tumblr counter
Ortak Bilgi ve Anarşist Ahlak | <a href="http://canbaskent.net">Can Başkent</a>

Can Başkent

logic and the rest...

ORTAK BİLGİ VE ANARŞİST AHLAK: BİR CİNSELLİK FELSEFESİ UYGULAMASI

CAN BAŞKENT

0. Giriş
Bu yazıda, anarşist ahlakın, formel bir kavram olan "bilgi"den nasıl faydalanabileceğini irdeleyeceğiz. Yazının okunurluğunu artırabilmek amacıyla, kimi kuramsal tanımları, cinsellik sahasından seçtiğimiz bazı bilindik örneklerle açıklamaya gayret edeceğiz.

Yazıda izleyeceğimiz yolu belirtelim. Çıkış noktamız, "bilgi" kavramının kimi farklı okumaları olacak. Formel epistemoloji yaparak, önce bilginin birtakım kavramasallaştırmalarına, sonrasında da bu kavramsallaştırmaların ahlak zeminindeki rollerine değineceğiz. İzleyeceğimiz mantıksal yaklaşımı, kimi interlüdlerden sonra, anarşizme bağlayacak ve örneklerle incelemeye çalışacağız.

1. Formel Gereçler
Felsefi bir kavram olan bilginin çeşitli geometrik ve matematiksel özelliklere sahip olduğu neredeyse elli yıldır biliniyor. Bir çok felsefeci, mantıkçı, matematikçi ve bilgisayar bilimcinin bu konuda oldukça sarsıcı ve çığır açıcı çalışmaları mevcut. Küçük bir literatür araştırması bu çalışmaları göz önüne serebilir. Biz bu yazıda, bilgisel mantık (epistemic logic) literatüründeki çok temel bazı kavramları, anarşizan politika ve felsefede rahatlıkla kullanma lüksüne sahip olacağız. Ama şimdi, öncelikle bu kavramlara aşina olmaya gayret edelim.

A ve B adlı iki kişinin aynı bilgiye sahip olduğunu düşünelim. A da, B de örneğin i bilgisine sahip olsun. Bilgisel mantık, A ve B'nin bu bilgiyle ve birbirlerinin bilgisiyle olan ilişkilerini kavramsallaştırmak için iki temel yol takip eder. Birincisinde, A ve B'nin, birbirlerinin i'yi bildiklerinden haberleri yoktur. A, i'yi bilir; benzer şekilde B de i'yi bilir. Ama ne A, B'nin i'yi bildiğinden ya da bilmediğinden haberdardır; ne de B, A'nın i'yi bilip bilmediğinden. Bu durumda, i; A ve B arasında dağıtılmış bilgidir (distributed knowledge). i'nin dağıtılmış bilgi olduğu durumda, A ve B arasında, i bilgisine dair herhangi bir bilgisel etkileşim yoktur. Bu kavramsallaştırmanın ilk akla gelen örneklerinden biri şudur. Varsayalım ki, A ve B birlikte bir konsere gidiyor. Dahası, A da B de, birbirlerinden habersiz olarak konser programını incelediklerinden, konserde ş şarkısının çalınacağını biliyorlar. Eğer, A ve B konser programını inceleyip çalınacak şarkıların listesini öğrenmiş oldukları bilgisini birbirleriyle paylaşmıyorlarsa, bu durumda, ş şarkısının konserde çalınacağı bu iki özne arasında dağıtılmış bilgidir.

Peki, konserde beklenmedik bir şekilde çalan ve A'nın da B'nin de çalınacağından haberinin olmadığı diğer bir t şarkısı, A ve B'nin bilgilerinde nasıl bir değişim meydana getirir? İkisinin de beraber dinlediği konserde, t şarkısı çalındığında, tabiatıyla A da B de t şarkısının çalındığından haberdar olacaktır. Dahası, A aynı zamanda B'nin de t şarkısının çalındığı bilgisine sahip olduğunu bilecektir. Benzer şekilde de, B, A'nın da t şarkısının çalındığını bilgisine sahip olduğunu bilecektir. Fakat bu kadar da değil: A, ayrıca, B'nin kendisinin t şarkısının çalındığını bildiğini bilecektir. Benzer şekilde, B'de böyle bir çıkarsamaya sahip olacaktır. Bu etkileşim zinciri, bu şekilde rahatlıkla sonsuza dek uzatılabilir: A, B'nin kendisinin B'nin t bilgisini bildiğini bildiğini de bilecektir v.b. Bu durumda, t şarkısının konserde çalındığı bilgisi, A ve B arasında ortak bilgi (common knowledge) olmuştur. Nobel adına verilen İsveç Merkez Bankası ekonomi ödülü sahibi, siyonist ve faşist matematikçi Aumann, ortak bilgiye dair şu net örneği sunar: "İki insanı 1 ve 2 olarak adlandıralım. Eğer bir olay olduğunda 1 ve 2 oradaysa ve birbirlerinin de orada olduklarını görüyorlarda, o olay ortak bilgi olur" [2].

