tumblr counter
Kuzey Amerika RAT Konferansı: Anarşist Geleneği Yenilemek | <a href="http://canbaskent.net">Can Başkent</a>

Can Başkent

logic and the rest...

KUZEY AMERİKA "RAT" KONFERANSI: ANARŞİST GELENEĞİ YENİLEMEK

CAN BAŞKENT

Salt anarşizmin fikri temelleri ve geleceği üzerine vakfedilmiş pek fazla konferans bulamazsınız. Ya yeni yeni gelişen, ortaya çıkan sosyal forumlarda anarşizmin dahil olduğu bir iki tartışma ya da atölye çalışması vardır ya da anarşistlerin kendi kendilerine düzenlediği ve de fraksiyonlar arası itiş kakışın ötesine geçemeyen bir iki verimsiz toplantı vardır bulabileceğiniz.

Bu nedenle, Anarşist Çalışmalar Enstitüsü'nün (Institute for Anarchist Studies - www.anarchiststudies.org) 5 ila 7 Kasım tarihleri arasında, ABD'nin Baltimore kentinde düzenlediği Anarşist Geleneği Yenilemek (Renewing the Anarchist Tradition - RAT) konferansı, hepimiz için önem taşıyor. RAT, Kuzey Amerika'da düzenlenen en büyük kuramsal anarşism toplantısı, ancak bu kulağa ürkütücü gelmemeli. Bir iki profesyonel akademik felsefeci dışında katılımcıların çoğunun eylemciler ve devrimciler arasından çıkması, bilfiil meşgalesi anarşizm ve/veya toplumsal dönüşüm olan birey ya da grupların, yeni ortaya çıkan soru ve sorunlar karşısında kuramsal açılımlara ve fikir teatilerine ihtiyacı olduğununu müspet bir kanıtı bana kalırsa.

RAT konferansı, bu sene ilk defa Baltimore kentinde, yerel anarşist gruplardan birinin çekip çevirdiği, kiliseden bozma bir mekanda, oldukça ustaca kotarılan bir organizasyonla düzenlendi. Baltimore'un seçilmesinin bir iki önemli nedeni var elbette. Öncelikle, Baltimore'da yerel anarşist gruplar oldukça kuvvetli ve aktif; bunun neticesinde de bu gruplar konferansın yerel organizasyonunda harikalar yarattı. Deneyim ve dayanışmayı, konferansın amaç ve beklentileriyle çakıştırarak ustaca sundular bizlere. Bilhassa, bu satırların yazarının en çok takdir ettiği hususlardan biri de, yerel organizasyonun sunduğu yemek menüsünün muhteşemliğiydi. Konferansın ikinci gecesi, toplu bir akşam yemeği yedik konferans mekanı olan kiliseden bozma geniş salonda. Muhteşem menüyü, izninizle zikretmek isterim. Açılışı balsamik soslu, kuru Japon mantarlı, armutlu ve soganlı yeşil salatayla yaptık. Ardından, ön sıcak olarak fırında baharatlı patatesle midemizi doldurmaya başladık. Ana yemek ise tofu peynirli, mantarlı ve özel domates soslu, makarna dolmasıydı. Bu ziyafetin üzerine de soya dondurmalı çikolatalı tatlı yedik. Söylemeye ne hacet, yiyecekler elbette vegandı.

Konferansın Baltimore'da olmasının diğer bir nedeni muhakkak ki coğrafi konum, zira büyücek bir kent olması nedeniyle Baltimore, erişimi kolay bir konumda yer almakta. Gerek kuzey batı ABD'den, gerekse Quebec ve Ontario'dan gelen katılımcıların erişiminin nispeten kolay olduğu bir muhitteydi konferans. Her ne kadar konferansla doğrudan bağlantılı olmasa da, Baltimore, ABD'de suç oranının en yüksek olduğu kentlerden biri - her sokak köşesindeki polis kamerası, her binanın ve apartmanın önündeki güvenlik kamerası, kent merkezinde her otoparkta yazan ve ABD bağlamında şaşırtıcı olan 'araç içinde değerli eşya bırakmayın' uyarıları, adım başı hatırlatıyor bu gerçeği. Bir liman kenti olmasının elbette kentin bu yönü üzerinde etkisi olmuştur, kim bilir. Öte yandan, Baltimore, dünyanın açık ara en iyi tıp fakültesine de ev sahipliği yapıyor. Johns Hopkins Üniversitesi, ki popüler kültürde çılgın ve akıllı doktorları yetiştirmesiyle anılır, kentte kendi varlığını hissettiriyor.

