tumblr counter

Uluslararası Vicdani Ret Hareketi | Can Başkent

ULUSLARARASI VİCDANİ RET HAREKETİ

CAN BAŞKENT

Bu yazıda kimi önemli vicdani ret hareketlerini inceleyecek ve bu hareketlerde yer alan aktivistlerin kimi düşüncelerini aktaracağız. Farkındayız, dünyadaki vicdani ret hareketlerini betimlemek için ciltler dolusu kitap yazılabilir. Bu yazının amacı, kısıtlı sayfa sayısı engeline aldırmadan, kısa da olsa bir çok vicdani ret hareketine değinmek ve bilhassa bu vicdani ret hareketlerini diğerlerinden ayıran noktalara işaret etmektir.

1. Avrupa

Vicdani red hareketlerinin Avrupa'da yarattığı etkilerin izini sürmek için yola çıktığımızda, bir çok durağımız olacaktır. Biz bu yazıda, Almanya ve İspanya'ya yoğunlaşacağız. Her ne kadar coğrafi olarak Avrupa'da yer almasa da, Avrupa ile olan kültürel ve ekonomik bağları nedeniyle İsrail'i de Avrupa bölümünde inceleyeceğiz.

Avrupa'nın, vicdani ret hareketindeki belki de en belirleyici rolü, zorunlu askerliğin doğduğu yer olmasıdır. Bugün anladığımız anlamda, askerliğin zorunlu kılınması, Fransız Devrimi sonrasında Cumhuriyet'in kendini, monarklara karşı koruma gereksinimine dayanmaktadır. 1798'te çıkarılan kanun, kavramsal içeriğini günümüzde hala koruyan vatan savunması borcunu ilk defa oluşturmuştur: "Her Fransız erkek bir askerdir ve ulusunu savunma borcu bulunmaktadır". Her erkek Fransız'ın asker olarak orduya alınmasının, Napolyon Bonapart'ın askeri "başarıları" üzerinde olumlu etkisi olduğu da kimi defalar ifade edilmiştir.

Öte yandan, Avrupa, yıllar süren vicdani ret mücadeleleri sayesinde, vicdani ret hareketinin de beşiği olmuştur. Birinci Dünya Savaşı'na dek izi sürülebilecek olan Avrupa vicdani ret hareketleri, kazanımlarıyla hala ilham vermeye devam etmektedir (Fakat, sanıyorum hiç bir ülke, tarihte ilk defa 1549'da askerlik hizmeti muafiyetini düzenleyen ve sonra 1922'de de bunu anayasasına alan Hollanda kadar ilham verici olamayacaktır.).

1.1 Almanya

Alman anayasasına göre her yetişkin askerlik hizmeti yapmak zorundadır. Öte yandan vicdani ret hakkı Almanya'da tanınmıştır. Önceleri, sivil hizmet, askerlik hizmetinden uzun sürüyor olmuş olsa da, 2004'ten sonra bu uygulama değiştirilmiştir. Sivil hizmet genelde, anaokulları, hastaneler, rehabilitasyon merkezleri ve huzur evleri gibi kurumlarda yerine getirilmektedir. Dahası, sivil hizmeti yerine getiren vicdani retçi, askeri kışlada yaşamamakta, evinde yaşamaya devam edebilmektedir. Ancak, sivil hizmet çok çeşitli bakış açılarından eleştirilmektedir. Vicdani retçiler, bedava iş gücü olarak, Kızıl Haç gibi bir çok kuruluşun başlıca personelidir. Dahası, Alman ekonomisinin gelişmişliği de, özellikle hizmet sektöründe önemli oranda sözünü ettiğimiz bedava iş gücü imkanı nedeniyle, vicdani retçilere dayanmaktadır. Vicdani ret harketi içinde uzun yıllar etkin olarak yer almış, Türkiye'yi de yakından tanıyan Jörg Rohwedder, bu durumu şu şekilde özetlemektedir [1]:

Almanya'daki durum paradoksaldır. [Alman] ordusu yeni askerlerlere çok da ihtiyaç duymamaktadır. Her yıl 400.000 kişi arasından 60.000 kişiyi asker olarak almaktalar. Eğer sivil hizmet yapacak vicdani retçiler olmasa, devlet zorunlu askerliği kaldırmak zorunda kalabilirdi. Her yıl 130.000 genç Alman vicdani retçi olarak tanınmaktadır ve hala ülkedeki ucuz işçilerdir ve bunlar günümüzde, Almanya'da zorunlu askerlikten kurtulmanın önündeki en büyük engeldir. Almanya'da görünür politik vicdani ret hareketi yoktur.

Öte yandan, hareketin tarihine kısaca bir bakıp, Jörg'ün dile getirdiği eleştirilerin, yani Almanya'da zorunlu askerliğin, "zorunlu angaryaya" dönüşmesinin nedenlerini eşeleyebilmek için, Almanya'daki hareketin tarihine kısaca göz atalım. Bunun için Almanya'dan, antimilitarist aktivist Alper'e kulak veriyoruz [2]:

Almanya'da Birinci Dünya Savaşı sonrasında İngiltere'deki "radikal pasifistler" ve "genç pasifistler" hareketlerinin etkisiyle, genellikle sosyalizme yakınlık gösteren askerlik karşıtları ve pasifistler belirdi ve (...)1919'da Savaş Hizmeti Karşıtları Birliği'ni kurdular. Ne var ki, birliğin üye ve aktif sayısı iniş çıkışlara rağmen son derece düşük kaldı ve 1933'de Hitler'in seçimlerle iktidara gelmesinden sonra birlik tamamen çözüldü. Versaille Antlaşması ile 1919'da kaldırılmış olan askerlik yükümlülüğü 1935 tekrar getirildi. (...) 1939'da Nazi Almanyası'nın Polonya'ya saldırarak İkinci Dünya Savaşı'nı başlatmasıyla, çok az sayıda da olsa kiliselerinden onay olmaksızın Hitler'e itaat yemini etmeyi ve orduya katılmayı reddeden katolik ve protestan redçiler belirdi. Fakat bu dönemin az sayıdaki vicdani redçilerin büyük bölümü, esasen Yehova Şahitleri'nden geliyordu. 1945'e dek 6 yıllık süre içinde 250'nin üzerinde dinsel motivasyonlu vicdani redçi "milli mukavemeti kırmak" suçundan ölüm cezasına çarptırıldı ve idam edildi. Reddinden vazgeçenlere özellikle eziyet verici koşullarda askerlik yaptırılıyordu. Federal Almanya'daki bugün geçerli olan vicdani red hakkı ilk olarak, askerlik yükümlülüğünün getirilmesinden ve ordunun kurulmasından 7 sene önce, 1949 yılında kabul edildi ve hatta bir anayasa maddesi olarak yürürlüğe girdi. Bu görünüşteki antimilitarist gelişmenin ardında yatan, çokça vurgulandığı gibi savaşın olumsuz deneyimlerinden çok, İkinci Dünya Savaşı'nı yitirmiş olan ve İngiliz, Amerikan, Fransız ve Sovyet orduları işgali altındaki Almanya'da Almanların yabancı ordularda zorla hizmete alınmalarının önüne geçmekti. [Öte yandan,] 1989'a dek varlığını sürdüren Demokratik Almanya, Federal Almanya'dan farklı olarak vicdani ret hakkını tanımıyordu, fakat vicdani redçilerin "işci asker" sıfatıyla bahçıvan, hasta bakıcı, inşaat ve (özellikle 80'li yıllarda da) fabrika işçisi olarak çalıştırılması gibi kabul görmüş bir uygulama vardı. Haklarında çok az şey bilinen Doğu Almanya'daki total redçiler için ise hapis cezası söz konusuydu. (...) 1968'de dönemin öğrenci hareketinin ve Vietnam Savaşı'nın yarattığı etkinin bir sonucu olarak radikal arkaplanlı vicdani redçiler, vicdani redçiliğin karakterini belirler oldular.

Peki, vicdani ret hareketi kazanımlarını bu kadar kolay mı ele geçirdi Almanya'da gerçekten? Örneğin, politik vicdani reddin önünde ne gibi engeller belirdiğini, yine Alper'den dinleyelim:

Alman devleti, anayasal red hakkının kullanımını çeşitli şekillerde güçleştirdi: Politik gerekçeler kabul edilmiyordu. Nitekim VR hakkını tanımlayan anayasa maddesinde geçen "vicdan" kavramı zaten rastlantısal değildi; hukuki tanımı gereği subjektifti ve politik red şekillerini a priori tanım dışı bırakıyordu. (...) Bugün de geçerli olan prosedüre göre vicdani retçi adayları bunu, özyaşam öykülerine dayanarak ikna edici şekilde ortaya koymak zorundadırlar. (...) Sözlü ve yazılı vicdan sınavlarında VR adayları inanılmaz eylem ve durum kurguları ile karşı karşıya getiriliyor, doğru yanıtı veremeyenler reddediliyordu. (...) 1974'de, Avrupa çapındaki ortaklaşa total red eylemlerinin etkisiyle, Almanya'da ilk olarak total red kavramı belirdi. (...) Total redçilerin sayısı 80'li yıllarda hem Doğu hem de Batı Almanya'da artmış olmakla birlikte, total redçiler, sivil hizmet vicdani redçilerine oranla son derece marjinal kalmıştır ve kalmaktadır. (...) Milli savunma tanımı ve ihtiyaç duyulan ordu tipi, Soğuk Savaş'ın sona ermesi ve bloklar arası gerilimin ortadan kalkması ile tamamıyle değişmiştir. Askere olan nicel ihtiyaç oldukça azalmış olsa da, sivil hizmet yapanlara duyulan ihtiyaç kalıcı bir karakter kazanmıştır. Red gerekçelerini içeren prosedüre uygun olarak hazırlanmış basit dilekçenin sunulması artık sivil hizmet yapmak için çoğunlukla yeterli olmaktadır. Hatta son zamanlarda Almanya'da zorunlu askerliğin tamamen kaldırılması gündemdedir. Bunun en önemli sonuçlarından biri, sivil hizmet sayesinde ucuz işgücünden yararlanan birçok sosyal kurum ve kuruluşun personel açığı yaşaması olacaktır. Bu nedenle askerlik yükümlüğü yerine bir yıllık sosyal hizmet yükümlülüğünün getirilmesi tartışılan alternatifler arasındadır.

Dolayısıyla, Almanya'da militarist sistemin vicdani retçilere getirdiği ve sonrasında angaryaya dönüşen vicdani ret hakkı, Alper'in değindiği gibi "hiç bir zaman radikal bir hareketin getirisi ya da kazanımı olmamıştır". Bu noktada, Bröckling de bize katılmaktadır. Gerek "Disiplin" kitabında gerekse diğer konuşmalarında da vurguladığı gibi, Bröckling de, vicdani ret hakkının Almanya'da, kazanılan değil verilen bir hak olduğunda bizle hemfikirdir [3].

1.2 İspanya

Almanya'da nispeten erken tanınan vicdani ret hakkının aksine, "Almanya gibi, yerel güçlerin iktidarın çoğunu elde tuttukları federal bir yapıyla İngiltere gibi süper-merkezi bir devlet yapısının ortasında" yer alan İspanya'da vicdani ret hakkı zorlu mücadeleler sonunda elde edilmiştir [4]. "Sivil ölüm", örneğin, bu çetin yolun neden olduğu sorunlardan biriydi. Zizana Kolektifi'nin yazdığı "Nasıl Retçi Olunur" başlıklı broşürde değinildiği gibi:

Kaçak hayatı denebilecek bir yaşamdır bu.. Polis, teoride, sizi arıyordur, ama pratikte, o kadar da uğraşmazlar: bir çok insan haklarında yakalama emri olmasına rağmen, 3-4 yıl yakalanmadan yaşadılar. Dış dünya ile hiçbir ilişki kurmadan ve yakalanmadan 10 yıl kaçan retçi örneğini şaşırtıcı bulmuyoruz. Gerçeklik farklıdır. Eğer bu durumdaysanız, bir kaç mantıklı önlem alarak hayatınızı normal bir şekilde sürdürebilirsiniz.