Yukarıda verdiğimiz ortak bilgi tanımının örtülü iki elzem ve vazgeçilemez varsayımı mevcut. Bunlardan ilki, her öznenin (yani örneğimizdeki A ve B'nin) mükemmel birer uslamlayıcı olmaları. Dolayısıyla, öznelerimiz mantıksal hatalar yapmıyorlar ve de bilinçli olarak yanlış bilgi sunmuyorlar - yani yalancı değiller. İkinci ve en önemli varsayım ise, öznelerin mükemmel uslamlayıcı oldukları bilgisinin de ortak bilgi olması. Diğer bir deyişle, özneler birbirlerinin mükemmel uslamladıklarının farkındalar. Dahası, birbirlerinin bunun farkında olduklarının da farkındalar v.d.

Formel bilimlere şöyle ya da böyle aşina okuru, bu sahayı biraz daha eşeleyebilmesi için, ortak bilginin diğer iki tanımını incelemeye heveslendirelim. Yukarıda sunduğumuz sezgisel tanımın yanında, daha matematiksel iki tanım daha önerilmiştir: sabit nokta (fixed point) tanımı ve paylaşılan çevre (shared environment) tanımı. Okuru, bu sahadaki en önemli makalelerden birine yönlendirerek, bu yaklaşımların sofistikasyonunun derinliğini vurgulamakla yetinelim şimdilik [3].

Yukarıdaki kuramsal mantık kavramları, ufuk açıcı kimi mantıksal çalışmanın ilgi alanı olmuştur. Bilhassa, yukarıdaki kavramların topolojik ve dahi topolojik olmayan sistemlerde incelenmeleri de son zamanlarda Amsterdam/New York mantık ekollerinin geliştirdiği yaklaşımlardandır. Dolayısıyla, yukarıdaki felsefi kavramlar birer geometri nesnesi olarak dahi incelenebilmektedir [4][5]. Dolayısıyla, bilginin formel incelemesi söz konusu olduğunda işin içine türlü türlü matematiksel yapılar girebilmektedir. Bu yazıda, bilginin geometrisine ve dahası bilginin geometrik yapılarının ahlak sahasındaki olası ötelemelerine değinmeyeceğiz. Şimdilik, bu konunun doksastik anarşist ahlakın formelleştirilmesi çabalarına önemli bir katkı sağlayabileceğini belirtelim [1].

2. Ahlak ve Mantık
Ortak bilgi kavramının ve peşi sıra geliştirilen diğer nosyonların tutarlı bir şekilde işleyebilmesi için, yukarıda da değindik, özneler "dürüst" olmalıdır. Dağıtılmış bilgi ile ortak bilgi arasındaki bu fark, değinmiş olduğumuz gibi, bizce ahlakın ortaya çıktığı ve bilginin ahlak üzerindeki etkisinin rahatlıkla görülebileceği nadir noktalardan biridir. Peki neden? Değindiğimiz iki bilgi türü arasındaki en önemli fark, dağıtılmış bilgi kavramında özneler arası bir etkileşim yokken, ortak bilgide özneler arasında aşikar ve aleni bir etkileşimin var olmasıdır. Diğer bir deyişle, bu bilgi türlerinden ilki bireyselken, ikincisi toplumsal bir zemine sahiptir. Ahlak, malum, tanım gereği iyi ve kötüyü ayırt eder. Eğer, bu ayrıma konu olan hususlar ve meseleler, birden çok özneyi ilgilendiriyorsa, tanım gereği, bu özneler arasındaki etkileşim de göz önüne alınmalıdır. Demek ki ahlak kavramı, örtülü olarak etkileşimli bireyler arasındaki bilgi alışverişinin aleni ve dürüstçe olmasını ve dahası bu dürüstlüğün de özneler tarafından biliniyor olmasını, bu etkileşimin dürüst olduğunun bilindiğinin bilinmesini v.d. gerektirecektir. Zira, her iki yalancılık formu da (bir bilgiyi saklama ve yanlış aktarma) ortak bilgi tarafından dışlanır.

