tumblr counter

Aşı Yaptırmamak da Sünnet Ettirmemek de Haktır! | Can Başkent

AŞI YAPTIRMAMAK DA SÜNNET ETTİRMEMEK DE HAKTIR!

CAN BAŞKENT

Geçtiğimiz haftalarda, adı güzel kendi güzel popçularımızdan biri, yurtdışında çok tanıdık bir fikriyatın ürünü olsa gerek, ölümcül hastalıkları hedefleyenler dışında bebeğine aşı yaptırmayacağını söyledi. Sonrasında, anaakım medyada, bilinen ve biraz da sıkıcı tartışmalar süregeldi meseleye dair.

Bianet’te de geçtiğimiz günlerde Mustafa Sütlaş (http://bianet.org/bianet/toplum/132205-asi-yaptirmamak-hak-mi) imzasıyla yayınlanan makale ise, romantik bir devletçilikle sözü edilen popçuyu cahillikle suçlamakta, aynı romantizmle bizi toplumcu davranmaya davet etmektedir. Sütlaş’a göre, aşı yaptırmıyorsanız, toplumcu değilsinizdir, zira bir hastalığın (çiçek hastalığı örneğinde olduğu gibi) dünyadan silinememesine çanak tutmaktasınızdır.

Benim bu yazıdaki kaygım, aşı taraftarlarının ve karşıtlarının argümanlarındaki kimi tutarsızlıklara işaret ederek, kendi yaklaşımımı elimden geldiğince açık etmek. Bence, bu meseledeki tartışmaların büyük çoğunluğu, ebeveynlerin bebeklerinin bedenleri üzerindeki söz hakkının nerede başlayıp nerede biteceği konusunda yoğunlaşıyor. Sadece aşı meselesi değil aslında söz konusu olan. Sorunun genel çerçevesi, ebeveynlere bebeklerinin maddi ya da manevi hayatı üzerinde ne kadar hak tanınacağıdır. Benzer tartışmalar, örneğin, ebeveynler bebeklerini nasıl beslemelidir, okula göndermeli midir, sünnet ettirmeli midir gibi meselelerde de keskin bir şekilde belirir. Hatta hatta, ebeveynlerin çocuklarının yetişkin hayatlarına müdahale hakkı söz konusu olduğunda da benzer tartışmalar manalıdır.

Bu konudaki asıl kaygı, bebeklerin rasyonel olamayacakları üzerine kuruludur. Bu tartışılır bir argüman değil, elbette. Ama bu varsayımın örttüğü, pek tartışmadığımız nokta ise, ebeveynlerin de rasyonel olamayabileceğidir. İşte bu nokta, meselenin politikleştiği noktadır. Zira, bu aşamada sormadan edemiyoruz: eğer ebeveynlerin kimi eylemleri, savunmasız ve masum bebeklerine ciddi zarar verebilecekse, devletin müdahelesi meşru değil midir? Devlet, bebeğini aşılatmayan, çocuğunu okula göndermeyen, oğlunu sünnet ettiren ya da ettirmeyen, hatta kızını sünnet ettiren ya da ettirmeyen ebeveynlere müdahale etmeli midir?

Dogmatik devletçilik olarak adlandırdığım bu mentalitenin ardındaki kusur, devletin koruyucu ‘babalığını’ meşrulaştırmaktır. Devlet, bu zihniyette, çocuğuna zarar verenin karşısındadır. Bu kusur, savunageldiği rasyonelliği ifa edebilmek için devlet kuvvetine ihtiyaç duyar. Zira, bu zihniyetin savunucuları ‘anlamazlar’ bir ebeveynin nasıl çocuğuna aşı yaptırmak istemediğini. Sözlerini dinletemeyecekleri için de devlete sığınır, devletin zor kullanmasını isterler. Elbette, söz konusu hele bebekler olunca, çoğumuzun içindeki ses yüksek oktavdan haykırır: ‘Alıvericeksin o bebeği sorumsuz ana babasının elinden’.