Öte yandan, İspanyol vicdani ret hareketi de bu bilinen baskılara karşı kendi direniş yöntemlerinin de geliştirdi. 1980'lerin sonlarında sayıları 25.000'i bulan retçi sayısına sahip hareket 1990'lara girildiğinde oldukça etkin eylemler gerçekleştirmeye başlamıştı. Sivil hizmet yapan retçilerin çalıştığı Kızıl Haç merkezi işgali ve bununla birlikte yapılan sivil hizmet boykotları, kışla işgalleri (evet, doğru okudunuz!), açlık grevleri, binlerce kişinin katıldığı, askeri komutanların ofisinden cezaevine dek uzanan insan zincirleri ve blokajlar, İspanyol hareketinin eylemlilikleri denince ilk aklımıza gelenler. Öte yandan, itaatsiz vicdani retçilerin "dalga geçen" eylemleri de, vicdani ret hareketi içerisinde oldukça ilham verici ve eğlendirici olmuştur [4]:

Askeri yöneticinin binası üzerinde şafak.. Güneş, heybetli kapının ve kapının tüm basamaklarını kaplayan gübre yığını üstünde parlıyordu. Boka sağlanmış bir tabela vardı: 'Eğer bok düşünebilseydi, bu askeri tarzda olurdu.' Gizli kamera bir an duraklar.. İyi giyimli bir memur, büyük medya gelmeden önce sökmek için bokların arasından tabelalara ulaşmaya çalışıyor. Klik! Artık çok geç. Fotoğraf ülkenin her yerinde görüldü.

Retçiler alışılmışın dışındaki kampanya yöntemlerinde uzman oldular. Diğer ünlü bir eylem de retçinin kendilerini askeri polise teslim ettikleri zaman yaptıklarıydı. Askeri yöneticinin konutuna gittiler, kendilerini baştan aşağı boyalara buladılar ve sonra uysalca askerlerin gelip bu kaosun içinden geçip kendilerini tutuklamalarını beklediler.

Eğer askeri şiddetin karşısında tamamen savunmasızsak, o zaman gerçekten savunmasız olalım; demişti bir grup. Grup, davalarına sadece boksör şortla gitmişlerdi. Dar görüşlülerin, barış hareketindeki daha önemli öğelerle ilgili mizaha giden yöntemlerle ilgili şikayetleri vardı‚ belki bunlar da devlet görevlileri gibi aşırı ağırbaşlılıktan muzdariplerdi. Ne olursa olsun, güçlünün otoritesiyle dalga geçmek, onların gösterişli doğalarını vurgulayan, güldüren ve de basında kesinlikle yer alabilecek bir yolla yapılıyordu.

Hatta bu yıllarda, İspanya başbakanı vicdani ret hareketine katılanların hapsedileceğini açıklayarak, hareketi engellemeye gayret etmekteydi. Fakat, o yıllarda İspanya'da retçileri hapsedecek kadar hapisane de yoktu! İspanyol vicdani ret hareketinden Cthuchi Zamarra de Villanueva'nın aktardığına göre vicdani ret hareketi dahilinde "(...) sivil itaatsizlik yapan 15 bin kişi vardı ve binden fazla insan da hapisteydi. Bu [hareket içinde] çok büyük bir dayanışma hareketi yarattı" [5].

Tüm bu eylemlilikler, zorunlu askerliğin 2000 yılında kaldırılmasını sağladı. Öte yandan, vicdani ret hakkı 1978'de İspanyol anayasasına girmişti zaten. Peki buna rağmen, acaba neden, Almanya'da olduğu gibi hareket sönümlenmedi ve daha fazla hak talebi için yoluna devam etti? Cthuchi'ye göre hareketin amacı "hiç bir zaman vicdani ret hakkını elde etmek değildi. [Amaç, aksine,] toplumun demilitarizasyonunu sağlamaktı." Bu minvalde, Cthuchi'den, içinde yer aldığı İspanyol vicdani ret hareketinin, sivil hizmet üzerine neler düşündüğünü sorduğumuzda, şaşırtıcı olmayan bir şekilde, net bir antimilitarist cevap alıyoruz. Cthuchi'ye göre "sivil hizmet yaparak, savaş çabalarıyla ve orduyla işbirliği yapmaktayız.

1.3 İsrail

Yukarıda yer verdiğimiz hareketlerdekine benzer radikal motivasyonlarla ilerlemiş olan İsrail vicdani ret hareketi, direnişindeki tutarlılık ve politik kapsamındaki çeşitlilik nedeniyle, özel bir öneme sahiptir. İsrail'in militarist tarihini burada incelemeyeceğiz. Fakat, İsrail Devleti'nin "per se" özelliği olan militarizm, Foucault'yu tanıtlarcasına, kendi direnişini de yaratmıştır. İsrail'deki en aktif vicdani ret gruplarından New Profile aktivisti ve Uluslararası Savaş Karşıtları (WRI) konsey üyesi Sergeiy Sandler, İsrail vicdani ret hareketindeki çeşitliliğinin nedenini, "vicdani reddi İsrail aşırı sağının da sahiplenmesine" de değinerek, şöyle açıklıyor [6]:

[Bu çeşitliliğin nedeni], militarizmin İsrail toplumunda işleme yolunda ve zorunlu askerlik hizmetinin bu toplumda varsaydığı konumunda yatmaktadır. Öte yandan, ordu aslında bir çok alanda devletin politikasını belirleyen tek en önemli faktör ve daha önemlisi bu politikaların da uygulayıcısıdır. Dolayısıyla, orduyu protesto etmek, bir çok politik konu ve nedenle ilişkilidir. Ya vicdani retçi olursunuz (ya da daha yaygın şekliyle askerlikten sessiz bir şekilde sakınırsınız/kaçarsınız) ya da protesto ettiğiniz problemin bir parçası olursunuz. Askerlik genellikle, belki de, bireyin yaşamının en önemli bölümü olarak sunulmaktadır. Vicdani retçi olmak, bu bağlamda oldukça güçlü bir duruştur. Böylelikle, yıllar içinde, vicdani ret artan oranda daha verimli, belki de bu ülkedeki en verimli protesto yöntemi oldu. Dolayısıyla, bir çok grubun vicdani reddi kullanmaya başlaması şaşırtıcı değil. Benzer şekilde militarize olan diğer ülkelerde (örneğin Türkiye veya Güney Kore), benzer bir çeşitliliğin gözlenmemesi diğer bir sorudur. Benim tahminime göre bu sadece bir zaman meselesidir. Belki de bu ülkelerde vicdani retçilere ödetilen ağır bedel (İsrail'de hapis cezaları oradakiler kadar uzun değil ve askerlik muafiyeti bir şekilde bu sürecin sonunda verilmektedir), süreci yavaşlatmaktadır.

