tumblr counter
Wall Street'ten Gezi'ye, Direnişi Anlamak | Can Başkent

Can Başkent

logic and the rest...

WALL STREET'TEN GEZİ'YE DİRENİŞİ ANLAMAK

CAN BAŞKENT

0.

Türkiye'de muhalif olmak insana bir rehavet veriyor. Herhangi bir anaakım gazeteye bakın, fikri ve siyasi olarak muhalif olacağınız, hatta muhalif olmanız gereken onlarca haber göreceksiniz. Bugünlerde devletin Lice'de yaptıklarından tutun da, GLBT onur yürüyüşüne dair homofobik tepkilere dek onlarca haber var gündemde.

Dolayısıyla muhalefetin büyük bir mesaisinin egemenlerin yaptığını düzeltmeye çalışmakla harcandığını düşünüyorum.

Buraya kadar her şey aşikar.

1.

Aşikar olmayansa, bu düzelti önerilerinin aslında baştan aşağı yanlış olması. Örneğin, Gezi Parkı'ndaki çadırları yakanın, bu devletinin bakanının daha önce utanmazca iddia ettiğinin aksine, eylemciler değil de zabıtanın kendisi olduğunun ortaya çıkması üzerine, sosyalistinden merkez soluna muhalefet yine klasik salvolarından birini yapıp bakanı 'istifaya çağırdı'.

Ben bu tür muhalefetin yanlış, dahası solculuğun temelini oluşturması gereken diyalektik materyalizmden uzak olduğunu düşünüyorum.

2.

Yanlış yapanı cezalandırmaya yönelmekle yetinen, yanlışı ortaya çıkaran sosyopolitik ve iktisadi faktörlere yoğunlaşmayan muhalefetin ciddiye alınır bir yanı yok bana kalırsa.

Diğer bir deyişle AKP'nin yaptığı hiçbir şeyde bir kusur görmüyorum, iktidar partisine muhalefet etmeyi cidden anlamsız buluyorum. Takiyyeleriyle, geçmişten gelen ve içlerine attıkları haklı eziklikleriyle, tutuculukları ve İslamcılıklarıyla aslında AKP bir bütün olarak kendi içinde hayli tutarlı. Adı üstünde, siyasi bir parti olarak kendince doğru bulduğu misyonu, gene kendince doğru bulduğu bir yöntemle, ki bu misyon yalan dolan ve çalma çırpma içerebilir kendi içinde tutarlı bir şekilde, yerine getiriyor AKP. Ben burada bir sorun görmüyorum.

Sorun, muhalefetin AKP'yi durdurmakla bu toplumdaki gerici-muhafazakar irinin atılabileceğine inanacak kadar naif ve ahmak olmasıdır. Diğer bir deyişle, elimizde bir sihirli değnek olsa ve AKP kurmaylarını hemencecik yok edebilsek, acaba Türkiye ihya mı olacak?

3.

Gerçek muhalefetin, bu toplumdaki arızaları yaratan gerek dini, gerek toplumsal muhafazakarlığın kökenlerini işaret etmesi ve çok daha önemlisi bu faktörleri ortadan kaldırmak için örgütlü bir şekilde eyleme geçip toplumu dönüştürmeye çalışmasını talep etmek, bu uzun cümlenin yarattığı hayalperestliğe benzer şekilde, bütünüyle afaki ve uzak görünüyor hepimize. Zira muhalefeti, her şeye 'hayır!' demek olarak öğrenmiş, inatçı ve aksi bir neslin silik itirazları olarak kodluyoruz. Naif bir şekilde konuşmak gerekirse, ne istemediğimizde hem fikiriz de, ne istediğimizi bilmiyoruz.

Ne istediğimizi bilmememiz, ne istediğimizde hemfikir olamıyoruz anlamına gelmiyor. İstediğimiz şeyin, hislerimize tercüman olacak sistemin ve hayatın, düşmanı olduğumuz iktisadi sistemin sonrasında ne inşa edeceğimizi bilmiyoruz.

4.

