tumblr counter

Türkiye'de Vicdani Ret Hareketi Kültürü Örneği Olarak "Militurizm" | Can Başkent

TÜRKİYE'DE VİCDANİ RET HAREKETİ KÜLTÜRÜ ÖRNEĞİ OLARAK "MİLİTURİZM"

YAVUZ ATAN - CAN BAŞKENT

Giriş

Bu makale, Türkiye'deki vicdani ret hareketi kültürüne kısa bir değinide bulunacak. 1990'da Vedat Zencir ve Tayfun Gönül'ün Sokak gazetesindeki deklarasyonu miladını göz önüne aldığımızda ancak 18 yaşında olan hareket, kısa tarihi boyunca yaşadığı heyecanlara bağlı olarak, nispeten etkili bir muhalif hareket yaratabilmiştir. Zaman zaman girdiği hiatusların konjonktürel olduğunu düşünürsek, hareketin etkili olduğunu düşünmemek için bir nedenimiz yoktur. Özellikle uzun süre tutsak kalmış vicdani retçiler Osman Murat "Ossi" Ülke ve Mehmet Tarhan kampanyaları, gerek arkasına aldığı uluslararası destek gerekse giriştiği hukuki mücadeledeki başarısı nedeniyle ses getirmiştir. Ossi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne karşı açtığı davayı kazanarak 11000 Euro tazminat kazanmış, Mehmet Tarhan da sıkıntılı bir hukuki mücadele sonunda tahliye edilmiştir (davası Şubat 2008 itibariyle, halen sürmektedir).

Vicdani reddin bireysel bir eylem ve toplumsal bir hareket olarak belirmesinin altında aşikar bir maddi neden yatmaktadır: Zorunlu Askerlik. Fakat, zorunlu askerlik karşıtlığından, vicdani redde geçiş ilave kimi altyapı ve fikirler gerektirmektedir. Bu minvalde vicdani ret hareketinin ideolojik temelinin "ithal" olduğunu düşünmek hatalı olmaz. Zira, Avrupa pasifist ve antimilitarist hareketine dek izi sürülebilecek bir akım olan vicdani ret hareketi, Türkiye'ye ancak 90'larda girebilmiştir. Sözü edilen yıllarda kurulan savaş karşıtları dernekleri, özellikle İzmir Savaş Karşıtları Derneği, hareketin kuramsal ve eylemsel temelinin oluşturulmasında ve hareketin bir kültür olarak toplumsal çerçevede kendine yer etmesinde en önemli motor güç olmuşlardır. 1990larda zirve noktasına ulaşan "düşük yoğunluklu çatışmalar", vicdani ret hareketinin meşru zeminini yaratmada önemli bir etken olarak görülebilir.

Vicdani ret hareketinin tarihine baktığımızda, kendini göstermeye ve kurgulamaya çalışan her yeni harekette olduğu gibi, hareketin ilk yıllarının propaganda ve yoğun eylemliliklerle geçtiğini görüyoruz. "Düşük yoğunluklu savaş" ile beraber, vicdani ret hareketinin yükselmesi ve hareketin de eylemlilikler zemininde kendini inşa etmesi ve sözü edilen gelişim sürecinin ilk adımları olmuşutur. Bunun akabinde, eylemlilikler üzerinden gelişen bir tanıtım atağı gelmiştir. Hemen her sivil itaatsizlik eylemi ve hareketinde olduğu gibi, vicdani ret hareketini tanımlayan en önemli safhalar hapishane süreçleri olmuştur. Osman Murat "Ossi" Ülke, Mehmet Bal, Halil Savda ve Mehmet Tarhan'ın hapishane süreçleri, gerek hareketin dinamiklerinin kemikleşmesi gerekse dayanışma hareketleri vasıtasıyla, uluslararası kabülünün ve onayının artırılması aracılığıyla, hareketin zeminini sağlamlaştırmıştır. Tutsak retçi dayanışmaları, özellikle, hareketin malum nedenlerle dinamiklerinin en yoğun şekilde eyleme geçirildiği dönemler olmuştur. Bu yazıda, vicdani ret hareketinin "eylemde propaganda" diskuruyla geliştirdiği bir eylemi, Militurizmi inceleyeceğiz. Dolayısıyla, bu analizi yaparken yukarıda değindiğimiz diskurları aklımızda tutmak verimli ve faydalı olacaktır.

