tumblr counter
Ankara Vicdani Redciler Şenliği (11-13 Mayıs) | <a href="http://canbaskent.net">Can Başkent</a>

Can Başkent

logic and the rest...

ANKARA VİCDANİ REDCİLER ŞENLİĞİ (11-13 Mayıs)

CAN BAŞKENT - BAŞAK AYTAÇ

15 Mayıs Dünya Vicdani Redciler günü, bu yıl ilk defa Ankara'da kutlandı, hem de 3 günlük bir şenlikle... Organizasyonunu Ankaralı anarşistlerin ve antimilitaristlerin yaptığı şenlik 3 gün boyunca çeşitli paneller, söyleşiler, film gösterileri ve konserlerle doluydu.

Şenlik, 11-13 Mayıs arasında, belediyeden ve emniyetten izinli (yasal) bir biçimde gerçekleştirildi. Bu, aynı zamanda antimilitarist bir etkinliğin izinli gerçekleştirebilmesi adına olumlu bir deneyimdi.

Şenlik, Ankara Tenedos Kafe'de antimilitarist kısa film gösterimleriyle başladı. Avrupa yapımı 7 kısa film ve günün sürprizi olarak iami (İstanbul antimilitarist inisiyatif)'nin hazırladığı "ret 1111" filmi gösterildi. Film Türkiye'deki antimilitarist hareketin tarihini ve iami'nin vicdani redci aktivistlerini tanıtıyor. Merakla beklenen film ilk kez Ankara’da gösterilmiş oldu böylece.. (Meraklısına not: 1111.madde askerliği düzenleyen yasanın adı.)

12 Mayıs ise yoğun bir gündü. Güne Kaos Kültür Merkezi’nde yapılan bir söyleşiyle başlandı. Söyleşinin konusu “Cinsiyet ve militarizm”di... İzmir ve İstanbul’da katılan arkadaşlarla ve Kaos GL gurubundan eşcinsel arkadaşlarımızın katılımıyla, gayet hoş ve yararlı bir söyleşi oldu. İzmir AN-FEM (antimilitarist feministler)'den Hilal ve Ayşegül, militarizmin kadın hayatındaki etkileri hakkında konuştular. Kadınlara "yüklenen" asker anası, teskere bekleyen nişanlı gibi roller irdelendi. Kadınların, günlük yaşamda karşılaştığı militarizme ek olarak, kadın olmalarından dolayı yüzleştikleri sosyal baskı ve şiddet tartışıldı. Tartışma, sık sık militarizm başlığından uzaklaşıp cinsiyet kimlikleri üzerine yoğunlaştı. Kaos GL grubundan Murat ve Atilla, gay kimliği ve militarizm-askerlik konuları üzerine fikir ve deneyimlerini anlatarak söyleşiye katıldılar. Özellikle Atilla'nın askerlik anıları oldukça ilginç ve bir o kadar da ürperticiydi. Murat da, gayler arasında vicdani reddin sorunlu bir pozisyonda olduğunu anlattı. Anlayabildiğimiz, 'gaylerin o kadar sorunu varken vicdani ret politikalarının gündeme gelmesi için henüz erken olduğu' idi. Bu açıkçası bizim aklımıza pek yatmayan bir yorumdu. "Toplumsal erkeklik" kültürüne muhalif olan gaylerin militarizm konusunda oldukça sessiz ve durgun olmaları bizi biraz şaşırttı. Açıkçası gaylerden de vicdani redci görmek isteğimiz arttı.

Sonrasında Anıtpark’ta bir çok punk grubun katılımıyla bir açık hava konseri düzenlendi. Fakat konser başladıktan yarım saat sonra başlayan sağanak hepimizin hevesini kursağında bıraktı. Bununla birlikte, bizi “izleyen” polis amcalarımızın ve yoldan geçen türbanlı teyzelerin, yağmurun altında “Reddet! Diren! Askere gitme!” nidalarıyla halay çeken arkadaşlarımıza bakışları görülmeye değerdi.

