tumblr counter

Vegan Keman - 2 | Can Başkent

VEGAN KEMAN - 2

CAN BAŞKENT

İki önceki sayıdan, Vegan Keman - 1 yazısından devam ediyoruz: http://www.izinsizgosteri.net/asalsayi109/can.baskent_109.html

"İmkansız vegan araçlar" kategorisine örnek olarak neden kemanı verdiğimiz, çeşitli noktalardan eleştirilebilir. Bu kategorinin diğer zorlayıcı örnekleri, taşıt lastikleri ve tıbbi ilaçlardır. Fakat, kemanın özgünlüğü bütünüyle gündelik hayat dışında olmasında yatmaktadır. Malum, ulaşım araçlarını kullanmadan yaşamak neredeyse imkansız; keza tıbbi ilaçların da piyasaya çıkmadan önce hukuki olarak hayvanlar üzerinde denenmesi gerekmekte. Bu tezleri savunmak için, gündelik hayatın pratikliklerini reddetmenin anlamsız olduğu ve benzer şekilde de, insan sağlığının söz konusu olduğu durumlarda veganlığın söz konusu olamayacağı iddia edilebilir. Yakından bakarsak, bu argümanların dahi kolaylıkla bertaraf edilebileceği belirir aslında. Ama biz gene de bütünüyle sanatsal zevklere tekabül eden kemana dönelim.

Britanya Vegan Derneği, oldukça kapsamlı veritabanıyla, İngilizce konuşulan toplulukların birincil referanslarındandır. Dernek, vegan sözcüğünü de geliştiren, müteveffa Donald Watson tarafından 1 Kasım 1944'te kurulmuş ve kuruluş gününün Dünya Vegan Günü olarak anılmasına vesile olmuştur. Sözü edilen derneğin web sitesinde küçük bir araştırma, Watson hakkında, vicdani retçi olmasının yanında, epey bilgi verebilir. İlginçtir, Watson'un en sevdiği uğraşlarından bazıları keman çalmak ve fotoğraf çekmekmiş. Kemanın ve fotoğraf filmlerinin vegan olmadığı hesaba katıldığındaysa önümüzde ilginç bir denklem beliriyor. Acaba, imam-cemaat ilişkisinden Watson'un haberi olsa, dernek üyelerine nasıl tavsiyeler verirdi?

Vegan akıl danışma siteleri, öte yandan, keman çalan ve ata binmekten hoşlanan veganlara akıl fikir veren onlarca tavsiyeyle dolu. Elbette hepsi, ata binmemeyi ve sentetik telli keman çalmayı öneriyor. Hatırlanacaktır, önceki yazıda bu tür yaklaşımı dışlayacağımızı belirtmiştik. Bunun sebebine dair formelist ipuçları basit: ikili mantıktan hoşlanmıyoruz. Dahası, eldeki bir sistemden çıkış yolu bulmak için, verili sistemi sonuna dek zorlamanın da hoş bir mantık egzersizi olduğuna inanıyoruz. Açalım biraz: bütüncül redler ve bütüncül çözümlerin, bir parametre olarak, kemanın içkin özelliklerini (yani tellerinin ve arşelerinin özelliklerini) kapsamadığını düşünüyoruz. Zira, tümel olarak, bütüncül red ve kabulleri çözüm olarak benimsemek, her konuya gözü kapalı olarak uygulanabilecek bir prosedürdür. Ama bu bizi tatmin etmiyor açıkçası. Dahası, kaçamak çözümlerin, örneğin tellerin değiştirilmesinin, kemanın kemanlığının yok edeceğini düşünüyoruz. Haliyle, kemanı verili olduğu şekliyle basit ve geleneksel olarak ele alıp, çözümün de ancak bu zeminde çözüm olarak nitelenebileceğini kabul edeceğiz.

Çözümümüz, kemanla baş etmeye çalışmaktansa, düşünce yöntemlerimizi yeniden ele almaktan geçecek. Psikolojik ya da bilişsel çözümler yerine, nispeten daha temel olabilecek bir çözüm önereceğiz. Zira, bilişsel çözümlerdeki parametrelerin sayısının yüksek oluşu, çözümü formelleştirmemizi güçleştirecektir. Dolayısıyla, basit ama ufuk açıcı olduğunu düşündüğümüz yöntemlere eğilmeye çalışacağız. Bunun için de "tercih mantığı" olarak adlandırılabilecek bir mantık sistemini ortaya koyacağız. Bu mantığın felsefi temellerini ise, elbet, Peter Singer'ın başını çektiği utiliteryan ekolden alacağız. Sıkıcı olmamak adına, bu felsefenin geliştireceğimiz mantık üzerindeki etkilerinin izini sürmeyi okura bırakıyoruz.