Bu mesele üzerine düşünmeye ilk başladığımda, öğrencilerimle şöyle bir tartışmaya girmiştim. Otomobil kullanmak için bile bir ehliyete sahip olmak, yani bir sınavı geçmek gerektiği düşünüldüğünde, aynı zihniyetle, ebeveyn olmak için de bir sertifikaya sahip olunması gerektiğini, meseleye dair ustalığı ölçen bir sınavı geçmek gerektiğini, şeytanın avukatı olarak, öne sürmüştüm. Kazayla ya da değil, direksiyon başında beceriksizlikle insanlara zarar verme potansiyelini azaltmak için kişinin araç kullanmaya uygun olup olmadığının kontrol edilmesi nasıl gerekliyse, ebeveyn olmak söz konusu olduğunda da benzer bir sertifika ya da yeterlilik belgesi zorunlu olmalıdır. Zira, ana baba olmak, araba kullanmaktan bile kolay ve hatta daha zevklidir. Dolayısıyla, kusurları kriminal düzeye ulaşmadıkça, sorumsuz ebeveynleri önlemenin başka mümkün bir yolu yoktur. Bu argümanlar, dogmatik devletçilik ya da devlet babacılık olarak adlandırdığım anlayış için aslında çok da şaşırtıcı olmamalı. Ama yine de sağduyumuz dinlersek, sormamak elde değil çoğumuz için. Peki, devlet nerede devreye girmelidir? Devlet, bebeğin hayatının tehlikeye girmesini beklemeli midir? Devlet, örneğin, bebeğinin yanında sigara içen ebeveyni tutuklamalı mıdır (pasif içici bebeklerin gördüğü zarar tartışılmaz)? Devlet, peki, çocuğuna televole izleten ebeveynlere para cezası mı kesmelidir? Devlet, çocuğuna yalan söyleyen ebeveyni falakaya mı yatırmalıdır?

Bu ve benzeri sorunlar, uygulamalara ve partikülerlere odaklanarak ideoloji geliştirmenin zorluğuna işaret ediyor. Benim önerim, tekil vakalara yoğunlaşmaktansa, tümel bir politika ve düşünüş geliştirilmesi gerekliliğidir.

Aşı meselesine dönelim. Aşı meselesini savunan argümanların hemen hepsi, dogmatik bir bilimsellikle, ‘aşı yaptırmazsanız, çocuğunuz ağır hasta olabilir ve hatta ölebilir’ argümanın savunuyor. Bu argümanın doğruluğunu öğrenmek için en saygıdeğer akademik tıp dergilerinden birine, New England Journal of Medicine’e baktım (House, MD dizisinden hatırlayan var mı?). İki yıl önce yayınlanan bir makaleden (http://www.nejm.org/doi/full/10.1056/NEJMsa0806477 ) öğrendiğimize göre örneğin, Amerikan Pediatri Akademisi’nin Biyoetik komitesi, ebeveynlerin aşı reddi kararı karşısında, hekimin vakadan çekilmesini doğru bulmamakta, hekimi konuyu ebeveynlerle detaylıca tartışmasını istemekte, eğer salgın gibi hayatı doğrudan tehdit eden bir realite söz konusu değilse, hekimin, devletin ailenin kararının lağvetmesini talep etme hakkı olmadığını belirtmektedir. Kuşkusuz, aşı yaptırmamak, sadece bireysel değil, Sütlaş’ın da belirttiği gibi, toplumsal bir risk taşımaktadır. Dolayısıyla, ebeveynlerin bireysel olduğunu iddia ettiği kararları aslında, hepimizi etkileyecektir. Elbette, mucize beklenmemelidir, aşı, tıbbi bir prosedürdür ve kuşkusuz riskleri vardır. Dahası, biraz önce andığım makalede de görebileceğiniz gibi, bilimadamı hekimlerin önemli bir kısmı farmakoloji şirketleriyle mali ilişkiler sürdürmektedir. Bu, söz konusu hekimlerin yargılarının ahlaki manada kusurlu olabileceğine dair bir risk faktörüdür.

Dahası, hangi aşıların zorunlu tutulacağı da ciddi bir meseledir. Örneğin, grip aşısı da zorunlu mu olmalıdır? Peki ya HPV (HIV değil)? HPV aşısının sadece ve sadece bir ilaç şirketi (Merck) tarafından patentli bir şekilde üretildiği düşünüldüğünde, işkillenmemek mümkün değil. Acaba, toplumu mu koruyoruz, yoksa toplumsal histeriyle (ki bu da tıbbi bir kondüsyondur) kapitalizme mi hizmet ediyoruz?

