tumblr counter
Vegan Siyaseti Genişletmek: Çelişkiler ve Veganizm Üzerine | <a href="http://canbaskent.net">Can Başkent</a>

Can Başkent

logic and the rest...

VEGAN SİYASETİ GENİŞLETMEK: ÇELİŞKİLER ve VEGANİZM ÜZERİNE

CAN BAŞKENT

0.

Sadece veganizmin değil, hemen her mikro-siyasetin muzdarip olduğu kibirle mücadele etmenin belki de ilk yolu şunu anımsamaktır: ”Hiçbirimiz vegan doğmadık”.

Birikim Güncel’de birkaç yazıdır süregiden ahlaki tutarlılığın vegan siyasete nasıl yansıması gerektiğine dair tartışmaya katıldığım ilk yazımda pek de yeterli bir şekilde değinemediğim bir iki noktayı farklı bir diskurla vurgulamaya ve açmaya çalışacağım şimdi.

1.

Öncelikle, en azından günümüz dünyasında, hele hele bizim kültürde hiçbirimiz vejetaryen/vegan doğmuyoruz, yetiştirilmiyoruz. Bu bir varoluş mücadelesine, istesek de istemesek de bizi tanımlayan bir şeye dönüşüyor. Meşhur şakada da sözü geçtiği gibi, veganizm bir çok diyaloğun ilk cümlesi oluyor. Bu biraz rahatsızlık veren bir durum. Meseleyi hayvan hakları ve özgürlüğü mecrasından alıp, hayat tarzına indirgeme riski taşımakta. Hayvanların katlini engellemeye çalışan bir mücadele, badem sütünün çikolatalısı tartışmasına dönüşmekte.

2.

Vegan mücadelenin zorluklarından biri, değindim, neredeyse hepimizin zamanında “karşı kampta” olmuş olmasıdır. Dolayısıyla, tanım itibariyle, hepimiz aslında devşirilmiş, dönüşmüş, kişisel devrimini gerçekleştirmiş, öyle ya da böyle “değişmişiz”. Önceki yazımda değinmeye çalıştığım tam da buydu: çelişkiler aslında iyi bir şeydir, dönüşümün ilk aşamasıdır ve insancıldır.

Çelişkilerin kabülünün elbet asgari saygı çerçevesinde gerçekleşmesi tartışılmaya bile gerek olmayan bir husus. Dolayısıyla, Erçel’in iddia ettiği gibi “pragmatist bir ne-olursan-ol-gelciliği” savunmuyorum. “Elde tavuk dönerle hayvan hakları eylemlerine gelenler“ değil hedefim. Hedefim, evinde deri ayakkabısı olup da hayvan hakları eylemine gelenler, hatta, et yiyip kedi besleyenler. Bu nedenle, belki “çelişkili” kitlenin sayıca ezici çoğunluğa sahip olması nedeniyle, bu meselenin acilen siyasi ilgiye mazhar olması gerektiğini düşünüyorum. Tüm bunların üzerine, meselenenin kendisinin aciliyeti nedeniyle (zira biz bu satırları yazarken bile yenmek için öldürülen hayvan sayısı artmakta), ahlaki tutarlılık lüksümüzün olmadığını iddia ediyorum. Kaldı ki ahlaki konumlamanın ilk ve tek şartı tutarlılık değildir, ama bu şimdilik konumuz değil.

Bu iddiamın arkasında iki büyük argüman var. Bir, haklarını savunduğumuz hayvanlar bu hareketin özneleri değil (ki bu neredeyse sadece vegan harekete özgü bir durumdur). Haliyle, onların refahını kimi gerekçelerle ertelemek gibi bir hakkımız yok - zira yenmek için kesilen biz değiliz. Yani, vegan harekete kimlerin nasıl katılacağına, kimlerin ne zaman ve nasıl et yemeyi azaltacağına karar verme hakkımız olmadığından, dışlayıcılığımız hayvanlara, vegan hareketin raison d'être’sine zarar verecektir.

Kavramları esnetme çabası değil bu yaptığım. Eylemde vegan “takılan”, hafta sonu et yiyen insanlara da vegan diyelim demiyorum. Pesketeryanlığı ya da flexiteryanlığı, haşa, ciddiye alalım da demiyorum. Sadece vejetaryen olmayanların da hayvan hakları eylemine katılmasının yarattığı çelişkiye birincil önemi atfetme lüksümüz olmadığına gitgide daha fazla kani oluyorum, diyorum. Aslında, ortaya koyduğum argüman göründüğünden daha radikal: “uzlaşmacı” değil, tersine radikal-dönüştürücü bir amaç güdüyorum. Marks’ın ünlü 13. tezini tamtaslak uygulamaya çalışıyorum. Et yiyenleri tu-kaka etmeye değil, öncelikle onları dönüştürmeye çalışıyor, bu dönüşüm esnasında da belki onları anlamaya çalışıp elden geldiğince insancıl bir dönüşüm stratejisi öneriyorum.

