tumblr counter

Ahmet Kurt Röportajı | Can Başkent

RÖPORTAJ: AHMET KURT

AHMET KURT - CAN BAŞKENT

1985'lerde bir grup anarşist olarak nasıl biraraya geldiniz? Literatürü nasıl edindiniz? Tüm bunlara binaen dergi fikri nasıl ortaya çıktı?
12 Eylül darbesinin hemen ertesinde çeşitli politik vesilelerle tanışan ve Marksizmin kıyısına varmış 9 kişiydik. Orada burada karşılaşıp yaptığımız sohbetleri 1982 yılında düzenli bir hale getirip haftalık toplantılar, okumalar, tartışmalar yapmaya başladık. 1984 yılında Sokak Yayınları'nı kurduk, Sorel'in Marksizm'e eleştirel yaklaşımlar, Orwell’in Aslan ve Unicorn adlı kitaplarını bastık. Herkesin yabancı bir dil bilmesi şansımızdı; Karl Korsch, Otto Rühle, Andre Gorz derken Bakunin ve Kropotkin'e rastladık. İlk kaynağımız Boğaziçi Üniversitesi'nin kütüphanesiydi. 1936 İspanya devrimiyle karşılaştığımızda rengimiz belli olmuştu. Kendimizi anarşist olarak adlandırmaya başlamıştık. Ankara’dan 3 arkadaş geldi ve sayımız arttı, tartışmalar renklendi. Victor Serge ve Paul Avrich ve Kronstadt'ı keşfettik. Ida Mett'in Kronstadt 1921 isimli kitabını Ümit Altuğ’un kitap kadar etkileyici önsözüyle bastık. İspanya ile ilgili kitap basmaya niyetlenmiştik ki, dergi çıkaralım dedik. Bir zaman, kim okuyacak, kimin için çıkarıyoruz, çoğalmak, manipülasyon, dergicilik üzerinden politika tartışmaları yaptık ve dergiyi imzasız yazılarla bir grup dergisi olarak çıkardık. Avrupa'da kimler var diye bakınmaya başladık. CIRA (İsviçre de anarşist kütüphane ve arşiv)'ya ulaştık. O dönemde İsviçre'de MA! (Magazin Anarchist) dergisini çıkaran arkadaşlar ve CIRA'dan Marianne Enckell, her istediğimiz kitabı, dokümanı ve bir o kadar da İsviçre çikolatasını Kara’ya yolladı.

Allahaşkına, liberter sözü de nereden çıktı 1980‘lerde?
Dergi çıkarken renkte bir sorun yoktu ama ‘anarşi’ kelimesinin kullanılmasında kafamız karışıktı. Trafik keşmekeşine ‘trafik anarşisi’, yumurtaya yapılan zamma ‘yumurta anarşisi’ , her türlü negatif olaya şu bu anarşisi denilen, darbecilerin dilinden yıllarca düşürmedikleri bir ‘terör ve anarşi ortamı’ gevezeliklerinin pek revaçta olduğu bir dönemdi. Soldan yeni kopmuşuz, otorite, birey, tahakküm gibi konularda kendi çapımızda keşiflerde bulunuyoruz ama ‘halkımız ne der’ gibi bir kaygımız da var bir yandan. Bir de tırsıyoruz, hiçbir toplumsal şemsiyemiz yok. İllegal örgütlenmeye karşıyız, legal alanda polis anarşiye ne kadar tahammül gösterir bilemiyoruz. Liberter kelimesi sokaktaki insana hiçbir anlam ifade etmese de bizi de bir kadar korur diyerekten kendimizi yazılı alanda böyle adlandırdık.