Bu seneki benim katıldığım ilk RAT konferansıydı. Dolayısıyla, bu yazıda mukayese yapma lüksüm olmayacak. Bunun yerine, betimleyici bir şekilde kısaca konferansı özetleyeceğim. Tahmin edilebileceği üzere, iki buçuk güne yayılan konferans, konuşulması ve tartışılması gereken meselelerin yoğunluğu nedeniyle her dilime iki ila 4 paralel oturum sıkıştırarak yürütüldü. Dolayısıyla, bendeniz bu satırlarda iştirak etme imkanı bulduğum, sözümü söyleme şansına eriştiğim oturumları kısaca özetleyeceğim. Ama önce oturumların biçimini ve tarzını anlatayım. Oturumlar, üç kişinin yaptığı onar dakikalık sunumlarla başlıyor, sonrasında da kalan tüm zaman katılımcıların iştirakıyle diyalog şeklinde sürdürülüyordu. Her oturuma yaklaşık iki saatlik bir süre ayrılmıştı. Dolayısıyla, toplamda yarım saat civarında olan sunumların ardından, katılımcılara detaylı tartışmalar sürdürmek için nispeten yeterli zaman veriliyordu. Oturumların süresinin uzunluğu nedeniyle, iki buçuk güne ancak altı oturum sığdırılabilmişti paralel oturumları saymazsak. Ayrıca, katılımcı sayısı yüz elli ile sınırlandırılmıştı. Bu konferansın hem baş edilebilinir olmasını sağlıyor, hem de katılımcıların tartışma ve söyleşilere iştirakini kolaylaştırıyordu. Ama yine de koskacaman bir (hatta iki) ülkede ancak yüz elli kişinin katılması elbette konferansı sınırlandırıyordu.

Şimdi konferansın içeriğinden, nihayet, kısaca söz edebiliriz. Konferansın açılış oturumu isyancı (insurrectionist) anarşizm üzerineydi. İsyancı anarşizmin kolay kolay alt edilemeyecek, Marksçı bir argümanı vardır malum: devrimi hemen şimdi yapmalıyız. Klasik, hatta ortodoks diyebileceğimiz anarşist ekolse, devrim için gerekli tarihsel, iktisadi ve toplumsal şartların oluşması gerektiğini düşünür. Malum, bu iki ekol arasında bitmek bilmeyen bir gerilim ve çatışma vardır. İsyancılar, klasik anarşistleri uyuşuk ve Troçkici olmakla suçlarken, klasik anarşistle de isyancıların süreci baltaladığını ve toplum nazarında anarşizmin tu-kaka edilmesine yol açtıklarını iddia eder. Bunula beraber, önemli diğer bir nokta da, isyancı anarşizmin güç mücadelesi üzerinden hareket etmesi ve sanki isyanın sonunda kendi devletçiğini kuracakmış gibi bir izlenim yaratmasıdır. Diğer bir ifadeyle, isyancı anarşizmin, devrimciliği bayağı bir güç takasına dönüştürdüğünü iddia etmek acelecilik olmaz. Öte yandan, Türkiye'deki anarşizm tartışmalarını seksenlerden beri takip edenler bilir. Tarihselcilik dozunu ayarlamaya çalışan anarşistlerin tartışadurduğu bir meseledir: acaba kapitalizm kendi kendini yerse anarşizmin 'gelişi' hızlanır mı? Bu argüman bilhassa, bir iki yıl önce yaşanan küresel iktisadi krizden sonra tekrar tekrar sorulur oldu.

Diğer bir mesele de, isyancı anarşistlerin, klasik anarşistleri işbirlikçilikle suçlamalarıdır. Örneğin, işgüvenliği gibi sosyal ve kamusal bir hakkın muhafazası için mücadele eden bir anarşiste, isyancı anarşistin söyleyecek çok sözü vardır. Acaba, anarşistler, Chomsky'nin o popülist ve utilitaryen ve Amerikan stratejisini izleyip, devrime kadar içinde yaşadığımız devletli toplumu reforme etmek için de uğraşmalı mıdırlar? Chomsky'nin ve kimi bir kaç naif anarşistin buna yanıtı açık: gerek oy vererek, gerek belediyelerin kent meclislerine girmeye çalışarak, gerek solcu sendikalar ve/veya kimi diğer sosyal gruplarla işbirliği yaparak sosyal, kamusal ve (ana)yasal hakların korunması ve artırılması için de çalışmalıdır anarşistler. Bu düşünce, bazen mahçup bir şekilde de olsa RAT'da da dile getirildi.