1960'da kurulan Amerikan Vegan Derneği, temel düsturu olarak "en az zarar ve en çok faydayı" amaçladığını belirtmekte. Sözü edilen motto, yukarıda değindiğimiz formelist ipuçlarına son derece uygun. Zarar ve faydanın derecelenebilir ve karşılaştırılabilir olmasının, kemana yaklaşımda ana eksenimiz olacağını belirtelim şimdiden.

Oluşturacağımız yaklaşım, her şeyden önce politik veganlığı bir hedef olarak kabul etmektedir. Ekolojizmin kimi temel kabulleriyle birlikte, vegan yaşamın berlirli öncüllerini de, bu manada kabul ediyoruz. Veganizmin politik iddiası türlü şekillerde ifade edilebilir. Fakat, bizim postülasyonumuz, yukarıda da ikaz ettiğimiz gibi, "ya hep ya hiç" kavramından ziyade, "mümkün olduğu kadar" belirteçlerini içerecek.

İdeal vegan kavramlaştırmanın, insanların hayvanlara (ve insanlara) çektirdiği acıların bütünüyle sona erdirilmesini amaçladığı açık. Fakat, bu genel olmasına genel olup, detayları es geçen, "çok şey söylediğini sanıp, hiç bir şey söylemeyen" kavramsallaştırma, veganist ideolojinin kimi noktalarda yaşadığı kusurları derinleştirmekte. Zira, pür formalist edayla sunacağımız yaklaşım, istisnalardan çok şey öğrenmemizi sağlayacak. Karşı çıktığımız "ya hep ya hiç" yaklaşımının ilk akla gelen örneği, viviseksiyondur. Hayvanların tıpta model olarak kullanılması (model terimi de, bilimin özneleştirmeme adına kestiği hayvanlara taktığı akademik isimdir), oldukça eskilere, Antik Yunan'a dek, gitmekte. Hayvanlarda yapılan diseksiyonlar, elbette anatominin başlangıcıdır. Keza, genlerimizin %99 benzediği, şempanzelerde yapılan kimi deneylerin de insanlara fayda getireceği çok açık. Veganist yaklaşımı, "ya hep ya hiç" düsturuyla ortaya konduğunda, viviseksiyon içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Bizim, yaklaşımımızsa, teknik anlamda, oyun teorisinin kimi fayda fonksiyonlarını kullanarak, deneylerin getireceği olası faydaların hesaplanabilmesini, sonrasında da bu deneylerin mümkünatını tartışmayı olanaklı kılıyor. Elbette, niyetimiz ve gayemiz, bu matematiksel fonksiyonları tanımlamak değil. Fakat, "yap hep ya hiç" yaklaşımına dahil olmadan, sözünü ettiğimiz fonksiyonun daima, bu deneylerin çok ama çok büyük bir çoğunluğunun insanlığın moral ve hayvanlığın da var oluşsal zararına olduğuna dair çıktı sunduğunu göstereceğiz. Benzer şekilde, aşağı yukarı denk bir paradigmayla da kemana yaklaşıp, kimi zaman, kimi koşullarla kemanın bir vegan için ahlaki olabileceğine varacağız.

Postmarksçı dönemde gelişen antikapitalist hareketin, en çarpıcı tespitleri, çoğumuz için, kapitalizmin sosyolojisinde olmuştur. Her ne kadar, felsefi değil de, siyasi çevreler bunu menfaat malzemesi yapsa da, kapitalizmin yaşamlarımız üzerine getirdiği sahte algılar ve yanılsamalar kimimize aşikar. Dem vurduğum bu yanılsamaların, sıklıkla bilimde yaşandığı da açık. Son cümlemiz, kimi kavram karmaşalarını gidermemiz gerektiğini ima etmekte. "Bilim" sözüyle kastettiğimiz, uygulamalı bilimler olacak. Fizik ve biyolojiden tutun da, mühendislik bilimlerini bu kategoriye dahil edeceğiz. Fakat, felsefe, pür matematik, teorik bilgisayar bilimlerini "bilim" kategorisine katmayacağız. Haliyle, tanımımız, doğası itibariyle kapitalizmin kucağında (hayır, cinsiyetçi değilim) oturan araştırma alanlarını kapsayacak. Aslında, gazetelerden bile, bilimlerin hangi şirketler tarafından nasıl yönlendirildiğini öğrenebiliriz. İsviçre'nin "saygın" araştırma kuruluşu ETH'ın İsviçreli ilaç firmalarıyla olan derin flörtü, bir çok teknoloji şirketinin Kaliforniya üniversiteleriyle sevişmeleri ilk etapta aklımıza gelenler. Dolayısıyla, birinci dünya ülkelerinde bilimsel çabanın çoğunun kapitalizm için harcandığını sonucu çıkarmak, bir nebze abartı olsa da, zor değil.