İlk sayılarda bir çok isimsiz makale var. Bunların yasal sorumluluğu da malum sendeydi. Bu nedenle Kara’nın ya da senin başı hiç belaya girdi mi yasalarla?
Sadece ilk sayıda yazılar imzasız. Ondan sonraki 11 sayıda birkaç isim dışında takma isimler kullanıldı. Kendi iç anlaşmamız ise şöyleydi; yazıların yasal sorumluluğunu herkes kendi üstlenecek. Olay sadece sahip ve yazı işleri sorumlusuna kilitlenmeyecek, soruşturma olursa yazanın da ismi verilecek; kahramanlığa ihtiyaç yok. Derginin çıkışı geciktiğinde durum nedir diye kolaçan edildiysek bile başımız belaya girmedi.

Kara’yı ufak tefek aksamalar dışında ciddi ciddi her ay çıkarabilmişsiniz. Bu enerjiyi nereden buldunuz?
Birlikte dergi çıkarmaktan ziyade birlikte yuvarlanıyorduk. Her zaman cümbür cemaat olmasa da birlikte yiyip içip birlikte geziyorduk. Üç ev aynı semte taşınmıştık, dergi biraz da evlerde hazırlanıyordu. Ucundan kıyısından sol disiplinden de nasibimizi almış olmamızın da bir etkisi olmuştur herhalde.

Bazen Kara’yı romantik buluyorum epey. 24. yılında biraz unutulmuşa benziyor aslında. Ya sence?
24 yıl olmuş, unutulması anlaşılır. Ama o tarihte doğmuş kimi arkadaşlarımızın Kara'dan haberdar olduğunu biliyorum.

Kara’ya bugünlerde bakınca bir çok politik naiflik görüyoruz aslında. Bu, darbe sonrası bir dönemin yarattığı fetret devrinin bir ürünü mü, yoksa saf bir devrimci itki miydi?
Kara, bizim açımızdan anarşiden haberdar olma ve öğrenme süreciydi. Daha önceleri gördüğümüz örnek, dergi çıkarılır ve hareket bunun etrafında gelişir şeklindeydi. Asık suratlı devrimcilik anlayışını tiye aldığımızı düşünüyorum. Politika ciddi bir iş ya, belki bunu reddettiğinde naif gözüküyor hal ve tavır.

Kara’nın aslında oldukça çeşitli bir yazar kadrosu varmış. Ama şimdi bu isimlerin çoğu ortalıkta görünmüyor. İnsanların çoğu ununu eleyip, eleğini mi astı yoksa?
Ben, Ufuk, Tayfun, Besim buralardayız. Diğer arkadaşlardan bir kısmı anarşistleri izler, yani neler yaptıklarını bilmek ister, zaman zaman yanımıza gelir giderler. Herkesin bir kadar çetelesini tutmuş görünüyorum ama çoğundan haberim yok aslında.

Peki Kara’nın sosyalist sol üzerinde nasıl bir etkisi oldu sence?
Kara en kalabalık olduğu dönemde 30 kişi tarafından kotarılıyordu. Yazılar, çeviriler, tartışmalar, ucundan kıyısından başlayan mitingler çerçevesinde gelip giden arkadaşların sayısı bu kadardı. Dağıtımla 400- 500, Almanya 100, ücretsiz olarak yolladığımız cezaevlerinde 50-100, elden de 100 civarı dergi dağıtılıyordu. Ortada bir avuç anarşist, 800 kadar anarşist dergi satışı vardı. Sonraki dönemdeki anarşistlerin pek çoğu Marksizm'den bu tarafa gelmişti. Neyse ki artık politik ortamla doğrudan anarşiyle tanışan insanlar var.

Anarşist hareket yirmibeş yılda çok fazla yol aldı iyisiyle kötüsüyle. Eğer Kara’yı şimdi çıkarıyor olsaydınız, ilk sayısının kapak konusu ne olurdu?
Anarşist dergi anarşistlerin bitmez tükenmez kaşıntısı aslında. Kara, Mecmu-a biteli epey oldu. Dergi çıkalım sohbetleri sürüyor etrafta. Kara'da A'lar dairesiz gördüğünüz gibi. Şimdi olsa en azından hangisini daire içine alsak diye bir tartışmayla başlardık işe. Kara da lafımız genellikle Marksizm'e yönelikti çünkü toplumsal muhalefetin tek muhatabı onlardı o vakte kadar. Şimdilerde bir kelamda bulunacaksak bunun kendimize yönelik olması daha anlamlı olur diye düşünüyorum.