Örneğin, kürtajın ahlakını sorgularken, bir bebeğin (ya da zigotun) öldürülmesini (ya da "vakumlanmasını"), bebeği (ya da zigotu) taşıyan anneden soyutlamak, yani özneler arasındaki etkileşimi dışlamak, imkansızdır. Dolayısıyla, ahlaki seçimlere ve kararlara giden yolda kullanılan bilgi, mümkün olduğunca kapsayıcı olmalıdır. Ortak bilgi nosyonu da bunun en temel tanımlamalarından biridir. Keza, kürtaj tartışmalarının çoğu bebeğin (ya da zigotun) ne zaman bilinç kazandığı üzerine dönmektedir. Zira, bebek (ya da zigot), bilinç sahibi, yani özne olmadan, etkileşimli bilgi ve dolayısıyla ortak bilgi tesis edilemez. Uzun lafın kısası, kürtaj tartışmaları uzunca bir zamandır, (bebeğin [ya da zigotun] bilinç yoksunluğu nedeniyle) ortak bilgi olamamış bilginin, bebek (ya da zigot) ve annesinin ahlaki statüsündeki rolünü incelemektedir. Benzer tartışmalar hayvan özgürleşme felsefesinde de, hayvanların epistemolojik statüsünü araştırarak yürütülmektedir.

Mesajımızı şimdiden açık ettik: ahlak kuramlarının ortak bilginin tesis edildiği zeminler üzerine inşa edilmeleri gerekiyor.

Peki acaba Russell ve Whitehead'ın uzun yıllar önce giriştiği, matematiği mantığa indirgeme projesinin bir benzeri olarak okunabilir mi yukarıda sunduğumuz çaba? Diğer bir ifadeyle, ahlak, acaba, matematiksel dönüşümler kullanarak formalize edilmiş mantıksal önermelere indirgenebilir mi? Dahası bu indirgeme anarşist ve hatta anarşizan ahlak felsefelerinde, bilhassa cinsellik özelinde, bir "fayda" getirebilir mi? Ahlaklı/moral ve adil hayata vesile olma kaygısı güden kimi matematiksel kuramların varlığından söz etmek, sanıyoruz ki, dile getirdiğimiz hedeflere yönelik çabanın, ekonomi ve politika bilmi gibi türlü türlü zeminlerde ve türlü türlü motivasyonlarla bir süredir yoğun bir şekilde sarf edildiğini gösterecektir.

2.1 Bir Matematiksel Adil Paylaşım Kuramı: Kek Kesme
Bu yazıdaki kavramların kapsamına dahil edilebilecek matematiksel gelişmelerden belki de en önemlisi 1995'te New York Üniversitesi politik bilimler profesörü Steven Brams ve Union College matematik profesörü Alan Taylor'un yayınladığı, başlığını "Kıskançlıksız Kek Bölme Yöntemi" olarak çevirebileceğimiz "An Envy-Free Cake Division Protocol" adlı makaledir [6]. Bu makale ve sonrasında aynı ikilinin yayınladığı diğer kitap ve makaleler, baton bir kekin, adil ve tarafların menfaatini maksimize edecek şekilde, diğer bir deyişle sonuçta kimsenin kimseyi kıskanmadığı bir çözümle, taraflara paylaştırılmasını konu edinmektedir. Altını çizelim, Brams ve Taylor'un keki baton kektir ve dolayısıyla bir sayı doğrusu olarak soyutlanabilmektedir (dairesel bir pastayı bölmek ise matematiksel olarak daha karmaşıktır). "Bölmek" sözüyle kastedilen ise -Eski Yunan'ın benzer problemlerine denk bir şekilde- herhangi bir ölçüm aracı kullanmadan baton keki, (en az) iki kişinin, en az kesimle, adil bir biçimde ve kıskançlık yaratılmadan bölüşmesidir.

Kek paylaşımı problemi, karmaşıklığı göz önüne alındığında matematik tarihinin en "lezzetli" problemlerinden biridir. Problemi adım adım açıklamaya çalışalım. Kurgulanabilecek en basit durum, iki kişi arasında bir baton keki adil ve her iki tarafın menfaatini maksimize edecek şekilde bölmeye çalışmaktır. Bunun oldukça zekice bir yolu var. Taraflardan biri keki ikiye böler, diğeri de istediği parçayı alır! Kısaca açıklayalım bu algoritmayı: keki ikiye bölen, keki kendi işine geldiği gibi bölecektir. Fakat, kek öyle bir bölünmelidir ki, karşıdaki hangi parçayı alırsa alsın, keki ilk bölen, küçük payı alanın kendisi olmadığını düşünmelidir - yani karşısındakini kıskanmamalıdır. Dolayısıyla, keki ilk bölenin yapması gereken, keki elinden geldiği kadar eşit bölmektir. Haliyle, bu bölme işleminden sonra, keki bölenin, seçeni kıskanmak için nedeni kalmayacaktır, zira keki bölen kendisidir. Benzer şekilde, bölünmüş parçalar arasından seçim yapan taraf da, istediği parçayı seçtiği için zararlı çıkmadığını düşünecektir. Fakat, tarafların sayısı 3 veya daha fazla olunca, ya da kek, baton değil de dairesel olunca işler çok ama çok karmaşıklaşmakta. Bu durumun uslamlamasıyla ilgili detayları, kolaya kaçıp, okura bırakalım.