Hayvan deneyleri de yukarıda çizilen karakalemin dışında yer almıyor. Singer'ın en ünlü eserinde sıklıkla değindiği, türlü örneklerle somutlaştırdığı bilimin ahlaksız uğraşları, hayvan deneyleri sahasında da sıklıkla beliriyor. Tekrara düşmemek için, okuru, sözü edilen araştırmaya yönelteceğiz. Hatırımızda şu kalmalı: bu deneylerin büyük bir çoğunluğu gereksizdir (kanıtlar için Singer'a bakmak en iyisi olacak). Bu deneyler neden yapılıyor o halde? Sanırım, vereceğimiz en kolay yanıt, kapitalizmin üretim ağı, demek olacak.

Dolayısıyla, hayali vegan dünyamızda, kapitalizm var olmayacaksa da, hastalıklar var olacak. Dolayısıyla, tıp da varlığını koruyacak görünüyor. Hayalimizde, elbette tıbbın, Feyerabend'i takip ederek söyleyeyim, kontrol altına alınacağı var. Burnunun önünün göremeyen uzmanlar yığınına terk edilen bir bilgi, elbette toplumsallaşamaz ve de topluma mal olamaz. Haliyle, nispeten toplumsal epistemolojiyi artırmak için özü itibariyle otoriter olan uzmanlar sultasının hem insanlar hem de hayvanlar için "ortadan kaldırılması" gerekecektir. Bu kalkışmanın da, yapılan ve çoğu yerde gereksiz olduğu da bilinen bu deneylerin artık yapılmamasıyla sonuçlanacağı, bana kalırsa, açıktır.

Haliyle, ideal dünyamız, hayvan deneylerinin yapılmadığı değil, bu fedakarlığa katlanarak kimi zaman, zorunlu hallerde, ahlaki bedeli mukabilinde, maksimum insan ve hayvan faydası için, bu deneylerin tolere edilebileceği bir yer olacaktır. Ancak, bunun formel kurallarını burada tartışmak niyetimiz değil.

Haliyle, kimi toplumsal fedakarlıklar, Suna Kan'ı tolere etmeye yetecektir. Geliştirilebilecek kimi ortak irade ve inisiyatifler de, kemanların "mümkün olduğu kadar az" acı yaratmasını da sağlayacaktır. Örneğin, kemanların kimi yöntemlerle ömürlerinin uzatılması, keman edinmenin değil, geçici sürelerle keman kiralanmanın özendirilmesi gibi. Dikkat edilirse, yazının birinci bölümünde ve ilk paragraflarında vaat ettiğimiz üzere, kemanın "kemanlığını" tahrip etmeyecek yöntemler önermeye dikkat ettik.

Elbette, sonucumuz çok şaşırtıcı değil. Fakat, sonuca giderken kullandığımız yolun, sonuçtan daha önemli olduğuna ve dahası algımızı formel bir şekilde değiştirebileceğini göstermesi açısından da düşünsel ve epistemolojik yarar sunduğunda ısrarcıyız.

Bu yaklaşımımız radikal bulunmayabilir. Oysa, aksine, bunun korkaklığın ve zihin tembelliğinin bir ürünü olan "ya hep ya hiç"çi otoriterci vegan yaklaşımlara nazaran oldukça cesaret verici olduğunu düşünüyoruz. Zira, dünyanın (şu an) itibariyle vegan olmadığı gerçeğiyle derin bir hesaplaşma gerektiriyor. Bu yüzleşme de ilk olarak biz hayvan özgürlüğü savunucularının, kalkışması gereken bir hesaplaşmadır.

Bu site, Can Başkent'in 1999 yılından beri yazdığı politik, felsefi ve akademik çalışmaların (neredeyse) eksiksiz bir derlemesidir. Bu yazılar veganizmden, beden politikalarına, dijital kültürden ahlak kuramına dek birçok konuyu kapsamaktadır.

Can Başkent'e e-posta ve twitter ile ulaşabilirsiniz.

This website collects all written output of Can Başkent since 1999. It includes his political and academical articles as well as his opinion pieces on a broad variety of issues ranging from veganism to digital culture.

You can reach Can by e-mail and twitter.