13 Mayıs'ta ise Genel-İş sendikasının toplantı salonunda “Ülkemizde Militarizmin Boyutları” konulu bir söyleşi gerçekleştirildi. 3 bölüm halinde gerçekleştirilen söyleşinin ilk bölümü F tipi cezaevleri ile ilgiliydi. Bir avukat, hekim ve tutuklu yakınının katıldığı oturum; izleyicileri devletin cezaevi şiddeti karşısında dondurdu. Şiddet ve otoritenin yarattığı buhranlardan biri daha .. Avukat Selçuk, şiddetin “organizasyonundan”, cezaevleri şiddetinden ve şiddet kültürünün devlet ve toplum tarafından meşrulaştırılmasından söz etti. Selçuk, konuşmasını devletten “adil” ya da “vicdanlı” davranmasının beklenemeyeceğini; ancak devleti en azından kendi anayasasına uygun kararlar almaya zorlayarak sistem içinde elde edilebilecek maksimum kontrole sahip olabileceğimizi söyleyerek bitirdi. Oğlu tutuklu bulunan avukat Halil de, “yaşama dönüş operasyonlarında” koğuşların saatlerce bombalandığını, kendini yaktığı iddia edilen tutukluların da aslında bu yüzden yandıklarını anlattı. Hem avukat hem de “baba” olduğu için F tipi şiddetine çok yakından tanık olan Halil, duygularını bizlere anlatırken yer yer zorlandı. Birinci bölümün sonunda konuşan Çağrı, Türk Tabipler Birliği üyesi. Hekimlerin operasyon sırasındaki ve sonrasındaki tarafsız duruşlarını, duruma etik açıdan bakışlarını açıkladı. Tabip odalarının –tamamı değilse de- çoğu açlık grevinin baskı altında kalınmadan, tutukluların kendi iradeleriyle sürdürüldüğüne ikna oldukları için müdahale etmeyi kabul etmemişler. Bu bölümde konuşması beklenen tutuklu yakınları geç kaldıkları için kendilerini dinleyemedik. İkinci bölüm ise, İSKD (İzmir Savaş Karşıtları Derneği)’nin davetiyle Türkiye’ye gelen, Vietnam gazisi bir antimilitaristle, Greg PATON, söyleşiydi. A.B.D’ de şiddetten arınmış (non-violent), pasifist, antimilitarist bir aktivist olan Greg amca, bu satırların yazarlarından birinin (B.A) simültane çevirisiyle konuşmasını sundu. Kısaca hayat öyküsünü anlatarak başlayan Paton, konuşmasına nasıl antimilitarist-şiddetten arınmış harekete dahil olduğunu anlatarak devam etti. Genelde, Türkiye için yeni ve pek alışılmadık bir konsept olan “şiddetten arınmışlık (non-violence)” üzerine bir söyleşiydi. Programdan sonra Greg Paton ile yaptığımız söyleşinin notlarını yazının sonunda ayrı bir bölüm olarak okuyabilirsiniz. Son bölümde; önce, iami’den Uğur’un (Yorulmaz), büyük bölümü militarizmin “beşiği” olan askeri okullarda geçmiş olan, yaşam öyküsü ve 14 Mayıs 2000’de açıkladığı vicdani reddi hakkında bilgilendik. Ardından hazırlanan kısa film ve klipleri izledik ve Ankara’dan Gülsüm bir süredir düzenli olarak izleyip notlar aldığı “Mehmetçik” programı ve görsel medyada savaşın, askerliğin, silahların özendirilmesi ve desteklenmesi konularındaki görüşlerini paylaştı bizimle. “Panel” havasından tam olarak kurtulamamakla birlikte, genelde yararlı ve cesaret verici söyleşiler oldu.

Şenlik, panelden sonra yapılan değerlendirme toplantısıyla sona erdi. İstanbul ve İzmir’den gelen katılımcıları, onların yapacakları etkinliklerin de en az Ankara’daki kadar yaralı ve olumlu geçmesini dileyerek uğurladık.


Bir barış gezgini Greg Paton
“Benimle ilgili her şey bir öyküdür...”

Ankara’da düzenlenen 15 Mayıs Vicdani Retçiler Günü etkinliklerine İzmir Savaş Karşıtları Derneği (İSKD)’nin davetlisi olarak katılan Vietnam gazisi, antimilitarist aktivist Greg Paton, 13 Mayıs’taki panelde bizi savaştan önceki yaşamı ve döndükten sonra yaşadıkları hakkında bilgilendirmişti. Biz bununla yetinmeyip, kendisine bazı konulardaki görüşlerini anlattırdık.

“New Jersey’de bir sosyal yardım merkezinde çalışıyorum. Bize başvuran insanlara asistanlık yapıyoruz. Bu, iş olanaklarına ulaşmalarını sağlamaktan, çocuk yetiştirme ya da aile içi şiddet konularında bilgi ve destek vermeye kadar değişen geniş bir alan. Çalıştığımız insanların büyük çoğunluğu yalnız yaşayan kadınlar."

Antimilitarizmin günlük yaşama eklemlenmesinin güç olmadığını söylüyor Greg. "Gençlere ulaşabilmek önemli. Özellikle küçük çocuklar öncelik taşıyor. Aile içi şiddetten en çok etkilenen onlar; nefretin ve saldırganlığın temelleri ailede atılıyor. Örneğin uzun bir süredir annelere, çocukları savaş oyuncakları ya da silah istediğinde ona, silah yerine ilgisini dağıtabilecek “yeni” bir oyuncak vermelerini öğütlüyoruz; büyük ölçüde bu yöntemin işe yaradığını gördük. Çocuklarımızın bir çoğu tanklar ya da su tabancaları yerine renkli toplar ve legolarla oynamaya başladı”

Türkiye'ye gelme öyküsünde bir çok ülkenin adı geçiyor. Ossi’yle Güney Amerika’da tanışmışlar. Bir süre sonra Belçika’da Hülya ile tanışmış ve Türkiye'ye davet edilmiş. Daha sonra WRI Başkanı Joanne Sheeham Paton'a Hindistan’dan bir e-posta göndermiş ve etkinliklerden söz etmiş.