Sergeiy'in dillendirdiği Türkiye ve Güney Kore militarizminin, İsrail ile benzerliğine dair İsralli vicdani retçi Amir Givol şunları eklemekte [7]:

İsrail ret hareketi, benzer tür militarizm ile yüzleştiğinden, bir çok açıdan Türkiye ve Güney Kore ret hareketlerine benzemektedir. İsrail'de militarizm çoğunlukla, zorunlu askerlik, sürekli bir savaş/savaş tehdidi hali, seferberlik halindeki sivil toplum ve nükleer silahların varlığı konuları etrafında dönmektedir.

Amir'in değindiği konuların Türkiye toplumunda da görünür olduğunu fark etmek zor değil. Peki, İsrail'in militarizmine karşı vicdani ret hareketinin, bu çerçevede nasıl bir odağı olduğunu sorduğumuzda Amir kısaca şu noktalara değinmekte [7]:

İşgal vicdani red hareketi için başlıca odak noktalardan biri. İşgalin süregiden adaletsizliği, bir çok İsrailli'nin, ilkesel olarak askerlik hizmetini desteklemesine rağmen, vicdani ret hareketini desteklemesine neden oldu. İsrail zorunlu askerlik sisteminin özgül özelliklerinden biri, kadınların da zorunlu askerliğe tabii olmasıdır.

Şimdi, Amir Givol'ün değindiği kimi noktaları biraz detaylandıralım. Burada, İsrail militarizminin iki özgül noktasına değineceğiz: seçici retçiler ve kadın retçiler. Ama öncelikle, İsrail'deki askerlik uygulamalarına kısaca değinmeliyiz.

İsrail devleti, 1948'deki kuruluşundan beri zorunlu askerlik uygulamasına sahiptir. Tüm İsrail vatandaşları ve kalıcı oturma izni olanlar askerliğe elverişli olarak atfedilmektedir. Erkekler için askerlik 3 yıl, kadınlar içinse 20-21 ay sürmekte, yedeklik hizmeti ise erkekler için 51 yaşına, kadınlar için de 24 yaşına kadar devam etmektedir. İsrail'de yedek askerlik, her yıl bir aylık süren bir eğitimi kapsamaktadır ve yedeklik hizmeti, bu nedenle İsrail savunma politikasının önemli bir bileşeni konumundadır. Genelde 35 yaşını aşmış erkekler, tıbben uygun olamayabilecekleri için bir aylık yedek eğitimine çağırılmamaktadırlar. Kadınlar ise, kural olarak yedek eğitimine alınmamaktadırlar. İsrail Milli Savunma Hizmeti Kanunu'na göre, askerlik muafiyeti ancak "eğitim, ulusal ekonomi, güvenlik gerekçesi, ailevi nedenler ve diğer nedenler" altında mümkündür. Bu kanun, pratikte ise, tıbbi askerlik muafiyeti durumuyla adli suçlulara yönelik konularda uygulanmaktadır. Fakat, vicdani retçiler de bu kanuna göre muafiyete elverişli olduklarını iddia etmişler ve 'Vicdan Komitesi'ne başvurmuşlardır. 'Vicdani Nedenlerden Dolayı Askerlik Hizmetinden Muafiyet Komitesi', 1995 yılında ordunun kurduğu, ve vicdani ret başvurularının incelendiği bir komisyondur. Herhangi br yasal dayanağı, belirli bir prosedürü ve hukuki statüsü olmayan bu komisyonun iç dinamikleri hakkında çok az bilgi sahibiyiz.

Bu zor şartlar altında gelişen vicdani ret hareketinin aktif bileşenlerinden birini seçici retçilerin gruplarından Yesh Gvul oluşturuyor. Yesh Gvul, 1982-4 Lübnan ve Golan Tepeleri savaşı sırasında, savaşa katılmak istemeyen muvazzaf askerlerin oluşturduğu bir organizasyondur. Grup, Martin Luther King ve Gandhi'nin izinden giden bir sivil itaatsizlik yöntemi izlemekte, fakat; pasifizmin ve vicdani reddin aksine, Yesh-Gvul'un savunduğu yöntem, politik ya da ahlaki gerekçelerle askerlerin emre uymama hakkıdır. Ayrıca, Yesh-Gvul, güç kullanmanın meşru kılınabileceği bazı alanların varlığına inanmaktadır: bağımsızlık mücadeleleri, aşırı saldırganlığa karşı nefsi müdafaa v.s.. Fakat, öte yandan örgüt, askeri sistemin suistimaline de karşı çıkmaktadır. Dolayısıyla, Yesh Gvul ve benzeri organizasyonlar, ince ve kimi zamanda aleni Siyonist tınılar taşıyabilmektedir. Fakat, yine de, bu hareketlerin genel çerçevesini "işgal karşıtı askerlerin demokratik mücadelesi" olarak çizmek mümkün. Nasıl, antimilitarizm ve vicdani retçilik, savaşılacak ordunun seçilmesi anlamına gelmiyorsa, seçici retçiliği, vicdanin reddin literatürdeki tanımına sokmak bu anlamda zor. Fakat, uluslararası vicdani ret hareketi, seçici asker retçileri her zaman desteklemiş, tutsak seçici retçilerle dayanışmış ve bu eylemciler için kampanyalar düzenlemiştir.