Ne istediğimizi ciddi ciddi bilmememizin nedeni, çoğumuzun iktisattan bir bok anlamaması. AKP'nin belki de tuhafiyecinin oğlunu zamanında ekonomi bakanı yapıp, memleketi Ankara - Siteler'deki bir dükkan gibi işletmeye çalışmasına izin veren de bu cahilliğimiz. Kaldı ki, elbette her birimizin iktisat uzmanı olmasına gerek yok. Ancak, ne sol/sosyalist partilerin kadrolarında, ne anarşizan ve anarşist entelektüellerin saflarında ciddiye alınacak bir iktisadi fikir üretilemiyor. Eh, bunu bilen 'sıkı devrimcilerin' de, çoğumuz üniversite yıllarımızdan anımsar, karşısındaki nasılsa anlamayacağından afaki nutuklar çekmesine alışıyoruz.

Bu minvalde, örneğin, çoğumuz Sovyetler'in iktisadi anlamda neden çöktüğü konusunda hemfikir olamıyoruz. Benzer şekilde, Küba'daki merkezi fiyat politikasını ezbere bir şekilde onaylıyoruz. Hatta, Çin'deki tuhaf devletçi kapitalizmi şaşkınlıkla gazetelerden okuyor, ama üzerine neredeyse hiçbir şey bilmiyoruz. Bundan da gocunmuyoruz. Halk bizim ekonomik 'projelerimizi' ciddiye almayınca da sinirleriniyoruz. Engin Ardıçlar, Yiğit Bulutlar haksız da değil hani. Bu solu ben de ciddiye almam.

5.

Klişe solun bu konudaki cahilliğinin en tuhaf örneği olarak aklıma hemen, yeni yetmeler hatırlar mı bilmiyorum, Ecevit'in Kemal Derviş'i ithal etmesi geliyor. Demek ki neymiş, memlekette solcu ekonomist yokmuş ve dahası Ecevit'in solcu ekonomiden anladığı liberal market kapitalizmin en güçlü akademisyenlerinden, bürokratlarından birini dinlemekmiş.

Öte yandan, anarşist kuram kulvarında yeni yeni kimi akademisyenler ekonomi üzerine dikkate değer eserler üretmeye başlıyor. David Graeber belki de ilk akla gelen isimlerden. Benzer şekilde, kapitalist ekonomistler de, ABD'de başat olan devletin şirketlerin esiri olmasının yarattığı iktisadi problemlere, kapitalist açıdan eleştiriler getiriyorlar - zira ABD'deki sistem, birçok kapitaliste göre, aslında kapitalizm bile değil.

Bu minvalde, solun düşmanını (yani serbest pazar ekonomisini, kapitalizmi) ne kadar tanıdığını bilmiyorum. Kapitalizmin ülkemizde olduğu gibi abidik gubudik bir şekilde işletilmesinin yarattığı sorunlarının çoğunun kapitalizmin kendi sorunları olduğuna inanmak gibi en büyük mantık hatalarından birine haiz bir sol hareketten söz ediyoruz ne de olsa.

6.

Türkiye'nin en büyük sorunlarından birinin, muhalefetin ana eleştiri eksenlerinden birinin, liberal ekonomiye gelmeden, iktisadi ahlaksızlık ve yalancılık olduğunu düşünüyorum. Hani, şu kamu mallarının değerinin altına satılmasından, kamuya alınacak emekçilerin torpil ve yalakalık kriterleriyle değerlendirilmesinden, bir kalemde yandaşların vergi borçlarının silinmesinden, seçim öncesi köylünün kredi borcunun silinmesinden, yani aslında kapitalizmde dahi içkin bir şekilde var olmayan adam kayırmacılık, torpilcilik, kolpalık gibi meselelerden söz ediyorum. Bazen, şeytana uyup, gerçek kapitalizmi uygusalar bile bu kadar kötü olmaz bu memleketin hali diye düşünmüyor değilim açıkcası. Dolayısıyla, bizimkiler anlaşılan liberal pazar ekonomisinde çokça adı geçen görünmez eli, RTE'nin eliyle değiştirmişler.