Vurgulamamız gereken nokta açık: Tüm bu algoritmaların özü, tarafların birbirini kıskanmaması sağlamaya dayanmakta. Elbette, kıskançlık işin içine girince tercih ve beğeniler de hesaba katılması gereken faktörler olarak belirmekte. Örneğin, kimisi için kekin ortasından bir dilim yemek, kekin kenarından iki dilim yemekten daha tercih edilebilir bir durumdur. Dolayısıyla, taraflar aynı dilimi istemeyebilir ya da taraflar kekin türüne bakmaksızın sadece fazla miktarda yemek isteyebilir. Açık bir şekilde, bu farklı beğeni ve taleplerin yarattığı kıskançlık da farklı olacaktır. Ön koşullardaki bu esneklik ve çeşitlilik, kek paylaşımı problemini ciddi ve köklü bir matematik problemi kılmaktadır.

Brams, çeşitli kereler dinleme imkanını bulduğum, "hesaplamalı sosyal seçim kuramları" [computational social choice theory] olarak adlandırılan araştırma sahasının öncülerinden biri olarak yaptığı konuşmalarda altını çizerek vurgulamaktaydı: "amaç kıskançlığı ortadan kaldırmaktır". Dolayısıyla, Brams'ın insanlığın çözülmesi en zor politik problemlerinden biri olarak gördüğünü açıkça ifade ettiği kıskançlığın, sosyal yaşamda veya iktisat alanında, formel araçlar kullanılarak ortadan kaldırılmaya ya da en azından mümkün olduğunca azaltılmaya çalışılması, görünen o ki, formel bilimlerde hak ettiği yeri nihayet almaktadır.

2.2 Ortak Bilgi ve Anarşist Ahlak
Belirttik, ahlak kuramları ortak bilginin tesis edildiği zeminler üzerine inşa edilmeli. Şimdi de cinsellik sahasına da hitap edebilen bir örnek üzerinden, bilginin ahlaklılaştırılmasında ortak bilginin önemini vurgulamaya çalışacağız.

Ele alacağımız örnek "ihanet". İhaneti tanımlamaktan imtina edeceğiz. Benzer şekilde, ihanet/aldatma gibi kavramların aslında mülkiyet dürtüsünün hastalıklı zemininde tanımlanması nedeniyle, özgür toplumda bu kavramların -mülkiyetsizlik tesis edileceğinden- anlamsızlaşacağını da aklımızda tutacağız. Misyonumuzu diğer bir deyişle şimdilik basitleştiriyor ve güncel gündelik hayattan aşina olduğumuz bir örneğe indirgiyoruz.

Bu konuda yapılmış psikososyolojik araştırmalardan tutun da, deneyimler ve günlük yaşam tanıklıkları, ihanet ve benzeri "sorunların" özüne işaret etmektedir aslında. İhaneti ihanet yapan, tarafların öyle ya da böyle kimi bilgileri (seks performansları, romantik kaçışlar vb.) birbirlerinden saklamalarıdır. Dolayısıyla, ilişkide kimi bilgiler ortak bilgi olamamaktadır. Tarafların her ikisi de ihanetten haberdar olsa bile, dağıtılmış bilgi ile ortak bilgi arasındaki farka işaret ederek söyleyelim, taraflardan en az biri birbirlerinin bunu bildiklerinden haberdar olmadığından, "bir yerde bir sorun vardır".

Bilgi ve iktidar arasındaki ilişki çok incelendi. Bilginin, nasıl bir iktidar aracına dönüştüğü artık aşağı yukarı malumumuz. Yukarıdaki naif örnekle de, ortak bilgi olmayan bilginin, gündelik cinsel hayatın naif sahalarında da sorunlara gebe olduğuna işaret ettik. Zira, "ihanet" örneği söz konusu edilirse, "bilgiyi" ortak bilgi şekline getirmeyerek, taraflarının toplumsal ya da bireysel erklerini artırmaya çalıştığını görmek zor değil. Dolayısıyla, "iyelik/aidiyet" kavramı kökenine dayalı bir bilgi saklama edimi anarşizm çerçevesinden bakıldığında, şu iki şekilde kusurludur: 1.) Kişiler metalaştırılmakta ve mülkleştirilmektedir ve 2.) Bilgiler, ortak bilgi haline getirilmemektedir. Biz bu yazıda, cinselliklerdeki mülkiyet duygusunu ihmal edeceğiz. Muhakkak ki, mülkiyet duygusu, yukarıdaki örneklerde de altını çizdik, cinsellik anarşizmi sahasında -pozitif ve negatif manada- çok önemli bir role sahiptir. Ancak, gerek belirtmek istediğimiz hususları daha iyi vurgulamak, gerekse, meselenin diğer yönüne (yani epistemolojik) yönüne işaret etmek istediğimizden, mülkiyet parametresini dışlıyoruz. Zira, bu şekilde bir dışlama yapmazsak patalojik sorunlar doğacaktır. Şöyle ki:

Aranağme: Bir Gerilla Sabotajı - Pandik
Feminist geçinen ideolojik yaklaşımların ağızlara sakız olmuş diskurlarından biri "Bedenlerimiz bizimdir" olagelmiştir. Bedeni mülki bir meta olarak görüp, pseudo-feminist yaklaşımlarıyla ancak bu metanın sahibini değiştirmeyi vaadedecek dek zavallı bir iddia ile ortaya çıkmanın sefaleti bir yana, sözü edilen yaklaşımı savunanlar, bu metanın sahiplenilmesindeki en ufak bir tökezlemede çılgın hayal kırıklıklarına uğramaktadır.