İsrail'de askerliğin kadınlar için de zorunlu olması, doğal olarak kadın retçilerin belirmesine yol açmıştır. Kadın retçiler, İsrail toplumunun militarize yapısının doğal olarak yol açtığı cinsiyetçilikten de paylarına düşeni almaktadır. Askerlikle, erkekleştirilen kadınlar, bir çok gözlemciye göre, İsrail toplumunun militarizmini yeniden üretmektedir bir yandan da. Bu noktada, kanımızca, yapılacak en önemli analiz, kimi feminist akımların ABD'de ve Avrupa'da askerliğin kadınlar için de zorunlu kılınması için yaptığı mücadelelerle, İsrailli kadınların vicdani ret mücadelesini karşılaştırmak olacaktır. Fakat, bu yazının odağından uzaklaşmamak adına, bu analizi burada gerçekleştiremeyeceğiz. Fakat, sonuç olarak altı önemle çizilmesi gereken nokta, İsrailli kadın retçilerin, militarizmle ve olduğu kadar cinsiyetçilikle de eşit derecede mücadele ettikleri gerçeğidir. Aynı zamanda, özellikle kadın retçilerin maruz kaldığı "yok sayılma" ve "görmezden gelinme" de, benzer şekilde kadın vicdani retçilerin bertaraf etmeye gayret ettiği sosyal ve politik baskılardan bazılarıdır.

2. Güney Amerika

Latin Amerika deneyimlemiş olduğu faşist diktatörlükler nedeniyle antimilitarist hareket için önemli bir labaratuvar olagelmiştir. Biz Şili ile birlikte Kolombiya'yı birazdan açıklayacağımız nedenlerle bu yazıda gündeme alacağız.

2.1 Şili

Şili'de 8 ila 18 ay arası değişen zorunlu askerlik bulunmaktadır ve vicdani ret hakkı tanınmamaktadır. 1973-90 arası Pinochet'nin militarist diktatörlüğü öncesinde de Şili'de militarizmin kökenlerini gözlemek mümkün [8]. Peki diktatörlüğün devrildiği yıl Şili'de ortaya çıkan vicdani ret hareketleri acaba, diktatörlüğün kalıntıları üzerinde nasıl bir mücadele vermeye başlamışlardır? Şili vicdani ret hareketinin içkin özelliklerini, diktatörlük sonrası dönemde eyleme politikarı üzerinden, Şilili vicdani ret grubu Ni Casco Ni Uniforme (Ne Kask Ne Üniforma) aktivisti ve Uluslararası Savaş Karşıtları (WRI) eski konsey üyesi Oscar Huenchunao'dan dinleyelim. Zira, bu ve benzeri faktörler nedeniyle Şili, Uluslararası Savaş Karşıtları'nın 2004 yılında Dünya Vicdani Retçiler günü odak ülkesiydi aynı zamanda [9].

Diktatörlük sonrası Şili'de vicdani retçi olmak ya da zorunlu askerliğe karşı çıkmanın önündeki en büyük engel, bir açıdan, insanları politik ve sosyal hareketlere katılmaktan alıkoyan, korku ve politik ilgisizliktir. Bu korku ve ilgisizliğe hükümet dikkat çekmedi ve bunu tersine çevirmeye gayret etmedi. Zira, hükümet güçlü sosyal hareketler istemiyordu - ilgilendikleri ve tersine çevirmeye gayret ettikleri tek şey kendi siyasi partilerine dönük ilgisizlikti. Öte yandan, bir çok insan Pinochet'nin mirasına karşı olsa da, Şili toplumunda hala yüksek miktarda militarizm vardır. Devlet, "gönüllü" askerliği desteklemek için bir çok şey yapmış ve de medya da kendi rolünü oynamış ve askerliği ihtişamlı göstermiştir. Neyse ki, gençler artık bunlara inanmamaktadır.

Oscar'ın değindiği gibi Şili militarizminin Pinochet'ye dek takip edilebilen kökenlerinin olduğu tartışılmaz. Fakat, Şili militarizminin daha da geçmişe götürülebilecek olan kökenleri, 19. yüzyılın sonlarında, Peru, Bolivya, Patagonya'da ve kimi yerel toplulukların topraklarında oluşturduğu kolonilere dayanmaktadır. Artan askeri ihtiyaç ve kolonizasyon/emperyalizm nedeniyle 18 ila 45 yaş arasındaki erkekler için askerlik, bu dönemde zorunlu olmuştur [10].

Öte yandan, Şilili vicdani retçilerin, vicdani ret hakkının tanınmaması nedeniyle, bizlere aşina olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi benzeri bir uluslararası hukuk kurumu olan, Amerikalar Arası İnsan Hakları Komisyonu'na yaptıkları başvuru reddedilmiştir. Zira, Komisyon, vicdani ret hakkının tanınmadığı ülkelerde askerlik hizmetinin vicdan ve düşünce hürriyetini engellemediği gerekçesiyle, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi'nin tavsiye kararlarının aksine, retçilerin başvurusunu geri çevirmiştir.

Tüm bu umut kırıcı gelişmelere rağmen, Şili'de vicdani ret hareketi bir çok grubun aktif eylemlilikleriyle mücadeleye devam etmektedir. Şili, Avrupa'dan alışık olduğumuzun aksine, uluslararası hukuk kurumlarının desteğinin alınamaması ve askeri diktatörlük kültüründen daha yeni yeni sıyrılan bir ülke olması nedeniyle, oldukça zorlu bir mücadele sürdürmektedir. Fakat, Oscar'ın da vurguladığı gibi, genç nüfus, görünen o ki, rehaveti atıp, politik baskıların bertarafında rol alacaktır.