İşte bu siyasi rezalet hali, bizlerin ciddiye alınır ekonomik modeller ve projeler geliştirmekten alıkoyuyor. Zira, hepimizde, bu memlekette bu işler düzelmez, karamsarlığı var. Bunun nedeni kapitalizmin yıkılmazlığı değil, siyasi ve ekonomik ahlakın, toplumsal namussuzluğun düzelmesinin ciddi zorluğu şüphesiz.

7.

Bu minvalde, gerçekçi olarak, nasıl bir iktisadi çerçeve hayal ettiğimizi bilmiyorum inanın. Acaba, İskandinav modeli sosyal kapitalizm mi amaçlıyoruz, yoksa ABD modeli liberter tandanslı bireyci bir kapitalizm mi? Refah kriterimiz Rawls'un güzel bir şekilde betimlediği, en alt seviyenin yükselmesi mi, yoksa, devletin iktisattan elini ayağını çekmesi ve sosyalist bir pazar ekonomisi mi amacımız?

8.

Bir anarşist olarak elbette devletin elini ekonomiden çekmesinin elzem ve acil olduğunu düşünüyorum. Bunun nedeni sadece devletin adam kayırmacılığın odağı olabilmesi riski değil. Makul düşününce, merkezi bir otoritenin koca bir ülkenin (ya da kentin) ekonomisini planlamasını ve denetlemesini ummanın, bunu da bilimsel ve rasyonel bir şekilde gerçekleştirebileceğini beklemenin hayalperestliğin ötesine geçen bir naiflik olduğunu düşünüyorum.

Öte yandan, 'pazar'ın renkliliği hoşuma gidiyor. Güveç yapmayı çok iyi bilen birinin bundan geçim sağlamaya çalışması beni rahatsız etmiyor (canbaskent.net/politika/89.html). Güveci iyi yapan birinin kötü yapana nazaran daha 'fazla kazanmasını' da doğal buluyorum. Rawls'ı takip eder bir şekilde, kötü güveççinin hayat standardı açlık sınırına düşmedikçe, kötü güveççi toplumun temel fonksiyonlarından insanca yararlanabildikçe, iyi güveççinin biraz daha müreffeh olmaması beni rahatsız etmiyor. Zira, bugünün kötü güvecinin geleceğin iyi ratatuyisi olduğunu tahayyül edebiliyorum.

Öte yandan, sosyal pazar ekonomisinin fiyat politikasının nasıl olacağı konusunda bir fikrim yok. Fiyatla kastedilen elbette, sadece parasal bir değer değil, parayı ortadan kaldırmayı becerebildiğimizi varsayarsak. İyi bir güvecin karşılığının ne olduğu sorusunu çok önemli buluyorum. İyi güveç acaba bir karpuza mı bedeldir, iki karpuza mı? Karpuzun değerini sadece o yılkı rekolte mi belirler, yoksa havanın sıcaklığı ve peşisıra ihtiyaç duyduğumuz ferahlama hissi mi?

9.

Wall Street İşgali gibi, ilk etapta bakıldığında iktisadi temelleri ve talepleri çok sağlam ve tutarlı olması gereken bir hareketin çabucak dağılmasının ve jenerik muhalefetin buluşma noktası olmanın ötesine geçememesinin nedenlerinden biri de buydu (canbaskent.net/politika/87.html ve canbaskent.net/politika/88.html). Adamların gece gündüz çalışarak diktiği gökdelenlerin ve devletin karşısına bu kadar zayıf çıktığınızda, devrimi ancak dans partisine dönüştürürsünüz (canbaskent.net/politika/75.html). En sonunda da birkaç ay sonra dans ede ede yorulur ve eve dönersiniz.

Hiç sanmıyorum Wall Street eylemini izleyen şirket CEO'larının iktisadi sistemlerinin yıkılmasından korktuklarını. En büyük risk, güvenliğe bağlı olarak hisselerin borsada biraz dalgalanmasıydı. Bu da nisbeten gerçekleşti. Ama sonrasında, kendisi de zaten bir işadamı olan Bloomberg'in mavili hizmetkarları, sabırları taşınca parkı dağıttı. Sürekli kamerayla izlenen, polislerin kaldırımı işgal edenler dışındakilere 'kızmadığı' bir ortamda Bloomberg'in izni altında şımarmak, bana o alışıldık Amerikan riyakarcılığını anımsatıyor.