Diğer seansların çoğu, kapitalizme karşı yeni stratejiler geliştirmek üzerine yoğunlaşmıştı. Kapitalizmin, militarizmle el ele inşa ettiği toplumu eleştirmek ve dönüştürmek için gerekli örgütsel ve politik yapılanmaların ne karakterde olması gerektiği, jeopolitik dengelerdeki değişimin direniş ve dönüşüm politikalarına nasıl yansıması gerektiğine dair detaylı tartışmalar yürütüldü bu seanslarda. Özellikle, Irak ve Afganistan savaşlarını yaratan bir ülkede yaşayan anarşistlerin, beklendiği gibi bu meselelerde daha fazla sorumluluğu olduğunu düşünmeleri nedeniyle belki de, bu oturumlara katılım ve ilgi fazlaydı. Ancak, bu meselerin tartışılmasında başa gelecek en büyük handikaplardan biri, yine yaşandı. Emperyal savaş mekanizmasını eleştirirken, geliştirilen argümanlar standart Marksçı retoriği aşamadı, anarşizmin olası katkıları dile getirilemedi. Genel hava, anladığım kadarıyla, vahşi savaş mekanizmasını tahlil etmek için anarşizme kadar gitmeye gerek olmadığı yönündeydi sanki.

Katıldığım diğer panellerdeyse, yeni sosyal hareketlerde, bihassa sokak protestolarının ötesine geçebilecek yeni stratejilerin nasıl geliştirileceği tartışıldı. Özellikle yerel örgütlenme gerekliliği, anarşizm etiketinin gerçekleştirilen toplumsa projelerde ve eylemlerde gereğinden fazla ön plana geçmemesi gibi kimi stratejik çözümlemeler öne sürüldü katılımcılar tarafından. Panelistlerin ve katılımcıların deneyimlerinden rafine edilen bu önerilerin elbette doğruluk payı var, ancak, anarşizmden 'utanma' aşamasına dek çekilebilecek olan kimi stratejilerin, propagandayı ve devrimci emelleri ihmal ettiği de bir gerçek. Her iki fayda veyahut amaç uğruna bir denge politikası oluşturmaya çalışmak belki de yakın gelecekte anarşistlerin önemsemesi gereken stratejilerden biri olmalı.

Öte yandan, 'stratejilerle dansözlük yapmak' bir çok anarşist tarafından, cıvık, içten pazarlıklı ya da hedef saptırıcı bulunacaktır. Muhakkak ki bu eleştirilerin doğruluk payı var. Ancak, günümüz koşullarında, pragmatik anarşistlere göre, bu tip 'gurur oyunları' anarşistlerin güvenilirliğini azaltacak, ivedi bir şekilde tepki verebilme kabiliyetini zayıflatacaktır. Tüm bu hususlar, geçtiğimiz sene ABD'nin Pittsburgh kentinde gerçekleşen ve yoğun protestolara neden olan G-20 toplantısı nedeniyle gündeme girmişti. Söz konusu protestoları örgütleyen gruplarda çalışan anarşistlerin getirdiği açılımlar, kimi yerde 'boş verelim ufak tefek politik uzlaşmazlıklarımızı, işimize bakalım biz' şeklinde dile getirilerek, eylem-odaklı bir anarşist politika ve momentum yaratmada kullanılmakta. Bu, muhakkak ki eylem tembeli olan kimi gruplara ilham verici olabilecektir.

İştirak edemeyişim nedeniyle bu makalede değinemediğim diğer panellerde de, politik mücadelenin diğer sahalarında gerçekleşen yeni gelişmeler ve kaymalara yönelik anarşist fikriyat üretimi tartışıldı. Kadın politikaları, GLBT politikaları, teknoloji politikaları, çevre politikaları gibi başat konu başlıkları yanında, hapishaneler, yerel halklar (Kızılderililer), barınma hakkı, ırkçılık gibi meselelerin yeni yüzleri karşısında anarşizmin nasıl bir tavır ve tutum takınması gerektiği de tartışıldı.

RAT konferansı, kuramsal sahayı, eylemcilerden oluşan bir zeminle birleştirmeyi başarabildiği için büyük bir alkışı hak ediyor. Yerel organizasyonun ustaca olmuş olması da, değindiğim başarıyla birleşince ortaya oldukça yoğun ve derin bir konferans çıktı. RAT, yarattığı bu yetkin deneyimle, vahşi post-kapitalizmin beşiğinde, kendi sesini çıkarmaya ve tavrını inşa etmeye devam ediyor.