2.2 Kolombiya

2007 yılı Dünya Vicdani Retçiler günü için Uluslararası Savaş Karşıtları'nın odak ülkesi olan Kolombiya ise, yıllardır boğuştuğu iç savaş halini acaba vicdani ret hareketiyle nasıl alt etmeye çalışmakta? Acaba iç savaşta taraf olmayı reddetmek, Kolombiya'da nasıl mümkün olabilmekte? Malum, her iç savaş ülkesinde olduğu gibi, Kolombiya'nın da oldukça zorlayıcı bir askerlik rejimi mevcut. Zira, hem gerillalar, hem paramiliterler hem de resmi ordu zorla silah altına almaktan başka çıkar yol görememekte. Dolayısıyla da, vicdani ret hakkı Kolombiya'da hukuki olarak tanınmamaktadır [11]. Dahası, son bir yıldır, üniversiteye gitmek isteyen gençler, eskisi gibi eğitimleri sonunda değil, üniversite eğitimlerine başlamadan önce askere çağrılmaktadır. Askere alma politikasındaki bu değişim, elbette bir çok vicdani retçinin ortaya çıkmasına neden oldu. Kolombiya'da 1988'den beri var olan vicdani ret hareketinin yayılmamasının altındaki nedenlerden biriyse, askerlik tezkere belgesinin, yasa dışı yollardan yaklaşık 200 dolara alınabiliyor olmasıdır. Bu belgeye sahip olunması, kişinin askerlikle ilişkisinin olmadığını ispatlamakta, dolayısıyla olası bir kontrolde kişi askerlik yapmış görünmektedir. Bunlara bağlı olarak, giderek artan sayıda gencin bu yolu seçmesi, askerlik karşıtı hareketlerin politikleşmesini bir ölçüde engellemektedir. Gene de, tüm bunlara rağmen, yaklaşık 50 yıldır silahlı çatışmalarla birlikte yaşayan Kolombiya, son 20 yılda, antimilitarizm ile nispeten angaje olmuştur.

1994'te Luis Gabriel Caldas'ın vicdani ret deklarasyonu sırasında tutuklanmsı ve sonrasında Uluslararası Af Örgütü tarafından düşünce mahkumu olarak tanınmasıyla, Kolombiya vicdani ret hareketi uluslararası hareketin dikkatinin merkezine yerleşti. Daha sonrasında, özellikle gençlik örgütlerinin çabaları sonucu, 13 vicdani ret grubundan oluşan Ulusal Vicdani Retçiler Asemblesi oluşturuldu. Bu federasyon şimdiye dek gerçekleştirdiği bir çok ulusal ve uluslararası organizasyonla, hareketin Kolombiya'da güçlenmesi için çalışmaktadır.

Üç taraflı bir iç savaş zemininde, Kolombiya'da vicdani reddin kendine has zorlukları nelerdir? Vicdani retçi Martin Rodriguez'in yazdıklarından okuyalım [12]:

Askere gitme zamanım geldiğinde, gitmedim. Hala okuyordum ve askerlik hizmeti yapmak istemediğimden emindim. Dolayısıyla, 21. yaş günümde okulu bıraktım ve orduya katılmaktansa, ben de vicdani retçi oldum. Oldukça korkuyordum ve bu konular hakkında çok bilgim yoktu. Fakat, yapmanın doğru olduğunu hissettiğim şeyler bana rehberlik etti. Askerlik şubesine çağrılınca, kendimi utanarak bir vicdani retçi olarak tanıttım. Memur, "İşte bir gerilla daha" dedi ve amirini çağırdı.

Kolombiya'nın gerilla savaşları söz konusu olunca, Martin şöyle yazmakta [12]:

El Bosque, Medellin de yaşamımın çoğunu geçirdiğim mahalle, fakir bir gölgedir. Yaklaşık nüfusu 30 bindir ve bunların çoğu çatışma bölgelerinden göçmek zorunda kalanlardır. 1980'lerde bu mahallenin kuruluşu, uyuşturucu ticaretindeki patlamayla çakışmaktadır. El Bosque gibi mahalleler, uyuşturucu tüccarlarının küçük ordularını oluşturduğu bölgelerdir. O yıllardan sonra, uyuşturucu çeteleri ihtişamlı görünmeye başladı ve işbirlikçilerine ve çevrelerine güvenlik, güç, statü ve rahatlık getirebilir oldular. 80'lerin sonunda da şehirli militanlar fenomeni ortaya çıktı: FARC, ELN, EPL, M19. Bu gruplar, uyuşturucu çetelerinin yaşanmaz hale getirdiği semtlere dinginlik ve huzur getirme amacında olduklarını açıkça belirtiyorlardı. Bu ve benzeri gruplara "Milicias populares" (halk militanları) deniyordu ve çoğunlukla gençlerden oluşmaktaydı. Çok yüksek sayıda genç, birbirini peşisıra takip eden şiddetli çatışmalarda ölmekteydi. Bu ölenlerdek ikisi benim kardeşimdi, 16 ve 18 yaşlarında öldüler. Bu mikro-savaşların kurbanları sadece militanlar değil, savaşmaya karşı çıktığı için taraf tutmayan ya da yanlış zamanda yanlış yerde olan gençlerdi aynı zamanda.

Sonuç olarak, dünyanın en karmaşık iç savaş kompozisyonlarından birini sunan Kolombiya, vicdani ret hareketinin en çok desteğe ihtiyaç duyduğu toplumlardandır. Popülist gerillalar, toplum desteğini yeniden kazanmaya gayret eden resmi ordu ve gerillalarla mücadele eden kontrgerillalar ve tüm bu etkenlerin kokaine bulaştığı ve ABD'nin de desteğini alan türlü türlü militarizm formları Kolombiya'yı içinden çıkılmaz bir karmaşıklığa sürüklüyor. Birleşmiş Milletler İnsani İlişkiler Alt Sekreteri Jan Egeland'in 2004'te belirttiği gibi "Kolombiya, batı yarıkürenin açık ara en büyük insani katastrofisidir" [13]. Sözünü ettiğimiz şiddetin kapsamını görmek için Kolombiya'yı, ABD dış politikası ekseninde uzun yıllardır takip eden Noam Chomsky'den okuyalım [13].

[Kolombiya'daki sendikacılara yapılmış olan suikastler] genellikle paramiliterlere ya da güvenlik kuvvetlerine atfedilmektedir, zira bu ikisi arasında pek az görülür fark bulunmaktadır. Bu ikisi arasında bağ o kadar yakındır ki, İnsan Hakları İzleme (Human Rights Watch) paramiliterlere, beş sınıfı bulunan Kolombiya ordusunun "Altıncı Sınıfı" demektedir.

Chomsky, yazısında malum ABD askeri yardımları ve Kolombiya militarizmine dikkat çekmekte ve bunun Carter döneminden beri sürmesine değinmekte ve Clinton döneminde, Kolombiya'ya yapılan ABD askeri mühimmat satışının, 1990'ların sonlarında Türkiye'ye yapılan satışın dahi önüne geçtiğine atıfta bulunmaktadır.