Vicdani red hareketinin Türkiye'deki tarihini kısaca özetlemek istersek en sık kullanacağımız terimler, "yoksayılma", "hapsedilme" ve "sansürlenme" olacaktır. Hareketin ilk yıllarında, beliren vicdani retçiler, yoksayıldılar. Tutumları öncelikle yadırgandı, sonrasında küçümsendi ve bunun akabinde de yoksayıldılar. Sonraları, türlü türlü gerekçelerle, yoklama kaçağı ya da bakaya olmaları nedeniyle tutuklandılar. Kimi retçiler, defalarca aynı suçtan dolayı tutuklandılar ve bir tutuklanma/salıverilme kördüğümüne itildiler. Hareketin, akademinden de destek almaya başladığı bu yıllarda ise, hareket, mümkün mertebe sansürlenmeye çalışıldı. Sesi duyurulmadı, eylemleri yok sayıldı. Dolayısıyla, zorlu ve çetin bir yolda ilerleyen vicdani ret hareketi, tüm ilave zorluklarla baş edebilmek için özgün ve etkileyici bir eylemlilik kültürü yarattı.

Vicdani ret hareketinin yaratmaya çalıştığı eylemlilik kültürünün en önemli iki bileşeni 'doğrudan eylemler' (direct action) ve 'şiddetsizlik'tir (nonviolence). Sadece vicdani ret eylemliliklerine özgü olmayan bu yöntemler, biraz iddialı bir yorumla öne sürmek gerekirse, Türkiye politik eylemlilik mozaiğine özellikle vicdani ret hareketiyle (ve belki de ekolojik/antinükleer hareketle birlikte) girmiştir. Elbette, sözü edilen eylemlilik kültürünün teşkil edilmesinde, hareketin politik zemininin, hareketin hedef ve amaçlarıyla oluşturduğu benzersiz koşutluk önemli bir faktördür. Araç/amaç çelişkisinin, diğer tüm muhalif ve progresif hareketlere kıyasla, oldukça cüzi bir oranda görünür olduğu vicdani ret hareketi, bu tanımından gelen avantajını kullanmayı becerebilmiştir.

Bu yazıda, değindiğimiz, doğrudan ve şiddetsiz eylemlerden en çok ses getirenlerden birinden söz edeceğiz: Militurizm (mili-tourism).

