, çarptırılan ceza değil, aksine çekilen çile olarak yorumlanması gerektiğinin altını çizdik. Bu çile de, zarar görenin acısını paylaşma diskuruyla, iyimser bir eğilim olarak yorumlanabilir. Fakat, öte yandan, çekilen çilenin Ömer Seyfettin gibi, diyet ödemek olarak yorumlanması ise, sapılmaması gereken bir yoldur. Adalet nosyonu ile Seyfettin diyeti arasındaki ilişkiye dair örtülü önermeleri yazıdan süzmek mümkün, dolayısıyla okuru biraz meşgul etme adına, bu tartışmanın argümanlarına tekrar değinmeyeceğiz.

Dikkat edilecektir, Abelard ve Heloise'nin trajik hayatlarından alıntıladığımız örneklere dair çözüm önermedik. Zira, dikkatli okur, yazıdan bunu damıtabilmiştir.

HAMİŞ: Jack Kevorkian'ın da nihayet salıverildiğini müjdeleyerek, kendisine buradan selam edelim.

Kaynakça:
1. John Hardwig; Dying at the Right Time: Reflections on (Un)assisted Suicide; Ethics in Practice (ed. Hugh LaFollette) içinde.
2. assistedsuicide.org