Kolombiya militarizminin kimi boyutlarına ancak işaret etmekle yetindik. Kolombiya'daki yerli halkın ve kültürlerinin militarizmden nasıl etkilendiği, kokain üretimlerinin militarizmi nasıl beslediği dikkatle incelendiğinde, Kolombiya vicdani ret hareketinin zaruri hedeflerinin ne kadar acil ve zor olduğu anlaşılacaktır.

3. Afrika ve Asya

Sahraaltı Afrika'da antimilitarist hareketi görmek epey zordur. Avrupa sermayesinin arka bahçesi olan Afrika'nın iç savaşları, yol açtığı kıyımlar ve vahşetlerle beraber, çoğunlukla sürgünde olsa da, küçük de olsa bir antimilitarist hareket doğurmuştur. Maalesef, Afrika'daki hareketlerden haber almak epey zor. Biz bu yazıda, Angola'ya değineceğiz (öte yandan ilgili okura da Sudan ve Eritre'nin antimiltarizm için oldukça önemli bir labaratuvar olduğunu hatırlatmadan da edemeyeceğiz).

3.1 Angola

On yıllar süren ve 300 binden fazla insanın ölümüne neden olan iç savaşla ve bu savaşın neden olduğu, toplam nüfusunun %40'ının iç göçünü yarattığı sosyoloik problemlerle boğuşan Angola'da, 2000'lerin başında belirmiş sürgünde antimilitarist hareketten söz etmek mümkün. Gerilla ve ordunun zorla silah eğitimine alma pratiğinin yaygınlığı, Kolombiya durumunda olduğu gibi, Angola'daki durumu da kritikleştirmektedir. Yukarıda değindik, Angola ile iligili bilgimiz, aktivistlere ulaşma zorluğu nedeniyle, çok kısıtlı. Dolayısıyla bu bölümde amacımız kapsamlı bir analizden ziyade, Angola gibi zor bir coğrafya için dahi antimilitarist gayretlerin doğmasının mümkünatına işaret edebilmekten ibarettir.

Angola militarizmi ve iç savaşını, örneğin Kolombiya gibi diğer iç savaş ülkelerindeki durumlardan ayıran en önemli faktör apartheid'dir. Olağan olarak tüm iç savaşlarda içkin olan milliyetçilik, Afrika söz konusu olunca, çoğunlukla apartheid'e dönüşmektedir. Bunun sonucunda da, ortaya Afrika'nın en büyük petrol üreticilerinden ve dünyanın en yoksul ülkelerinden biri çıkmaktadır. Fakat işin ürkütücü boyutu, tüm bu yoksulluğa rağmen, "Angola en hızlı gelişen Afrika ülkelerinden biridir ve uluslararası petrol şirketlerinden yaklaşım 3.5 milyar dolarlık yatırıma ev sahipliği yapacaktır" [14].

Apartheid ile militarizm arasındaki aşikar ilişkiye dikkat çekecek değiliz. Fakat, Angola (ve belki Kongo'lar örneğinde de olabileceği gibi) bu toplumlardaki olası antimilitarist hareketlerin, tüm bilinen güçlüklerle birlikte ayrıca apartheid'e karşı da mücadele edeceği açıktır.

Dolayısıyla, Angolalı mültecilerin yaklaşık 10 yıl önce Almanya'da oluşturmaya çalıştığı "İnsan Hakları için Angola Antimilitarist İnisiyatifi" yukarıda sıraladığımız nedenlerle dikkate değerdir. Fakat, maalesef, uzun süreli uğraşlarımıza rağmen bu gruba ulaşamadık.

3.2 Güney Kore

Güney Kore, vicdani ret hareketi açısından oldukça önemli bir yere sahiptir, zira Güney Kore'deki vicdani retçilerin neredeyse tamamı Yehova Şahididir. 1939'dan beri, Güney Kore'de 10 binden fazla vicdani retçi, zorunlu askerlik hizmetini dini gerekçelerle reddettiği için tutuklanmıştır. 1950'lerde vicdani retçiler en fazla bir yıl hapis cezası alırken, sonraları askeri hükümet döneminde bu ceza 5 ila 6 yıla çıkarılmışsa da, sonraları 1.5 ila 2 yıl arasında hapis cezaları uygulanmaya başlamıştır. Fakat, Türkiye'dekine benzer şekilde, "sivil ölüm" ve "tekrarlanan hapis cezaları" ve "keyfi alıkoymalar" sıklıkla uygulanır olmuştur [15]. Güney Koreli vicdani ret grupları, düzenli olarak kitapçık şeklinde, yüzlerce isimden oluşan, tutsak retçi listeleri yayınlamaktadır.

Güney Kore, geçtiğimiz yıllarda, kendince, vicdani retçilerin durumunda iyileştirme yapmıştı. Üç yıl olan hapis cezası, batılı ülkelerin ve hukuki kuruluşların baskısıyla bir yıla kadar düşürülmüştü. Ama elbette, hapis cezasının külliyen ilgası gibi bir gündem henüz mevcut değil Güney Kore'de. İsrail ve Türkiye'ye (yukarıda değindiğimiz gibi) benzer bir militarist yapıya sahip Güney Kore'de, elbette en önemli militarist gerekçe Kuzey Kore tehdidi. Dolayısıyla, antikomünist ve milliyetçi öğelere sahip bir toplum mühendisliği programında elbette, vicdani ret de lanetlenip suç sayılmaktadır.

Öte yandan, Güney Kore toplumu, dini gerekçelerini makul bulduğu Yehova Şahitleri'nin durumunu da son 5 yıldır tartışmakta ve netleştirmeye çalışmaktadır. Sayıları, Yehova Şahitleri ile karşılaştırıldığında, çok az olan, politik vicdani retçiler de ancak 5 ila 6 yıldır görünür olan vicdani ret hareketi içerisinde mücadelelerine devam etmektedir. Henüz, vicdani ret düzenlemesine dair bir işaret ufukta görünmemiştir.