Elbette, anarşizan feminizm ve diğer kimi heterodoks Marksçı yaklaşımlar -vurguladıkları bir çok hususun yanında- bedenin iyelik ekleriyle aidiyet yüklemlerinin yüklenebileceği bir nesne olamayacağını öne sürmektedir. Nasıl soluk alıp verdiğimiz hava, içtiğimiz su "bizim" değilse, bedenimiz de aslında "bizim değildir". Zira aksi takdirde bedenimiz, belki kas gücüyle, belki cinsel çekimiyle, belki olağandışı kimi meziyetlere bir erk ve sömürü aracı haline "daha kolay" gelebilir.

Anarşizan gerilla hareketleri; işgalleri, squat'ları, boykot ve blokajlarıyla olsun, maddesel "mülkiyet hakkını" defalarca ihlal etmiştir. "Barınma hakkı satılık değildir" ya da "Beslenme hakkı sahiplenemez" diskurlarıyla, özgürlükçü ve anarşizan gruplar, "mülkiyet hakkının" yarattığı sorunlara türlü kereler işaret etmişlerdir.

Peki, benzer yaklaşım "bedene" de uygulanamaz mı? Kişinin bedenini sahiplenmesi ve dolayısıyla (kendince) sadece kendi inisiyatifinde kullanıyor olması, benzer şekilde kimi problemlere gebe olabilir mi?

Epeydir şu benzerlik dikkatimi çekiyor. Uzun zaman önce, kent içinde kullanılan jiplere karşı ELF'in (Earth Liberation Front / Dünya Özgürlük Cephesi) ünlü bir eylemi vardı. Eylemciler, bu araçlara çıkmayan, çıkarılsa bile leke bırakan çıkartmalar yapıştırmıştı. Dolayısıyla, mülkiyet hakkını bahane ederek yerküreye zarar veren araçları, çok da radikal olmayan bir şekilde diyelim, sabote etmişlerdi.

Acaba, benzer şekilde, "bedenin kişiye ait olması hakkı" topluma/insanlığa/partnerlere bir zarar verebilir mi? Başka bir deyişle, güzel popo ve bacaklara -öyle ya da böyle, belki de doğuştan, belki de plastik cerrahiyle- sahip (eh, bu durumda, verdiğimiz örneğin gidişatı gereği konvansiyonel olarak) bir kadının bedeniyle arasındaki mülkiyet ilişkisi sabote edilmeli midir? Lüks jipler sabote edildiği gibi, güzel bedenler de sabote edilmeli midir? Pandik, beden mülkiyetine karşı bir gerilla direnişi midir?

Muhakkak ki, güzel popolar ve kurgulanan (heteroseksüel) erkek beğenisi arasında oldukça yoğun yapısalcı bir ilişki var, bunu göz ardı edemeyiz. Zaten "güzel" kavramı da başlı başına dayatmacı bir sosyal inşadır. Ancak, bu gene de pandiğin, "Bisikletini bir tur versene, bineyim" özenisini çok da aştığını göstermiyor. (Aşan nokta, küçük çocuğun bisikleti vermemesi halinde, bisikletin zorla alınıp, bir iki tur dolaşılıp geri verilmesidir. Bu alegori bedene uygulandığında, adı tecavüz olmaktadır.) Diğer bir deyişle, metalaşan bedenin yarattığı hastalıklı kıskançlık emareleri şaşırtıcı olmamalıdır. Ne de olsa bisiklet güzeldir ve insanlar binmek istemektedirler.

3. Ortak Bilgi ve Cinsellik

60'lardan beri gelişen özgürleştirici cinsellik hareketlerinin temel ortak noktalarının dürüstlük olduğu söylenir. Ortaya çıkma (coming-out), poliamori (polyamory), açık ilişki (open relation) v.b. varoluş sahaları ilk bakışta bu tezi doğruluyor görülür. Diğer bir ifadeyle, "özgürleştirici cinsellik felsefeleri gizli-saklı bilgilerin, yalanların-dolanların açık edilmesiyle sağlanır" sonucuna ilk aşamada varmak mümkün.

