tumblr counter
Bite | Can Başkent

Can Başkent

logic and the rest...

BITE

CAN BAŞKENT

0.

Ahlaki tartışma basit: Hissedarları düşmani şirketler olan güzide startup’ların mamullerine nasıl yaklaşacağız? Tyson gibi dünyanın en büyük, en vahşi, en insanlıktan çıkmış ‘et’ üreticisinin hissedarı olduğu, sadece vegan yiyecek üreten bir firmanın mamullerini tüketmeli miyiz? Peki Bill Gates’in hissedarı olduğu bitki temelli yiyecek şirketleri ne olacak?

Bu konu göründüğünden daha çetrefilli. Zira, hem Silikon Vadisi’nin bir yatırım imkânı ve ekolojik devrim olarak gördüğü vegan gıdaya nasıl sarıldığını berraklaştırıyor, hem de kapitalizmin aslında kolayca hizaya getirilebileceğine dair stratejik bir umut barındırıyor. Bir yandan da, dijital kültürü şekillendiren ekonomik itkilerin başka başka bağlamlarda neye yol açtığını gösteriyor. Bu yazıda bu iki meselenin ortak noktalarına değineceğim. Bu esnada da sentetik vegan gıdanın yakında yeni bir ‘mısır gevreği’ fenomenine dönüşeceğini iddia edeceğim.

1.

Hikaye, Bill Gates ve kimi diğer Silikon Vadisi yatırımcılarının sentetik et ve yumurta üreten firmalara ciddi meblağlarda yatırım yapmasıyla başlar. Halihazırda zaten tofu ve seitan’ı karıştırıp kimi sakız ve baharatlarla ‘ete’ benzeyen ‘sentetik etler’ ve proteinler doğu mutfaklarında yaygın olarak kullanılmaktayken, Silikon Vadisi bundaki ciddi ekonomik potansiyelin farkına varır. Veganizmin gitgide yayılması, üç kuruşa alınan fasulye, bezelye ve buğdaydan market raflarına konabilecek bir ‘ürün’ yaratma imkânı, politik doğrucu veganların da tembelliğinden olsa gerek, büyük şirketler ve yatırımcılar için azımsanamayacak bir çekim alanı hâline gelir. Dahası bu, neredeyse halka hizmet seviyesinde fayda yaratabilecek bir girişim olarak pazarlanır. Nihayetinde Kellogg’s’un (dini nedenlerle de olsa) vejetaryen gıda üretmek istemesi ve bu amaçla mısır gevreğini icat etmesi de benzer bir yaklaşımın ürünüdür. Mısır gevreklerinin, şeker kaplı, haricen ilave edilmiş vitaminlerle dolu tuhaf bir çocuk kahvaltısına dönüşmesi zurnanın zırt dediği yer. Belki, Akdeniz diyeti lüksüne sahip nüfus açısından mısır gevreği gibi şeyler elbette hiçbir zaman gerçek kahvaltı olmamıştır ama, küresel mânâda ciddi bir nüfus nesiller boyu bir kase dolusu gevrekle yetişti, yetişiyor. Burun kıvırdığımız şekerli tahıl gevrekleri küresel bir fenomen hâline çoktan geldi.

Vegan ve sentetik hayvansal mamullerin geleceğinin de kapitalizmin elinde benzer bir kadere sahip olduğunu görmek zor değil. Ama bu sefer önemli bir fark var: Bu gidişatın öncüsü Silikon Vadisi ve onun kültürü.

2.

Silikon Vadisi’nin ucuz komedi seviyesindeki siyasi doğruluk algısına daha önce de değinmiştim. Vegan gıda siyaseti de bunun en önemli emarelerinden. İnterneti ‘sosyal medya’ya ve film izleme aygıtına dönüştüren ‘zihniyet’, vegan beslenmeyi de ıspanaklı pancarlı salatadan, sentetik yumurtalı ve imitasyon jambonlu abur cubura dönüştürüyor.

Abur cubur, kilit sözcük burada. Vegan gıdayı abur cubura, bol tuz ve yağ içeren şeylere dönüştürmekle interneti de abur cubura dönüştürmek arasında yapısal bir benzerlik var. Evvela, bu ikisini de abur cuburlaştırmak Silikon Vadisi’nin marifeti. Dahası, abur cuburlaştırılmak, gerek veganizm gerekse internet teknolojileri için, intihar demek.

İnternetin abur cubura dönüşmesinin ne olduğu üzerine biraz daha düşünmek gerekiyor. Zira, tuhaf bir şekilde, son yüz yılda geliştirilen hiçbir devrimci teknoloji ‘şişede durduğu gibi’ durmuyor. Uzay mekikleri ultra-zenginler için uzay turizmine, bir litre mazotla 20 kilometre gidebilen araçlar trafik sıkışıklığına ve kentin/meydanın yeniden tasarlanmasına, milyarlarca bilgisayarı birbirine kolayca bağlayabilen bir teknoloji de bu elimizdeki ‘şeye’ dönüşüyor. Tüm bunların altındaki tek ortak bölenin kapitalizm olduğunu düşünmek, ikna edici olmayan bir dogmatizm.

