tumblr counter

İmani Ret? | Can Başkent

İMANİ RET?

CAN BAŞKENT

Bin dokuzyüz altmışüç senesinin en iyi basın fotoğrafı seçilen resmi hatırlarız. ABD'nin Viet Nam'ı işgalini protesto için Budist rahip Thich Quang Duc'ın kendini yakması, geçen sene Nepal'de başlayan ve rahiplerin başını çektiği protestolarda da kendini anımsatmıştı. Buna benzer çarpıcı bir çok örnek sıralamak mümkün, zira, dini nedenlerle ve din zemininde savaşa karşı çıkmak belki de dini nedenlerle savaşmak kadar eskidir. Değindiğim bu anıt eylem de sivil itaatsizliğin kilometre taşlarından biri olarak, Gandhi'nin yanıbaşında belki de, tarihte apayarı bir yer aldı hüzünlü de olsa.

Politika ve din arasındaki değindiğim bağlantı bize çok tanıdık. Bu geleneğin pek bilindik olmayan bir uzantısı üç dört hafta önce gündeme tekrar girdi. Vicdani retçi Enver Aydemir 24 Aralık'ta İstanbul'da tutuklandı. Aydemir'i, vicdani reddin Türkiye'deki yaklaşık yirmi yıllık tarihinde ortaya çıkan yetmiş kadar vicdani retçiden ayıran bir özellik var. Aydemir, 2007'de açıkladığı vicdani reddiyle, dini nedenlerden dolayı askerlik hizmetini reddeden ilk vicdani retçi. Sonraki yıllarda vicdani ret hareketi, kimi heterodoks İslami ya da Sufi gerekçelerle retlerini açıklayan ve hatta reddini açıklamaya besmeleyle başlayan vicdani retçiler ile retlerini açıklamadıkları için seslerini duyuramayan Yehova Şahidi retçiler de gördü, bunu da belirtelim.

Aydemir'in vicdani reddinin "imani ret" olarak adlandırılmasının nedeni ise kendini değindiğim röportajda belli ediyor. Aydemir, türbanları nedeniyle nizamiyeye alınmayan yakınlarına değinerek "Anneme, bacıma, eşimin türbanına, pardesüsüne böyle yapana ben askerlik yapmayacağım" diyerek, vicdani reddinin dini görünen politik gerekçesini de açık etmektedir aslında. Aydemir'in tutuklanması ve sonrasındaki cezaevi süreci Osman Murat "Ossi" Ülke, Mehmet Tarhan ve Mehmet Bal süreçleriyle oldukça benzerlik göstermekte, burada tekrarlamayalım.

Bu yazıyı yazma nedenlerimden ilki, Aydemir'in reddinin "imani red" olarak adlandırılmasının bende yarattığı rahatsızlık. Temel tanımı hatırlatarak başlayayım. Vicdani reddin benim benimsediğim tanımı şudur: "Vicdani ret kişinin ahlaki tercih, dini inanç, felsefi görüş ya da politik nedenlerle askeri eğitim ve hizmeti, silah taşımayı ve kullanmayı kamusal bir açıklamayla reddetmesidir." [1]. Göründüğü gibi Aydemir'in tutumunun başka zeminlere çekilip, sanki vicdani ret tanımına pek de dahil olmuyormuş gibi tartışılması öncelikle, tanımsal olarak, doğru bir yaklaşım değildir. Zira, her ne kadar kavramsal olarak belki çok berrak olmasa da henüz, vicdani reddin tutarlılığı aslında reddin gerekçesinden bağımsızdır. Yoksa, örneğin, bir anarşistin ve dindarın birbirinden apayrı gerekçelerle inşa ettikleri tutuma, farklı farklı isimlerle mi sesleneceğiz? Benzer şekilde, bildiğim kadarıyla, Türkiye'de salt felsefi görüş zemininde kendini gerekçelendiren bir vicdani retçi de çıkmamıştır. Bu istatistiki veriye dayanarak gelecekte çıkacak ilk felsefi retçiye, vicdani retçi değil de, örneğin, Kantçı retçi dediğimizde, pek de gerekli olmayan bir kavram karmaşası yaratmış oluruz. Aydemir'in reddinde de dini içeriği vurgulayıp edimin politik ve savaş karşıtı boyutunu yadsır görünmek, bence haksızlıktır.