10.

Muhalefetin birinci görevi iktidarı tepeden değiştirmek olamaz, olmamalı. Egemen olan iktisadi sistem yerine geçebilecek bir düzenin gerek kuramsal gerek pratik uygulamalarını yerine getirmedikçe, 'güvenlik risk' dışında, ciddiye alınmamız mümkün değil.

Bunun birincil yöntemlerinden biri, hareketin kendi içinde ideolojik tutarlılık göstermesidir. Anarşistlerin devlet memuru olduğu, sosyalistlerin karılarını dövdüğü, Stalincilerin homofobik olduğu bir toplumda, 'muhalefetin' ciddiye alınması için maddi bir neden göremiyorum.

11.

Gezi'yi ezbere alkışlamanın, yukarıda uzun uzun değindiğim hayalperestliği perçinleyeceğini, 'Eh bu senelik eylemlerimizi de yaptık, artık tatile çıkabiliriz' zevzekliğini besleyip büyüteceğini düşünüyorum.

Bu problemleri engellemenin en önemli yöntemlerinden birinin, hedefin AKP ya da iktidar ya da devlet değil, halkın, o muhafazakar %50 olduğunun artık ayırdına varılmasıdır. Dolayısıyla, toplumu dönüştürmeye çalışmak isteyen devrimci ya da ilerici kitlenin, muhafazakar guruha hitap edebilir olması, o güruhu dönüştürebilir ve devirebilir olması gerekir. Zira sorun, iktidarı ele geçirmek değil, dincisiyle, faşistiyle, halkı ve toplumu dönüştürmektir. Eh, bu ülkenin siyasi anlayışı köşe kapmaca oynar gibi koltuk peşinde koşmak oldukça, tıpkı kapitalizmin kar motivasyonunun mide bulandırıcı olması gibi, reel politika da mide bulandırıcı oluyor.

12.

Yıllar önce, dinciler mahalle mahalle ev sohbetleri, eğitim kurumlarıyla örgütlenip adım adım, tam da bizlerin ezberlediği o kitaplardaki gibi, toplumu ele geçirirken, sol/sosyalist muhalefet klasik hezeyanları dışında hiçbir şey yapmadı. Sonra da, yine o ezberlediğimiz örgütlenme kitaplarındaki gibi, dinci ve muhafazakarlar, şimdilik, bu oyunu kazandılar. Son on yıla bakınca görünen bu. Tekrarlamam gerekirse, mesele seçim ve iktidara gelene dek, muhafazakarlar toplumun ezici çoğunluğu olmayı başardılar. Ben bunun, partiler arası siyasetten çok daha önemli olduğunu düşünüyorum.

13.

Öte yandan, Gezi ve Wall Street'in birer direniş olduğu gerçeğini göz ardı etmiyorum. Fakat, adı üstünde, bir direnişin, direndiği baskıyı bertaraf edebilmesinin ötesinde bir hedefi yoktur. İktidarın baskısı bir şekilde, gene iktidarın inisiyatifiyle azaldığında, direnişin raison d'etre'si ortadan kalkar. Mesele, direnişin dönüşüme evrilebilmesini sağlamaktır. Bu da Marks'ın 'Feurbach Üzerine Tezler'in sonuncusunda şık bir şekilde değindiği o gerçektir: Mesele dünyayı değiştirmektir, sadece anlamak değil.

14.

Gezi'nin, Wall Street'in bize öğrettiği tek şey var. Örgütlü olmadan zafer elde etmek mümkün değildir. Dahası, muhalif örgütsüz isyanlardan ekmek yiyecek kadar acizse eğer, bu acizliğin nedeni de bizatihi bu örgütsüzlüktür. Tek umarımız reaksiyoner isyanlarsa, bu isyan bize ezik bir haz veriyorsa siyaseten özeleştiri yapmanın zamanı gelmiş de geçiyordur.