Bence, aşı konusundan ziyade, bu toplumu daha çok ilgilendiren konulardan biri erkek çocukların sünnetidir. Sünnetli pipilerin, cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı (AIDS dahil) koruma sağladığına dair araştırmalardan tutun da, sünnetli pipilerin cinsel hayatın ‘kalitesini’ artıracağına dair bir çok argüman çoğumuza aşinadır. Öte yandan, sünnet hatalarından tutun da, operasyonun psikolojik travmaları da bir o kadar aşinadır. Dolayısıyla, yine sormamak mümkün değil: sünnet devlet tarafından zorunlu tutulmalı mıdır, dini gerekçeleri bir kenara bırakırsak? Batı’dan nasıl aşıyı aldıysak, biz de onlara sünnet zorunluluğunu mu ihraç etmeliyiz? Eğer, sünnetin tıbbi faydası varsa, ki vardır http://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S0140673607603134, o halde, sünnet zorunlu olmalıdır bu anlayışa göre, zira HIV/AIDS’ten korunmak için sünnetin faydaları bilimsel olarak kanıtlanmıştır.

Fakat, çoğumuzda gene bir tereddüt var. Her ne kadar rasyonel, bilimsel manada geçerli olsa bile, devletin mahremimize (her ne demekse) müdahalesinde, gelenekselci olmasak bile, bir kusur görüyoruz.

Ben, bu kusurun, rasyonelliğin ve buna bağlı olarak faydacı pragmatizmin kapitalizme içkin bir özellik olduğu gerçeğini es geçmemizden kaynaklandığını düşünüyorum. Her rasyonel ‘doğrunun’, daha doğrusu, bedeline değecek her doğrunun ifa edilmesi için devlete müdahale hakkı verilebileceğini düşünmemiz, devletin varlığını ve meşruiyetini gerekçelendirmek için kendimizi ikna etme çabasından ibarettir bana kalırsa.

Söylemesi inanın benim de hoşuma gitmiyor. Ama, bedeli ağır olsa da, devlet eliyle doğrunun (zorla) yaptırılmasının, doğrunun kendi içkin gücünü ezen ve de sorunu ta en baştan yaratan zihniyeti çözmeden demir yumrukla işleri çözmeye çalışan bir devlet baba’yı meşrulaştırdığını düşünüyorum. Açıktır, bu önemle sakınılması gereken bir yöntemdir - bedeli ne olursa olsun.

Dolayısıyla, Platoncu bir mükemmellik peşinde değilsek, toplumda, belki özenti ve züppe ebeveynleri nedeniyle, belki de allerjileri nedeniyle, belki de tamamıyla tesadüfi nedenlerle (ilkokulda aşı gününde, şans eseri okula gelmeyip aşı olmayan ilkokul arkadaşlarımız gibi) aşı olmayan çocukların var olduğunu ve olacağını da biliyoruz. Bu kusurun olumsuz etkilerini azaltmaya çalışma mücadelesi de, eğer demir yumruklu bir devletçiliği meşrulaştırmak niyetinde değilsek, süregiden bir mücadele olacaktır.

Konuya bağlayalım. Bebeğine aşı yaptırmayan anneyi türlü türlü retorik ve bilimsel argümanla ikna etmeye çalışmak, hatta onu ayıplayıp yadırgamak ayrı, bütün bunlara rağmen, devlet zoruyla sözümüzü geçirmeye çalışmak apayrıdır.

Bu site, Can Başkent'in 1999 yılından beri yazdığı politik, felsefi ve akademik çalışmaların (neredeyse) eksiksiz bir derlemesidir. Bu yazılar veganizmden, beden politikalarına, dijital kültürden ahlak kuramına dek birçok konuyu kapsamaktadır.

Can Başkent'e e-posta ve twitter ile ulaşabilirsiniz.

This website collects all written output of Can Başkent since 1999. It includes his political and academical articles as well as his opinion pieces on a broad variety of issues ranging from veganism to digital culture.

You can reach Can by e-mail and twitter.