Güney Kore vicdani ret hareketi aktivistlerinden Jung-min Choi, ülkesindeki hareketin nasıl bir ortamda mücadeleye giriştiğini şöyle açıklamaktadır [15]:

Vicdani ret konusu hala Güney Kore'ye aşina değildir. Vicdani ret ayrıca, G. Kore'de hoş karşılanmamaktadır. Toplumun bir çok yönü demokrasinin başarılarını yansıtsa da, ordu ve ulusal güvenlikle ilgili konular, demokratik fikirleri özümsemekte yavaş kalmıştır.

Kore savaşı sonrası, acaba barış hareketinin, antimilitarizmle bağlantılı şekilde, durumunun ne olduğunu düşündüğümüzde şöyle bir tablo karşımıza çıkıyor [15]:

Son zamanlara dek Kore toplumunda barış hareketi Kuzey ve Güney'in birleşmesi anlamına gelmekteydi. Şundan emin olabiliriz Kore yarımadasının birleşmesiyle barış birbirinden ayrılamaz. Fakat, barışı sadece birleşmek olarak görüp daraltamayız. Benzer şekilde birleşmeyi birincil önceliğimiz de yapamayız. Zira barışı daha kapsamlı ve ilerlemeci bir manada düşünmeliyiz.

Son yıllarda da Jung-min'den öğrendiğimize göre, yurttaş hakları hareketinin 1990'ların sonlarından itibaren yükselişi göz önüne alındığında, kara mayınları, silahsızlanma ve askeri kültürün sorgulanmaya başlandığını görüyoruz Güney Kore'de. Kore'ye benzer parçalanmış toplumların militarizasyonu hepimize aşinadır. Kıbrıs, Haiti, Kosov@, Kongo ilk etapta aklımıza gelen şiddetli militarizasyon örnekleri. Dolayısıyla, Kore'yi incelerken aklımızın bir köşesinde de bu örnekleri bulundurmakta fayda olacaktır.

Güney Kore'yi ilginç yapan en önemli özelliklerden biri, dini temelli vicdani reddin, politik vicdani redden yıllar önce oluşmuş olmasıdır. Vicdani reddin tanımında sıklıkla geçen, dini gerekçelere dayalı vicdani ret hareketi incelemeleri için Güney Kore ilk ele alınması gereken toplumdur.

4. Sonuç

Bu yazıda, dünyadaki vicdani ret hareketinden örnekler sunduk. Bu örnekleri seçerken, anlaşıldığı üzere, Türkiye yereline katkıda bulunabilecekleri seçmeye gayret ettik. Sunduğumuz hareketler, kimi iç dinamikleri ya da eylemlilik tarzları nedeniyle Türkiye hareketine, bizce yakın olan politikalardır. Bu benzerlik ve farklılıkların izini sürmeyi okura bırakıyoruz.

Elbette, aklımızın bir köşesinde politik bir motivasyon var bu yazıyı yazarken. Acaba, Türkiye yerelindeki vicdani ret hareketi, kendi dinamiklerini oluştururken, diğer hareketlerle ne kadar dayanışacak? Dahası, bu yazıyla, hayal ettiğimiz bu sıkı dayanışmanın artırılmasına ilham verebilir miyiz? Bu soruların yanıtını ve politik motivasyonumuzun ne kadar başarılı olacağını zaman gösterecek. Fakat, gene de zaman bırakmak istemediğimiz bir konu ise uluslararası tutsak dayanışmasıdır. Bu yazı, umuyoruz ki, vicdani ret hareketine sıcak bakanlara, dünyanın türlü türlü iklimlerinde de benzer mücadeleler olduğunu ve onların da en az yerel hareketler kadar desteğe ihtiyacı olduğunu kanıtlamıştır. En önemli dayanışma sahalarından olan tutsak dayanışması da bu minvalde, elzemdir. Aksi takdirde, bu yazı kaleme alınırken (07/07) tutsak olan vicdani retçi Halil Savda için uluslararası desteği hak edip etmediğimizi sorgulamanın da zamanı gelmiştir. Bu desteği moral manada hak etmek için, bu toprakların vicdani ret hareketinin de uluslararası hareket içerisinde dayanışmacı niteliğini artırması gerekmektedir.

KAYNAKLAR

* Mülakatların ve tüm alıntı metinlerin çevirisi yazar tarafından yapılmıştır.

[1] Jörg Rohwedder. Haziran 2007, kişisel iletişim.
[2] Alper. Haziran 2007, kişisel iletişim.
[3] Ulrich Bröckling. Ocak 2007, kişisel iletişim.
[4] Insimusion Total, oldsletter Yayınları, 2003.
[5] Cthuchi Zamarra de Villanueva. Haziran 2007, kişisel iletişim. Cthuchi ile yapılan röportajın tamamı için: www.canbaskent.net
[6] Sergeiy Sandler. Haziran 2007, kişisel iletişim.
[7] Amir Givol. Haziran 2007, kişisel iletişim.
[8] P. Carvallo, J. Gárate. Solidarity with Chile and Latin America, Broken Rifle #61, Mayıs 2004.
[9] Oscar Huenchunao. Haziran 2007, kişisel iletişim.
[10] www.warresisters.org/win/Fall2006-insubmission.shtml
[11] Broken Rifle #74, Mayıs 2007.
[12] Martin Rodriguez: www.peacenews.info/issues/2447/244724.html
[13] Noam Chomsky, On Colombia, www.chomsky.info/articles/200412- -.htm
[14] Angola: two years after the endof decades of war; Jan Van Criekinge. www.peacenews.info/issues/2454/245410.html
[15] Jung-min Choi, "For South Korea Without Prisoners of Conscience";Human Rights Without Frontiers International (HRWF).

Bu site, Can Başkent'in 1999 yılından beri yazdığı politik, felsefi ve akademik çalışmaların (neredeyse) eksiksiz bir derlemesidir. Bu yazılar veganizmden, beden politikalarına, dijital kültürden ahlak kuramına dek birçok konuyu kapsamaktadır.

Can Başkent'e e-posta ve twitter ile ulaşabilirsiniz.

This website collects all written output of Can Başkent since 1999. It includes his political and academical articles as well as his opinion pieces on a broad variety of issues ranging from veganism to digital culture.

You can reach Can by e-mail and twitter.