tumblr counter
Başka Kimler Hasta Öğretmenim? | Can Başkent

Can Başkent

logic and the rest...

BAŞKA KİMLER HASTA ÖĞRETMENİM?

CAN BAŞKENT

1.

Hani artık daha üstüne gitmeyeyim, düşene bir tekme daha vurmayayım diyorum ama, öyle ya da böyle bunların kendilerinden olmayanlara karşı aldığı tutum ve yarattıkları aleni faşizm dalgalarına tahammül edemiyorum. Üstüne üstlük utanmadan sıkılmadan Mazlum-Der İstanbul şubesi dahil kimi örgütlerin, Bakan olacak sorumsuzun beyanlarını desteklemeleri benim aklıma hep aynı deyişi getiriyor: En çok gürültüyü en boş teneke çıkarır…

2.

TBMM tuhaf bir kurum. Kimi zaman, TBMM azalarının bu kadar beceriksiz ve yetersiz olmasının, biz anti-otoriter ve anarşistleri çok ama çok tembelleştirdiğini düşünüyorum. Düşünsenize, politik muhalafet yapmanıza falan gerek yok. Yaslanın arkanıza, bırakın kendi kendilerine tepişsinler. Muhakkak ki, yanlışın ne olduğunu gösterme zahmetinden kurtulmamız, doğrunun ne olduğunu göstermek zahmetinden bizi azad etmiyor. Sadece, şakayla karışık, sanki işimiz biraz kolaylaşıyor bunların sayesinde.

Bakan da örneğin, bayram değil seyran değil, kendini birden 1930'larda yaşayan tıbbiyeci sandı ve kendince tıbbi bir beyanda bulundu. Hani, onu tahrik etmenize, kızdırmanıza, köşeye sıkıştırmanıza, muhalafete puan kazandırmak için onun eksiklerini bulmanıza gerek yok. Bırakın kendi haline, o zaten beceriksizliğiyle size bir dolu koz verecektir.

3.

Bunların meclisi kendini tarihçi de sanıyor. Meclisin tarihi vakalara dair karar verebileceğini sanıyorlar. Yakında cilalı taş devrinin ne zaman başladığına dair kanun hükmünde kararname de yayınlarlar, 1915'te bu topraklarda ne olup bittiğine de karar verirler (yoksa verdiler mi bile?). Zira 'millet iradesi' tarihten de, psikolojiden de üstündür bunlara göre. Hatta bunlar, benzer şekilde diğer meclislerin soykırım kararlarını da sadece ölen öldürülen insanların kafa sayısına dayanarak verdiğini sanırlar. Diğer ülkelerin politik tavırlarına karşı, kendilerince bilimsel karşı saldırı düzenliyorlar. İsveç sefirini çağırıyorlar geri, sonra da yemiyor sanırım, geri gönderiyorlar sessizce İsveç'e. Ne oldu diye soruyorsunuz, istişare ettik diyorlar. E yormasaydınız, soyismini Atatürk'ün verdiği cumhurbaşkanlarından birinin gelinini...

Bunlar kendilerini psikolog ve tarihçi sanmakla kalmadıkları gibi, kendilerini 'iyi' birer psikolog ve tarihçi olarak görüyorlar. Atalarının manevi kızı Avusturya'da doktora yaparken, doktora tezinde Türk'ün kafatasının şekil itibariyle en üstün ırkın kafatası olduğunu kanıtlamaya çalışmaya başladığında aslında, bunların neye doğru evrileceği kesin gibiydi. Hem tarihin hem de antropolojinin doğrusunu biliyorlar, gerekirse kendi gramer kurallarına (sert ünsüzlerin benzeşmesi) aykırı matematik terimleri (üçgen, örneğin üçken olmalıydı bu kurala göre) uydurup kendilerini matematik etimolojisti de sanıyorlar. Kabul, kimi sözcükleri ben de pek seviyorum: açıortay gibi örneğin. Ama gene de, bu böyle mi yapılır, diyesim geliyor hiç olmazsa..

4.

Dincisiyle solcusuyla kendine Atatürkçü diyenler aslında bu 'ben bilirim'cilikleriyle, son yaşanan vakanın temelini çok önceden atmışlardı. Ama elbette çelişkilerle dolu, gülünesi ve acınası bir süreçti bu.

Arkadaşın iyisi dar günde belli olur derler ya, bu zihniyetle bu devleti kuran parti, kerhen de olsa eşcinsel örgütlerine destek çıkmaya başlamış. Bence bu sinsi ve içten pazarlıklı görünen tavırları yutmamak lazım, zaten yakında da suyu çıkar. Bunların kendilerine benzemeyenlere nasıl davrandıklarını biliyoruz. Mazeretleri hep var. 1942 yılında varlık vergisiyle azınlıkları ezen (ki sanki aynı İsmet değildi azınlık haklarını koruduğunu iddia eden Lozan'ı imzalayan) de zaten başka bir ideolojiydi, Kürt yoktur, kart-kurt vardır diyen de hayalgücüydü...

5.

Demem şu ki, bunların doktorculuk ya da tarihçicilik oynamaları aslında 90 yıllık bir hikaye. Utanmadıkları ve pişkin oldukları için, şimdi de faşizan kökenlerini tersinleyerek politik eşcinsel mücadelesinden de prim kapmaya çalışıyorlar. Bunun nesi iyi bir gelişme, ben göremiyorum. İki gıdım kısa vadeli çıkar uğruna, onlarla uzlaşma bence hem orta hem de uzun vadede politik intihardır.

Ama bunlarda zihniyet yine aynı, bu sefer de politik iradenin eşcinselliğin hastalık olmadığını izah etmesi için belki de mecliste bir karar çıkarmaya çalışacaklar.

Kanun veya kanun hükmündeki bir kararnamenin homofobi illetinden kurtulmakta nasıl bir fayda sağlayacağı, üstüne üstlük bunu doğru bir toplumsal mücadele sahası olup olmadığı konusunda derin şüphelerim var. Zira, aslında, homofobi de pek bir 'tercih' meselesi değil. Homofobik olmamak, zenofobik olmamak aslında, ciddi bir zihin ve gönül terbiyesi gerektiren sahalar böyle bir toplumda. Devletin bunu öğretmesi, el attığı diğer sahalardaki 'yüksek başarısı' düşünüldüğünde, pek arzulanan bir şey değil bence. Gölge etmesinler, yeter.

Kaldı ki, aynı hataya politik mücadele sahasında uğraşanlar da düşmemeli. Kimi zamanlar, ben de duyageliyorum 'asıl' homofobiklerin hasta olduğuna dair beyan ve serzenişleri. İşte bu da sakınılması gereken bir noktadır, yoksa halimiz nice olur, akp'ye bakan oluruz, aman.

6.

Şimdi diyeceksiniz, sen pek böyle hakaretamiz ya da agresif yazmazdın.

Ee ne yapaydım, çikolata mı göndereydim o kadına?