Kara’nın özeleştirisi, hatta sonraları Ateş Hırsızı’nda sertçe eleştirileri yapılageldi. Senin o döneme baktığında gördüğün eksiklikler (ve belki de fazlalar) nedir?
Kara biraz da toplumsal anarşizm mi, yaşam tarzı anarşizm mi tartışmaları arasında sonlandı. Kara'dan sonra çıkan Efendisiz dergisi toplumsal demesek bile politik anarşizme doğru yönlenirken Kara'nın yapamadıkları üzerinden başladı söze. Bir geleneğin başlamasına da önayak oldu; senden öncekini gömerek kendini tanımlama geleneği. Bu daha sonraları farklı anarşist grupların kendi aidiyetlerini oluşturabilmek için bir nevi iç düşman oluşturma çabalarına kadar vardı. Sanal alemde hala devam ediyor. Belirli bir döneme bakıp eksik fazla lafı etmek bana zor geliyor. Çok eğlendik diyebilirim.

İnternet devrinde anarşist dergicilik sence öldü mü? Herkesin her şeyi ‘bildiği’ bir devirdeyiz sonuçta.
İnternet üzerinde bu işi pek güzel kotaran arkadaşlarımız var. Biz de bir ara düşündük ama çok zor geldi. Yani ben internette yayınlanan yazıların bir kısmını önce kağıda basıp okurken nasıl bu alanda söz söyleyebilirim ki. Kağıttan dergi beni heyecanlandırır. Her ikisine de ihtiyacımız var.

Propaganda Yayınları olarak, Türkiye’deki anarşist hareketin tarihçesini, çıkan eski, ama şimdi klasikleşmiş dergiler üzerinden günyüzüne çıkarmaya başladık. Bu serinin ilk kitabı Kara dergisi seçkisi. Sonrasında Efendisiz, Ateş Hırsızı, Amargi ve APolitika seçkisi hazırlayacağız ve kısa bir süre zarfında yayınlayacağız e-kitap olarak. Bu konuda ne düşünüyorsun?
Ne diyebilirim, elinize sağlık. Hepsini derli toplu bir arada görmek büyük kolaylık ve keyif.

Eklemek istediklerin veya es geçtiğimizi düşündüğün bir şeyler varsa, bunlar için son şansın!
Kara'da yer yer anarşinin tek bir tarzının olmadığını, anarko-sendikalizmden Dada'ya kadar geniş bir yelpazeyi barındırdığının lafını ederdik. O dönemde kendi aramızda belirginleşen net ayrımlarımız olmadı. Bugün anarşistler olarak geldiğimiz noktada birbirleriyle selamı sabahı kesmiş olan grupların olduğunu görüyoruz. İşin üzücü kısmı bunun politik bir görüş ya da yaşam tarzı ayrılığından kaynaklanmaması. Belki bu ülkede anarşi de tahakkümden bu kadar kendini sıyırmayı becerebiliyor. Ya da biraz daha zamana ihtiyacımız var; hazmetmek zaman alır.

Çok ama çok teşekkürler
Sağol.

Bu site, Can Başkent'in 1999 yılından beri yazdığı politik, felsefi ve akademik çalışmaların (neredeyse) eksiksiz bir derlemesidir. Bu yazılar veganizmden, beden politikalarına, dijital kültürden ahlak kuramına dek birçok konuyu kapsamaktadır.

Can Başkent'e e-posta ve twitter ile ulaşabilirsiniz.

This website collects all written output of Can Başkent since 1999. It includes his political and academical articles as well as his opinion pieces on a broad variety of issues ranging from veganism to digital culture.

You can reach Can by e-mail and twitter.