Militurizm: İronik Politika, Eğlence, İsyan

Türkiye'de antimilitarist mücadelenin önemli dışavurum biçimlerinden olan militurizm festivalleri 2004'te İstanbul, 2005'te İzmir ve 2006'da Ankara'da olmak üzere, üç büyük şehirde gerçekleştirildi. Başka ülkelerden ve Türkiye'deki çeşitli örgütlere mensup olan ya da olmayan antimilitaristlerin de katıldığı politika (aslında karşı-politika demeliyiz), turizm ve gösterinin ironik bir karışımından oluşan etkinlik, antimilitarist-anarşist hareketler çerçevesinde değerlendirilebilecek bir çizginin en rafine tezahürlerindendi. Gezi/protesto/teşhir/eğlence gibi ögeleri içeren etkinlikler, fikir ve planlama da dahil olmak üzere, açık kollektif çalışmayla hazırlandı ve gerçekleştirildi. Devlete/militarizme dair semboller ve mekanlar ziyaret edilerek, katılımcılara ve sembolün/mekanın bulunduğu bölgede yaşayan insanlara anlatıldı ve tanıtıldı - tabii ki genel olarak bilinen ve belletilen resmi tarihin argümanları dışına çıkarak ve bu argümanları da teşhir ederek. Örneğin, İstanbul'da eşcinsel asker adaylarına çürük/sağlam raporu veren ve bu raporlar için eşcinsel ilişkinin görüntülü kaydını isteyen, dolayısıyla en geniş gey porno arşivine sahip olan Gülhane Askeri Tıp Akademisi (çürük analizi yapılması için bir kasa elma bırakıldı, elmalar tehlikeli madde içerebilecekleri gerekçesiyle bize eşlik eden polisler tarafından göz ve tat kontrolünden geçirildi) ve yanında bulunan, askeri darbe dönemlerinde muhaliflerin tutulduğu ve yoğun işkencelerden geçirildiği Selimiye Kışlası ile Ankara'daki Mamak ve İzmir'deki Şirinyer Askeri Cezaevleri, üç şehirde de militurizmin başlangıç noktaları olan büyük tren garları (bu garların inşaasında askeri ve emperyal unsurların önemi anlatıldı ve konser verildi), yine üç şehirde NATO'ya ait kışlalar da dahil olmak üzere önemli askeri bölgeler, orduya askeri malzeme üreten ya da sağlayan şirketlerle bizzat Türkiye'deki ordunun sahip olduğu şirketler (orduya ait bir bir şirketin konserve mağazasına konserve kutusu içerisinde silah bırakıldı), şehitlikler (bir tanesi savaş dolayısıyla zorla göçettirilen Kürtler'in yaşadığı bölgedeydi), askeri müzeler ve milli kahramanları anıtlarının bulunduğu bölgeler (sivil milli kahraman diye tanıtılan ve aslında ajan-provokatör olan biranıt sahibinin gerçek kimliği anlatıldı) ziyaret edildi ve akabinde diğer ülkelerden gelen antimilitaristler/vicdani retçilerle birlikte dünya haritası üzerindeki sınırlar söküldü, sokak eğlenceleri ve tiyatro da dahil olmak üzere çeşitli sokak gösterileri yapıldı; savaşın, ordunun ve örgütlü şiddetin sorgulandığı performanslar gerçekleştirildi. Ziyaret edilen yerlere, bu yerlerin tarihçesi ve durumunu anlatan birer 'rehber'in bulunduğu otobüslerle gidildi. Üç festival de vicdani ret açıklamaları ve ardından düzenlenen konserli eğlencelerle noktalandı.

Festivallerin önemli özelliklerinden biri de Türkiye'de kadınlar için zorunlu askerlik uygulaması olmamasına rağmen, kadın retçilerin ortaya çıkmasıydı. Zira bu durum kadınların militarist bakışla aşağılanmasını protestoyu içermekteydi. Zira, Türkiye kadınlar için zorunlu askerlik uygulaması olmadığı halde, kadın retçilerin olduğu tek ülkedir. Bu da kadınların mücadelesi ve antimilitarist mücadele açısından yeni bir boyuttur.

Festivalin bir başka önemli yanı, yasal olup olmaması bir yana, Türkiye'de fiilen varolan devletten izin alarak toplantı ve gösteri yapma durumuna karşı açık bir itaatsizlik eylemi olmasıdır. Bütün içeriğiyle birlikte önceden açıklanan ve engelleme çabalarına karşın gerçekleştirilen gösterilere, aranmakta olan birçok vicdani retçi katılmıştır. Bu aynı zamanda sokakların geçici olarak da olsa özgürleştirildiği festivaller dizisinin bir parçasıdır. Paris Komünü'nden beri biliriz: Devrim ezilenlerin festivalidir!

Bu site, Can Başkent'in 1999 yılından beri yazdığı politik, felsefi ve akademik çalışmaların (neredeyse) eksiksiz bir derlemesidir. Bu yazılar veganizmden, beden politikalarına, dijital kültürden ahlak kuramına dek birçok konuyu kapsamaktadır.

Can Başkent'e e-posta ve twitter ile ulaşabilirsiniz.

This website collects all written output of Can Başkent since 1999. It includes his political and academical articles as well as his opinion pieces on a broad variety of issues ranging from veganism to digital culture.

You can reach Can by e-mail and twitter.