Kavramların temel tanımları hatırlanırsa fark edilecektir. Bilgilerin ifşası, aslında özgürleşmek için yeterli değildir. Özgürleşmenin tamamlanması için, yukarıda defalarca değindiğimiz gibi özneler arası etkileşimin gerçekleşmesi ve nihayetinde bilginin bir efor harcanarak dağıtılmış bilgiden çıkıp, ortak bilgiye dönüşmesi gerekmektedir [5]. Dolayısıyla, beklentiler de, bilgiler ortak bilgi statüsüne yükseltgendiği vakit daha açık, net ve anlaşılır olacaktır.

Anarşizm, bilginin bir iktidar aracı olabileceği gerçeğini tanır. Bunu anarşist düşünce çerçevesinde bertaraf etmenin çeşitli yolları var; bizim sunduğumuz yöntem de bunlardan biri. Açıklamaya gayret ettiğimiz meseleyi, yukarıdaki "pandik örneğine" de bağlanabilecek şekilde gene temel bir örnek üzerinde inceleyelim.

3.1 Kıskançlık
Kıskançlığı anlamak zor, tanımlamak daha da zor. Dolayısıyla, gene tanımlarla kendimizi kısıtlamayıp, deneyimin zihinlerde bıraktığı izlerin parkurunda koşacağız.

Northwestern Üniversitesi medya bilimleri profesörlerinden Laura Kipnis, popüler kitaplarından "The Female Thing" [Dişi Şey]'de değinir [orijinal alıntı yapmamı mazur görün] [7]:

"If the female condition seems especially perplexing at the moment, the reason, it becomes evident, is that women are left straddling two rather incomptable positions. Feminism ("Don't call me honey, dickhead") and femininity ("I just found the world's best push-up bra") are in a big cat fight, nowhere more than within each individual female psyche. (...) The main reason that feminisim and femininity are incompatible is that femininity has a nasty little secret, which is this: femininity, at least in its current incarnation, hinges on sustaining an underlying sense of female inadequacy. Feminism, on the other hand, wants to eliminate female inadequacy (...). (...) [I]n other words, the drawback to femininity, as currently construed, is that it can never be succesfully attained."
[Eğer dişilik durumu şu anda özellikle kafa karışıtırıcı görünüyorsa, bunun nedeni, açık olduğu gibi, kadınların birbiriyle hiç uzlaşamaz iki konumla bırakılmış olunmasıdır. Feminizm ("Bana tatlım deme çük kafa") ve feminenlik ("İşte dünyanın en iyi kaldırmalı sütyenini buldum") büyük bir it dalaşındalar, bu it dalaşı da hiç bir yerde bireysel dişi ruhunun içinde olduğu kadar fazla değildir. (...) Feminizm ve feminenliğin uzlaşabilir olmamasının ana nedenini, feminenliğin kirli küçük bir sırrının olmasıdır. Bu sır, feminenliğin, en azından şimdiki formunda, altta yatan bir dişi yetersizliğine dayanmasıdır. Feminizm ise, öte yandan, dişi yetersizliklerini elimine etmek istemektedir (...). (...) [D]iğer bir ifadeyle, feminenliğin kusuru, şimdiki yorumuna göre, asla başarılı bir şekilde gerçekleştirlemeyecek olmasıdır. (çeviri: C.B.)]

Bu bölümde, yukarıda Kipnis'in vurguladığı şekliyle kıskançlığa değinmeye gayret edeceğiz. Kipnis açık ediyor: feminizm eşitlik ve adelet sağlarken, feminenlik ise, eşitsizlikler yaratarak aleni kıskançlık zeminleri hazırlıyor. Peki, tüm bu analizleri aklımızda tutarak, cinsellik/cinsiyet temelli anarşist bir kıskançlık analizini, ortak bilgi zemininde nasıl sunarız?

3.2 Anarşist Neden Kıskanır?
Anarşist kıskanır. Anarşist metaların, nesnelerin ve hakların adil olmayan dağılımından rahatsız olur. Anarşistin kıskanması, dolayısıyla, her şeyden önce mülkiyet kavramının yarattığı eşitsizlikler nedeniyledir. Ancak, anarşist kıskançlık, his seviyesinde kalmaz; doğru ya da yanlış, öyle ya da böyle, kimi eylemliliklerle -ki genelde en naif formuyla sabotaj olur bunlar- kendini gösterir. Kıskançlık hissinin altığını çizdiği gerçek, kıskanılan nesneye "sahip olmak" değil, o nesnenin paylaşılamıyor ya da paylaşılmıyor olmasıdır. Lüks jip örneği, yukarıda değindiğimiz çerçevede, bunun ilk akla gelen örneklerinden. Peki, otomobilini otostopçularla paylaşmayan bencil insanlarla, bedenini kendine saklayan ya da kendi seçtiği elit azınlıkla paylaşan kadın/erkekleri aynı kulvarda değerlendirebilir miyiz?

