tumblr counter

Ne Olacak Bu Memleketin Hali? | Can Başkent

NE OLACAK BU MEMLEKETİN HALİ?

CAN BAŞKENT

0.

Anarşist literatürün bence en güzel ama bir o kadar da en tuhaf kitaplarından biri Kropotkin’in ‘Ekmeğin Fethi’dir. Zira, bu kitap anarşizmin en eski toplum mühendisliğinden biridir. Kropotkin bu kitapta giyim, yiyecekten tutun da, bireysel refaha ve ‘lüks ihtiyacına’ dek bir çok meseleye dair anarşist toplum ütopyasını ortaya koyar.

Ancak, burada oldukça önemli bir sorun var. Anarşistçe olsa da, bu bir toplum mühendisliğidir.

Toplum mühendisliği sözünün en önemli öbeği ‘mühendislik’ yani hesaplanabilirlik kısmıdır. Diğer bir değişle toplum mühendisleri ve bunlara eşlik eden bir çok toplum teorisyeni, çözümün hesaplanabileceğini, mutlak bilimlerin yöntemleriyle bulunabileceğini öne sürer. Nasıl, bir makina mükendisi bir motorun torkunu hesaplayabiliyorsa, benzer şekilde minimal hata payı dahilinde, iyi bir sosyolog ya da politikacı da toplumun gidişatını öngörebilmelidir.

1.

Tüm bu çabanın özünde Marx’ın en kısa makalelerinden birinin son cümlesi yatıyor. Marx’ın ‘Feuerbauch üzerine tezler’inin son cümlesi, son tezi şudur (dikkat!): ‘Filozoflar şimdiye dek dünyayı farklı şekillerde yorumladılar. Önemli olan dünyayı yorumlamak değil, değiştirmektir’.

Bence bu tezin en önemli varsayımı, tezin öntezi, dünyanın iradi bir şekilde değiştirilebilmesini varsaymasıdır.

Elbette, uyduruk şekilde dünyayı değiştirmekten söz etmiyorum. Masamdaki kalemi, alıp kenara koyduğumda da dünya bir şekilde değişmiştir. Ama bu benim bir mekanizma ya da formüle bağlı olmadan, sadece iradeye dayanarak yaptığım bir değişikliktir.

Peki dünyayı değiştirmenin bir formülü var mıdır, bu formül varsa, bizler bulabilir ve anlayabilir miyiz? Nasıl, atom-altı parçacıkların formüllerini ve varolma şartlarını araştırıp anlayabiliyor, böylece ‘atomu bile parçalayabiliyorsak’, benzer formüllerle topluma yön verebilir miyiz?

İbn Rüşd’ün açısından bakarsak, öyle bir külli irade var mıdır ki, cüzi iradeyi de hesaplayabilsin. İslam’ın tanrısı bile burada tedirginleşmekte ve geri adım atmaktadır. İslam düşüncesi, cüzi iradeyi, yani masamdaki kalemin yerini değiştirmemi, allah sövebilmemi, mümkün kılar. Külli iradenin de genel hatlarıyla benim cüzi irademi kontrol ettiğini öne sürer.

Solculuğun, toplum mühendisliğin iddiası, Kuranın tanrısınınkinden bile büyüktür. Hem külli iradenin, hem cüzi iradenin, yani hem toplumsal hem bireysel perspektiften, toplumu değiştirmenin formülünü aramaktadır.

2.

Burada tartışılabilecek iki mesele var. Birincisi, toplumu mühendis edasıyla yönlendirmeye ve kontrol etmeye çalışmanın ahlakı durumu. İkincisiyse, böyle bir yöntemin var olup olmadığını nasıl bilebileceğimiz. Kuşkusuz böyle bir yöntem, varsa eğer, neden-sonuç ilişkisiyle toplum ve birey dinamiklerini açıklayabilecek, Marx’ın hayalini gerçekleştirmeye gayret edecektir.

Bu minvalde, hangimiz bilmez, solcular toplumu uyandırmaya, topluma öncülük etmeye en meraklı, bu nedenle de en küstah politik gruptur. Bunun tam tersi olan sağcılar da, şimdiye kadar var ola gelen işleyiş şekillerinin zamanın sınavından geçip topluma yerleştiğini iddia ederek, bu değerlerin ve yöntemlerin korunması gerektiğini, yani muhafaza edilmesi gerektiğini öne sürer. Bu şekilde baktığınızda aslında, sağcıların argümanı daha sağlıklıdır - zira zamanın sınavından geçmiştir. Eh, artık sıklıkla, muhafazakar argümanlar, işbu sınavdan çaktığı için bilim ve teknolojinin egemen olduğu günümüzde gülünç hale gelmiştir.