İkinci argümanımsa, “çelişkiyle yüzleştirme” çabasının epistemolojik ve ontolojik olarak iyice beyhude, hele hele mikro-siyasetlerde, epey de zararlı olmasıdır. Bu, beni Erçel’in iddia ettiğinin aksine “çelişkilere teslim” etmiyor. Mikro-siyaset stratejilerini daha özenli inşa etmemi sağlıyor. Bununla birlikte kuruyla beraber yaşı yakmamı engelliyor - zira dışlanan “sempatizanların” dönüşme ihtimalini ciddiye alıyor önerdiğim strateji.

Haliyle, Erçel’in hoşgörüyle dile getirmiş olduğu gibi Mevlevi bir uca sürüklenmiş değilim. Belki Daoist bir değişim metodolojisi var kafamda, Wu-Wei-vari bir devrimciliğin veganizm zeminindeki siyasi mümkünatını sorguluyorum, belki de mikro-siyasetlerden aşina olduğumuz kibir marazını, en azından veganizm zemininde, “rahman ve rahim olan” bir yaklaşıma indirmeye çalışıyorum. Bunun da ahlaki meşruiyetini savunuyorum, çünkü ahlak da tek değildir.

3.

Bu nedenle vegan siyasette çeşitliliğin artabilmesi en büyük dileğim. Bu çeşitliliğin de sol spektrumun fragmanlarındaki diğer mikro-siyasetlerin daha önce var olmamış kombinasyonlarıyla değil, toplumun daha geniş bir zeminini, hatta sağ siyaseti ve müminleri dahi, kapsayan bir bütüncülükle olacağına inanıyorum. Örneğin, vegan feministlerden ziyade, kurban kesmeyi reddeden müminlere, çocuğuna et yedirmeyen annelere, okulda sucuklu tost sattırmayan milliyetçi okul müdürlerine, devletin çocuklara okullarda zorla süt içirmesine karşı çıkan sağcı muktedirlere, deri ayakkabı giymeyen burjuvalara ihtiyacımız, en azından pragmatist aciliyet zemininde, çok daha fazla. Kuşkusuz, kimilerine göre, sağ siyasetin veganizme savrulması da onlar açısından bir “çelişkidir”. Ama haliyle, bu iyi bir çelişkidir.

Kısaca, Erçel’in dediği gibi meseleyi sadece “et tüketimine bir tercih olarak yaklaşabilecek gelir seviyesinde—yani ‘burjuva’—olup tercihini et tüketmekten yana kullanan ama bir yandan da hayvan hakları savunucusu geçinenlerle” tartışmanın değil, tam aksine, tüm toplumu, sen-ben-bizim oğlan dışındaki kitleyi de ilgilendiren, meselenin kitlesel öneminin altını kalın kalın çizen bir siyasetin peşindeyim.

Notlar

0. Bu memlekette vegan doğan ve yaşayan insan sayısı nadirdir muhakkak. Ben, bildiğim kadarıyla, vegan doğmuş büyümüş bir kişiyle tanışmadım. Tanıdığım her vegan ve vejetaryen “sonradan olma”ydı.

1. “- Birinin vegan olduğunu nasıl anlarsınız?, - On dakika bekleyin, o size söyleyecektir!”

2. Kenan Erçel, “Hayvan Hakları, Vejetaryenlik ve Veganlık: Çelişkilerden Korkmayalım Derken”, http://www.birikimdergisi.com/guncel/hayvan-haklari-vejetaryenlik-ve-veganlik-celiskilerden-korkmayalim-derken

3. Can Başkent, “Çelişkilerden Korkmamak: Veganizm ve Çelişkiler”, http://www.birikimdergisi.com/guncel/celiskilerden-korkmamak-veganizm-ve-celiskiler

4. Kenan Erçel, “Bir Yaman Çelişki: Vejetaryen Olmadan Hayvan Haklarını Savunmak”, http://www.birikimdergisi.com/guncel/bir-yaman-celiski-vejetaryen-olmadan-hayvan-haklarini-savunmak