Bizim sıkça karşılaştığımız, özellikle eski kuşaklardan olan ailelerin desturları haline gelen "biz gençliğimizde çok uğraştık, bir şeyi değiştiremedik; boşu boşuna başımızı belaya soktuk. Aman siz gençlik heyecanına kapılıp hayatınızı mahvetmeyin!" tavrına Paton'un verdiği yanıt "Ben gençliğin dünyayı değiştirebildiğine Vietnam'dan sonra tanık oldum" idi. Gençlik heyecanının kötü ve aptalca bir şey olmadığını savunan Greg, yanlışlıkların farkına olup da bir şey yapmamanın olumsuzluğunu vurguladı. Bununla birlikte, korkunun iyi bir şey olduğunu ve korkmak gerektiğini de ekledi. "Gözü kara insan çok fazla hata yapar ve hem kendini hem de başkalarını riske atar." Greg'in üzerinde durduğu başka bir şey de sabır. Değişimin zaman aldığını ve fazla aceleci olmanın ve çabuk yılmanın yarar sağlamayacağını düşünüyor.

"Ankara'daki etkinlikler hakkındaki gözlemleriniz neler?" sorumuza, yapılanları olumlu bulduğu, birkaç teknik eksiklik dışında etkinliklerin çok iyi olduğu yanıtını aldık. Örnek olarak yağmur yüzünden konserlerin iptal edilmek zorunda kalınmasını, önceden belirlenmiş bir alternatif yer ya da alternatif konser tarihi olmamasını verdi. Deneyimle bu aksaklıkların da giderilebileceğini söyledi. Greg Türkiye'ye gelmek içi yola çıkmadan hemen öne New Jersey'de, Irak'ın bombalanmasını protesto etmek için düzenlenen bir gösteriye katılmış. Ancak resmi bir binanın önünde yapılacak olan gösteri için mesainin bitiminden sonra bir saat seçilmiş olması, soğukta, boş bir caddede boş bir bina önünde gösteri yapılması kendisini kızdırdığı için kısa sürede ayrılmış. Yapılanların amaca ulaşabilmesi için teknik detayların düşünülmesi gerektiğini savunuyor Paton.

Türkiye'deki antimilitarist çevrede onu en çok dehşete düşüren şeyin yoğun sigara tüketimi olduğunu söyleyen Paton, "Emperyalizme karşı olduğunu söyleyen insanların, hiç ara vermeden tütün gibi bir ürünü kullanmaları ve kendi sağlıklarını bu kadar kolay tükettirmeleri beni çok şaşırttı. Sigaranın yol açacağı sonuç bellidir ve istisna kabul etmez. Kaldı ki, dünyayı değiştirme iddiası olan insanlar nasıl olur da sigara içmemeyi başaramaz? Bunun kabul edilebilir bir yanı olduğunu düşünmüyorum.”

Yapılan bütün çalışmalara karşın ırkçılığın her gün biraz daha arttığını ve şiddetlendiğini söylüyor Greg. Özellikle mülkiyet ve sahip olma duygusu arttıkça paylaşma duygusunun azaldığını, bunun da daha fazla ben merkezciliği getirdiğini söylüyor. Beyazların bu konudaki en büyük sorun olduğunu, ancak sorunun tamamını oluşturmadıklarını da belirtiyor. “Benim amacım yararlı tohumlar ekmek. Bize gelip beyazları şikayet eden arkadaşlarıma da önce sorunun kaynağını kendilerinde aramaları gerektiğini söylüyorum çoğu kez.”

ABD’deki eşcinsellerin durumunu sorduğumuzda ise eşcinsel hareketin Avrupa ülkelerindekinden çok ileriye gidemediği, ancak özellikle ekonomik ya da sosyal statüsü yüksek olan gaylerin birbirleriyle dayanışma halinde oldukları yanıtını alıyoruz. (Türkiye’deki politik grupların ve “azınlıkların”, (özellikle anarşistlerin) bu konuda almaları gereken daha çok yol olduğunu düşünüyoruz.) New Jersey’de GMCC adında bir gay sağlık merkezi bile varmış.

Son olarak burada bulunmaktan, Türkiye’de antimilitarizm adına ciddi bir şekilde çabalayan insanlar olduğunu görmekten ve bu insanlarla birlikte olmaktan mutlu olduğunu söyledi Greg Paton. “Bu gün burada olmak yerine ailemin sahildeki evinde yemekler yiyip dinleniyor olabilirdim. Ama bu kadar yolu boşuna gelmediğimi, sizlerin bir şeyleri değiştirebilmek için gerçekten emek verdiğini görmek güzel; gelmeme değdiğini düşünüyorum.”

Ankara’nın tanık olduğu ilk VİCDANİ RETÇİLER ŞENLİĞİ ile ilgili bizim anlatacaklarımız bu kadar.. Ankaralı anarşistlerin ve antimilitaristlerin, bu etkinlikleri düşünceden gerçeğe dönüştürebilmek için harcadıkları çabaya ve zamana değdiğini düşünüyor, ve bu “ilk” için kendilerine teşekkür ediyoruz...