Aydemir, öte yandan, daha önce de çeşitli kereler değinildiği gibi "ordusunu seçmektedir", zira "haklı savaşa" inanmaktadır. Ama bu gene de Aydemir'i "az vicdani retçi" yapmamaktadır. Bu kendini açık etmiş olmalı, zira vicdani ret hareketi tereddütsüz bir kararlılıkla Aydemir'i desteklemektedir. Bunun nedeni de belli, yukarıda değindim, vicdani reddin gerekçesi, reddin haklı ya da haksız olduğu hususunda bir kriter değildir. Elbette, dillendirdiğim bu yaklaşımın amacı tartışmaları sonlandırmak değil. Henüz pek irdelenmese de, dini bir vicdani ret mümkün müdür tartışmasının da, bu minvalde siyasi literatürümüze girmesini dileyelim şimdilik. Zira, millet olarak İslamiyet'i kabülü dahi savaşla mümkün olmuş bir toplumda çoğumuza aşina bir tartışmadır: "kanla yazılan dinler tarihi nasıl savaş karşıtı olabilir?"

Bu yazıda değinmek istediğim ikinci nokta ise, "imani retçilerin" aslında çok yakın bir coğrafyadan, ama beklenmeyen bir "taraftan" oldukça tanıdık olması. İsrail vicdani ret hareketindeki çeşitlilik ve politik derinlik, kimi paralellikler yanında, Türkiye'deki vicdani ret hareketi için kimi ilginç vakalar sunmakta [2]. Örneğin, kimi keskin dini gerekçelerle ve hatta siyonist gayeler dahilinde İsrail'in yürüttüğü işgalde yer almak istemeyen profesyonel eğitimli dindar muvazzaf asker retçilerin varlığı (refusenik'ler ya da seçici retçiler) hem politik bilimler sahasında hem sokak aktivizmi zemininde vicdani reddin siyasi yelpazesini genişletmektedir. Tarafımı belli etmeliyim, "insani bir savaşın" oksimoron olduğunu düşünüyorum, dolayısıyla, tanıştığım ilk günden beri İsrail tipi seçici retçiliğe şüpheyle yaklaşıyorum. Ama gene de tüm bu önyargılar, seçici retçileri daha az retçi yapmıyor ya da onların desteğimizi daha az hak ettiği anlamına gelmiyor. Muhakkak ki bu argümanlar zincirinin zayıf bir halkası var. Acaba bu iterasyonu nereye kadar sürdürebiliriz? Siyonist vicdani retçiye biat ediyorsak, faşist bir retçiye, mesela, ne kadar biat etmeliyiz? Kısacası, nerede durmalıyız? Bu sorunun yanıtı, bu yazının çerçevesini misli misli aşıyor. Burada duralım.

Bağlayalım. Vicdani ret, artık görülmelidir, ne bir avuç hipinin ya da ütopiğin ayakları yere basmaz hayalperestliğidir, ne de bir kısım vatan haininin kökümüze ektiği kibrit suyudur. Vicdani ret şiddeti ve savaşı birer birer durdurmaya çalışan samimi bir tavırdır, gerekçesi ne olursa olsun.

Not: Bu arada, Aydemir'in tutuklanmasını protesto ederken göz altına alınan Volkan Sevinç de hala tutuklu.

Kaynaklar:
[1] Can Başkent, "Bir Öz-İfade Olarak Vicdani Ret", Türkiye'de İfade Özgürlüğü kitabı içerisinde, bgst Yayınları, 2009.
[2] Can Başkent, "Uluslararası Vicdani Ret Hareketi", İzinsiz Gösteri, www.izinsizgosteri.net

Bu site, Can Başkent'in 1999 yılından beri yazdığı politik, felsefi ve akademik çalışmaların (neredeyse) eksiksiz bir derlemesidir. Bu yazılar veganizmden, beden politikalarına, dijital kültürden ahlak kuramına dek birçok konuyu kapsamaktadır.

Can Başkent'e e-posta ve twitter ile ulaşabilirsiniz.

This website collects all written output of Can Başkent since 1999. It includes his political and academical articles as well as his opinion pieces on a broad variety of issues ranging from veganism to digital culture.

You can reach Can by e-mail and twitter.