Bu satırlar elbette, tüm bu teknolojik fiyaskoların en büyük ortak bölenini tespit etmeye yeterli değil.(1) Fakat, ilk adımı atmak için yeterli. Microsoft’un elinde format atılmaktan gevşemiş çöplüğe dönüşen bilgisayar, Nokia’nın elinde yılan hikâyesine dönen telefon, Google’ın elinde totaliter ama güzel yüzlü bir diktatöre dönen tekno-kapitalizm, artık Tesla ile yollara ve şehirlere, Silikon Vadisi’nin başka birçok yatırımcısı ve ‘girişimcisiyle’ sofralarımıza ve tencerelerimize giriyor.

3.

Meselenin kapitalizmi aşan bir dizgeye sahip olduğunu sezdiğimi söyledim. Bu sezgiye yol açan bir iki ipucu var. Bunlardan biri marshmallow testi —yani zevki ertelemekte zorlanmamız.(2) Diş fırçalamaya üşenmekten tutun da, sınavlara hazırlanmamak için bahaneler üretmeye dek türlü türlü benzer örnek akla geliyor. Belki evrimsel, belki de bilişsel nedenlerle, haz ve keyfi ertelemekten korkuyoruz. Çünkü fani olduğumuzu anımsıyoruz. Yarına ertelediğimiz hazzı yaşayamamaktan korkuyoruz. Çünkü yarın gelmeyebilir.

Demek ki, ahlak, doğruyu yapma ihtiyacı, kendimizi ölümsüz hissetmemizi sağlayan şeyin adıymış.(3) Fani olduğumuzu hissettiren şeyler de, yer yer ahlak ile çelişebilirmiş. Tersten bakarsak, ahlak, demek ki fani olmanın yarattığı varoluşsal bunalımlardan kurtulmak için ‘icat edilmiş’.

4.

Yazının başında inek/tavuk katillerinin sahibi olduğu vegan gıda şirketi ikileminden söz etmiştim. Bu ikilem işte, fanilik ve ahlak/ölümsüzlük arasındaki mücadeleyi çok iyi özetliyor. Silikon Vadisi’nin bu ikilemi fark etmesi, insanlara marshmallow’larını hemencecik yemeleri için türlü türlü aygıtlar sunması da çok doğal elbette. (4)

Bu ikilem üzerine düşünürken aklıma hep klavye başında interneti çözmeye çalışan Aristoteles imgesi geliyor. Erdemli internet komik bir laf, farkındayım, dahası internet ekonomisinde erdemin ne olduğunu keşfetmek, bu erdemin nasıl uygulamaya döküleceği üzerine düşünmek başlı başına birer zorluk. Üstüne üstlük aciliyetini günbegün hissettiğimiz bir zorluk.

Eflatun’un bu işe nasıl yaklaşacağını daha önce yazdım. İnternet ve eşrafının egemenliği arttıkça, mevzileri sadece Eflatun ve Aristoteles’le değil, yer yer Kropotkin ve Rawls ile de doldurmanın zamanı geliyor.

Notlar

1. Bu minvalde, her ne kadar dijital mecrada byte/sayfa sınırım olmasa da, editör gazabından korkmanın yazarı olgunlaştıran bir kılıç olduğunu anmam gerekiyor.

2. Marshmallow testine dair hoş video: The Marshmallow Test. Keza, Abre los ojos [Vanilla Sky] filminden de hatırlanan bir sahnedir —zevki ertelemek. Zevki erteleyebilen kahramanın hâli de filmin odaklarından biridir. Rasyonel ve doğru olması gereken şey, zevki ve keyfi erteleyebilmek, filmde apayrı bir kimliğe bürünür.

3. Bu tespiti dinlerin daha önce yapıp sömürdüğünü burada anlatmayayım.

4. İnsanlık hâli [human condition], belki de kapitalizmin ihmal edilen en önemli boyutu. Özellikle internet teknolojilerinin insanlık hâl ve gidişatımızdaki açıkları, ilmi ve fenni yöntemlerle tespit ederek, aleyhimize kullanması ve bizlerin de tam da bu açıklar nedeniyle bunu bilişsel olarak fark etmememiz, kapitalizmin çelişki gibi görünen en etkileyici zaferlerindendir maalesef. Bu insanlık hâlinin kapitalizmin revize edilmesine, hadi adını koyalım, çöküşüne ne kadar hizmet edilebileceği epey derin ve büyük bir tartışmadır.