Biraz önce ima ettik. İnsanın kendi bedeniyle kurduğu mülkiyet ilişkisi oldukça sorunludur. Zira, her ne kadar aksini iddia etseler de, insanlar öyle ya da böyle bedenlerini kiralayarak kimi menfaatler elde etmede hala ahlaki ve moral sorun görmüyorlar. Hasta olunduğunda, onanmak için hekimin ya da büyücünün ellerine teslim edilen beden, haz almak için sevgilinin kollarına bırakılan beden, para kazanmak için müşterisine teslim edilen beden arasında ne ontolojik ne de epistemolojik olarak çok fark bulunmamaktadır. Bu noktayı irdelemeyi, ana konumuzdan çok sapmamak adına, okura bırakalım.

Daha önce değindiğimiz gibi, bu sorundan kaçınmanın en kolay noktası, bedene iyelik yüklemlerinin bindirilebilmesini toptan ve baştan reddetmektir. Bu kolay bir yol. Daha zahmetli olan yol ise, diğer insanların da kendi bedenlerini sahiplenmelerini engellemek için çaba sarf etmektir. Diğer bir deyişle, bedene iyelik yüklemlerini bindiren yolu tıkamaktır. Bu, kuramsal dil bilim ve felsefenin, hiç anlamadığım sahalarına ait bir yaklaşım.

Sunduğumuz yaklaşıma yönelik ilk eleştiri, beden sömürüsüne dayalı erkeklik/kadınlık kurgularının aslında içkin olarak bedenlerin kimi özelliklerine dayanmak zorunda olmadığıdır. Zira, malum, bedenlerin ve beden parçalarının tarih ve toplum içinde değişen önem ve anlamları, aslında bunların oldukça değişken anlamlara haiz olabileceğinin kanıtıdır.

Muhakkak ki, bu yaklaşımın işaret ettiği noktaların doğruluk payı var. Ancak, hemen hemen her sömürü yöntemi gibi, örtülü ya da aleni tüm beden sömürülerinin dayandığı bir insani zemin, bir içgüdü ya da dürtü de bulunmaktadır. Gündelik dilde politik ve felsefi sefaletiyle sıkça zikredilen, "beğenilme isteği" ya da "cinsel cazibe" gibi "doğal dürtüler maskesi" arkasına saklanan hisler, aşikardır ki, üzerinde yükseldiği sömürü ve rekabetçlik gibi toplumsal ve ekonomik yapıların varlığını ustaca gizleyebilmektedir.

Diğer bir deyişle, anarşist ahlak nasıl "komşusu açken, tok olmayı" dışlıyor (ve hatta lanetliyorsa), komşusu çirkinken güzel olmayı/güzelleşmeyi de lanetlemektedir.

Yazının başında değindiğimiz mantıkçı yaklaşım bu durumu kolaylıkla kavramsallaştırabilmektedir. Zira, komşusu açken tok olan anarşist aslında, komşusundan, komşusunun aç olduğunu bildiğini saklamaktadır. Zira, en konvansiyonel anarşizan düşüncelerde bile, bu senaryoda yardımlaşmamak kabul edilir değildir. Dolayısıyla, komşusu açken karnını doyuran anarşist, komşunun açlığını ortak bilgi haline getirmemektedir - oysa bu bilgi özne ve komşusu arasında ziyadesiyle dağıtılmış bilgi haline gelmiştir. Benzer şekilde de, güzelleşmek de, çirkinlik hakkında ("çirkinlik kötüdür" ya da "ben çirkin olmak istemiyorum" gibi) örtülü bir yargıda bulunduğu için, ortak bilgiye erişme gerekliliğini sağlayamamaktadır. Zira, bu yargılar belli edilmemektedir.

Bağlayalım.

3.3 Anarşist Kadın Etek Giymez!
ABD'nin ünlü anarşist yayınevlerinden AK Press, bir zaman önce tişört bastırmaya karar vermiş. Bir aklı evvel, bu tişörtlerle beraber ayrıca "girlie" denen, dar kadın tişörtü de bastırılmasını önermiş. Anarkofeministler, malum nedenlerle bunu engellemeye çalışmış. Aylarca süren tartışmalar sonrasındaysa, "girlie" tişörtler hazırlanmamış.

Öte yandan Atlantik'in beri tarafındaki özgürlükçü/anarşizan hareketler Kuzey Amerika'nın bu feminist yaklaşımını anlamakta hep güçlü çekmiştir. "Anarşist kadınların da alımlı olabileceğini öğrenmeleri gerek" demişti Amsterdam'da bir kadın anarşist arkadaşım, Kuzey Amerika'daki anarşist topluluklardaki radikal kadınları ve erkekleri kastederek. Şaşırmıştım.