Fakat, gülünç hale gelmeyen, ileri teknoloji çağında, toplum mühendisliği hevesinin tekrar tekrar hortlamasıdır. Zira, artık çoğumuz bilgisayar ve internet kullanıyor, metroya biniyoruz, teknolojinin nimetlerinden hiç bir nesle nasip olmamış bir şekilde faydalanıyoruz. Dahası bunu günün her anı hissediyoruz. Eh, madem bu makineler, ara sıra aksasa da, bu kadar iyi çalışabiliyor, neden aynı yöntemi toplumun kendisine uygulamayalım? Fizik ve matematikteki başarılarımızı neden sosyolojide de göstermeyelim?

3.

‘Ne olacak bu memleketin hali?’ sorusunu aradığı cevap, işte bu kayıp denklemdir - toplumun işleyişi denklemi. Bir kaç paragraflık bir cevapla, bu soruyu soranlar sosyolojinin temel sorunlarından birini çözebilmeyi hayal ederler.

Peki anarşistler ne yapar?

Kuşkusuz her anarşistin yaşadığı, soğuk terler akıtmasına neden olan soru da budur. ‘Peki anarşist toplumda .... ne olacak?’ Kimimiz çabalar, bu soruya yanıt veririz. Kimimiz, soruyu geçiştirir, genel geçer argümanlarla defetmeye çalışırız. Kimimiz entelektüelce yaklaşır meseleye ve bu sorunun anlamsızlığından dem vurur. Ve ekler, anarşizm uzak geleceğin değil, şimdinin politikasıdır.

Bu tabloya bakan anarşizmin sinik eleştirmenleri de, anarşistlerin bir programının ve yönteminin olmadığını haykırır, boncuk bulmuşcasına.

4.

Bu sorunun epistemik imkansızlığı (geleceği nasıl bilebiliriz?) bence aşikar. Ancak, bir de sorunun ahlaki boyutu var.

Bu soru, pragmatist ahlakın baş tacıdır. Bu soru, sırf etkisi olsun, fark yaratsın, değişim getirsin diye yapılan toplumsal eylemliliği yüceltmektedir.

Lafın kısası, bu soru, çözümü ‘doğru’, ‘adil’, ‘güzel’ vs olduğu için değil, toplumu ileriye doğru değiştireceğini için yüceltir. Çözüm, eğer öngörülebilir bir süre içinde çözüm yaratabiliyorsa çözümdür. Çözüm, pek doğru ya da akla yatkın olmasa da, işe yarıyor, toplumu değiştirebiliyorsa kabülümüzdür, demektedir.

Bu faşizmin merkezi idesidir.

Pragmatizm, faşizmin öncül ideolojisidir.

5.

Anarşizm, bu manada, sınıfını geçmek için değil, öğrenmek için çalışan öğrencidir. Anarşizm, etkisini belki yıllar sonra göreceğine inansa bile, doğru bildiğini yapandır. Anarşizm, toplumu değiştirme sinsiliğine sığınmadan, özgür ve adil yaşamı inşa edendir.

Dolayısıyla, ilk işimiz, anarşizmden pragmatizm virüsünü defetmek olmalıdır. ‘Proje’ bazlı anarşist hareketlilikler yerine, politik hakkaniyeti ve adaleti koyan; belki de ömürlerimizin yetmediği için göremeyeceğimiz etkileri olan eylemliliklere girişmektir.

Lao Tzu’nun dediği gibi,

‘Bilge adam kendine der ki: Hiç bir şey yapmıyorum
ve insanlar kendilerini dönüştürüyorlar.
Sessiz kalıyorum
ve insanlar kendi kendilerine
doğru şeyleri yapıyorlar.
Yollarından çekiliyorum
ve insanlar müreffehleşiyorlar.’

Bu site, Can Başkent'in 1999 yılından beri yazdığı politik, felsefi ve akademik çalışmaların (neredeyse) eksiksiz bir derlemesidir. Bu yazılar veganizmden, beden politikalarına, dijital kültürden ahlak kuramına dek birçok konuyu kapsamaktadır.

Can Başkent'e e-posta ve twitter ile ulaşabilirsiniz.

This website collects all written output of Can Başkent since 1999. It includes his political and academical articles as well as his opinion pieces on a broad variety of issues ranging from veganism to digital culture.

You can reach Can by e-mail and twitter.