Kıskançlık kavramının, ortak bilgi kulvarı dışındaki belirtilerine dair de bir iki söz söyleyelim. Gene, tuhaf örneğimize, jipe, dönelim. Olmaz ya hadi varsayalım: zengin bir anarşist dostumuzun, parayı bastırıp jip almamasının altında yatan nedenleri inceleyelim. Ekolojik ve sosyolojik nedenler, ilk akla geleni. Ancak, unutulmaması gereken en önemli noktalardan biri de, jip mülkiyetinin bir dengesizlik, ya da adını koyalım, kıskançlık yaratmasıdır. Dolayısıyla, ulaşım araçları kategorisindeki nesnelerin dağılımındaki uçurumun artmasına iştirak etmekten imtina etmek, tüm ekonomik ötelemeleriyle birlikte, anarşizan zengin dostumuz için jipten uzak durmak için önemli bir nedendir. Dahası, araç sahibi olmanın, artan objektifikasyonu ve dolayısıyla, araçların bir duygu hedefi haline gelmesi de önemli bir noktadır. Benzer şekilde, otomobil karşıtı grupların sıklıkla vurguladığı gibi, otomobil, yarattığı yalancı mekan duygusuyla, kentlerdeki ortak mekanların azalmasına da yol açmaktadır. Ama konumuz bu değil.

Peki, (konvansiyonel anlamıyla) alımlı olmak isteyen anarşist kadın dostumuzu, bacaklarını epile etmekten benzer gerekçeler alıkoyabilir mi? Örneğin, alımlı/sevimli/kadınsı/feminen/çekici v.b. olmak ya da görünmek ile son model spor otomobile sahip olmak benzer midir?

Yazının gidişatı bunu açık ediyor. Zira, kadınlık hallerinin metalaşması sürecinde açık edilmesi gereken, ortak bilgi haline getirilmesi gereken bilgi nitel ve nicel anlamda, jip örneğinde sözü edilenden daha fazla. Diğer bir deyişle, konvansiyonel anlamıyla güzel kadın olmak demek, (zengin olup) jip kullanmaktan daha fazla bilginin ortak bilgi haline getirilmesini, dahası bu sürece dair çabanın da sarf edilmesini gerektirmektedir.

Bu zorluk kadınların bacağında da tüy çıkmasından kaynaklanmamaktadır. Bu gerçek, kadınların bacaklarını erkeklerin de suratlarını tıraş ederken, tıraş olmuş olma bilgisini ortak bilgi seviyesine ötelerken ifşa etmeleri gereken ilave bilgileri ifşa etmemesinden ve dolayısıyla, dürüst bir bilgi iletişiminin sağlanamamasından kaynaklanmaktadır. Nihayetinde, bu zeminde bir ahlaki duruş inşa etmek de imkansızlaşmaktadır. Dahası, sosyal bir inşa haline gelen, kimi kadınlık ve erkeklik hallerinin temelinde yatan cinsiyetçiliğin de yok sayılmasından kaynaklanmaktadır. Erkeklerin sakal tıraşı olması ve kadınların tıraşlı bacaklarının üzerine geçirdikleri etekleri, bunun ilk akla gelen sıradan örneklerindendir.

4. Sonuçsuzluk
Yazıda seçilen örneklerin, mümkün olduğunca naif olmasına gayret ettik. Bunun ilk nedeni, basitlikteki güzellik belki de. Ancak en önemli gerekçemiz, tüm yazı boyunca sunduğumuz kuramsallaştırmaların, aslında gündelik ve sıradan yaşamın beher adımında içkin olarak var olmasıdır.

Amacımız, bilhassa sıradan örneklerde, anarşizm uygulmalarının bilgisel mantık zemininde çok da kolay olmadığını göstermek; fakat sözü edilen uygulamaları kolaylaştırmak için gereken eforun da tahmin edildiği kadar uzakta olmadığına işaret etmekti. Hayalperest diğer bir beklentimiz de, cinsellik anarşizminin uzun uzun tartışmalara konu olabilmesi ve de bu tartışmaların kimi sahalarında da formel yaklaşımların kullanılabilmesidir. Hayalimizin, rüyaya mı, hakikate mi dönüşeceğini ise zaman gösterecek.



Teşekkürler Alp Aslan.

Kaynaklar

[1] Can BAŞKENT, Duygusal Seçim Kuramı. İzinsiz Gösteri. www.izinsizgosteri.net/asaysayi139
[2] Robert AUMANN, Agreeing to Disagree. The Annals of Statistics, 1976 vol.4, No:6
[3] Jon BARWISE, Three Views of Common Knowledge,
[4] Johan van BENTHEM, Darko SARENAC, The Geometry of Knowledge.
[5] Can BAŞKENT, Topics in Subset Space Logic.
[6] Steven BRAMS ve Alan TAYLOR, An Envy-Free Cake Division Protocol.
[7] Laura KIPNIS, The Female Thing