tumblr counter
Felsefenin Gündelik Hayattaki Olası Olumsuzlukları | <a href="http://canbaskent.net">Can Başkent</a>

Can Başkent

logic and the rest...

FELSEFENİN GÜNDELİK HAYATTAKİ OLASI OLUMSUZLUKLARI

CAN BAŞKENT

Bir disiplin haline gelmiş her dalda ve bilimde belli bir düşünüş mantığı ve algoritması olduğunu iddia edersem sanırım kimse bu düşünceye karşı çıkmaz. Dolayısıyla "felsefe"de de belli bir düşünüş dizgesi ve -maalesef- belli bir metodoloji olduğunu rahat bir tümdengelim işlemi sonucu görebiliriz. Dahası net bir egemenlik göstergesi olarak, felsefede; tıpkı matematikte de olduğu gibi, bu belirli dizgenin haricinde çalışmalar, belirlemeler, ispat ve tanıtlamalar üretmek hoş-olumlu karşılanmaz... Kaba ve yüzeysel anlamda bir yada bir çok metodolojinin egemenliğinden söz etmek yanlış olmaz. İlk sonuç; eğer üretmek istiyorsanız, oyunu kurallarıyla oynamalısınız; diğer bir deyişle geleneği takip etmek zorunludur.

Dahası, bu yılların ve bilgisayar çağının getirdiği en önemli ve en büyük değişim olarak yorumlamakta sakınca görmediğim bilgi çöplüğüne yeni "çöpler" atabilmek için girişilen vahşi ve amansız savaşımda, yeni bir şeyler üretebilmek için bilim adamları/sanatçılar/düşünürler 'in çabaları doğal olarak yukarıda sözü edilen geleneği ya da bu geleneğin yapmacık ve dayanaksız sahte makyajlarını takip etmekten ibaret oluyor. Lafı biraz toparlamak gerekirse, denize düşen yılana sarıldığından, bilgi fabrikalarının işçileri üretim bandında makaleler yazarak, teoremler ispatlayarak, mikro ya da makro gözlemler yaparak yeni ıvır-zıvırlar üretiyorlar. Evrensel bilgi yığınının, en bağımsız kısmında yer alan felsefede de durumun bu şekilde olduğunu düşünüyorum. Sonuçta felsefi üretimin yoğunluğu gözle görülür bir şekilde azalmıştır. Schopenhauer ve Nietzche'den itibaren (Bu iki filosofu da dahil ederek) felsefe üretimi, kişisel duygu mantalitelerini kağıda aktarmak halini almıştır.? Sonuç olarak heyecan uyandıran ve özgün felsefe üretimleri, bilginin müthiş bir ivmeyle tüketilmesinden dolayı neredeyse yok oldu.

Bilgi çöplüğüne yaptığım amaçsız ve hedefsiz saldırıyı bir kenara bırakırsak, felsefi düşünüşün birincil basamaklarından biri olarak gördüğüm, sembolik düşünüşe ve bunun olumsuzluklarına gelirsek... Bilgi çöplüğüne bir şeyler sunmak ve sunulanları anlayabilmek için yukarıda yazmış olduğum metodolojiye ve sembolik düşünüş yetisine sahip olunması gerektiğini iddia etmekte sakınca görmüyorum. Sanırım, fazla iddialı bir önerme olmamalı yazdığım, sadece bilineni dile getirmeye çalıştım. Dahası, bu metodolojinin ve sembolik düşünüş yetisinin; bireysel düzlemde, insanların ve insanlararası ilişkinin patronu olacağını söylemek, sanırım gözlemlerden çıkabilecek doğal bir sonuç olmanın ötesine gidebilecektir. Kısacası, burada felsefe özelinde yorumlamaya çalıştığım, gündelik hayatımızdaki felsefe (ya da genel anlamda diğer disiplinlerin/bilimlerin) egemenliği, onulmaz bir bireyleşememeye ve de özgünleşememiş kişilikler kümesine gebedir kanımca. Sonuç olarak, birey düzleminde prototipleşmiş insanlar yumağı ve Nietzche'ye atfen, gereksiz bir çok insanla dolu yorgun bir toplum...

Aslında kişisel olarak, amaçsız eleştiri yapmaktan hoşlanmıyorum. Fakat, bu derginin ve benim kişisel konumum bu eleştirileri sıralarken belli bir dayanak sunamamama yol açıyor.

Bu yazının okunmasının diğer bir adımı da şüphesiz felsefede somutlaştırdığım ve örneklendirdiğim cümleleri bir parça daha genelleştirmek ve nihai olarak bilgi toplumunun ve bilgi dünyasının sert ve yıkıcı eleştiri denemeleri olarak değerlendirmek olmalı. Okur umarım verdiğim talimatlara uyarak bu yazıyı algılayabilir ve bende Gorgias'ı yad etmek zorunda kalmam.. Diğer bir nokta, tabii ki felsefe kişiselinde, disiplinlerin ve bilimlerin "soyut" güçlerinin ve etkilerinin "somut" gündelik hayata uygulanamazlığı olmalı. Bir düşünüş etkinliği olarak doğduğunu kabul ettiğim felsefe, matematik ve bilimlerin, kendi iç retorikleri gereğince oluşturmaları gerektiği "soyut" (ya da diğer bir deyişle, 'bilimsel' mantaliteye ait) kavramlar, bu disiplinlerin ve bilimlerin etkileri, güçleri ölçüsünde (örneğin bu gücün rönesansta oldukça büyük olduğunu belirtmek, doğru ve gerçekçi bir yorum olabilir) toplumların ve bireylerin hayatlarına ve kalplerine müdahele edebilmiştir. Saçma bir örnek olduğunu bile bile, post-modernitemin Türkiye'sindeki cep telefonu duygusallaşmaları, chat aşklarını sıralamak sanırım yerinde olur.. Daha toplumsal bir mercek kullandığımızda, bu toprakların aktüel muhalif hareketlerinin de '68 ikilemini ve bu kuşağın düşünsel eğilimlerini aşamadığını görebilen sanırım bir tek ben değilim. Haliyle, çarpık ve sakat bir biçimde, gündelik yaşantımız anlatmaya gayret ettiğim "soyut" ve "kavramsal" müdahalelerle irademiz dışına çıkarılmış. Gayet net bir kısır döngü ürünü olarak, felsefenin düşünsel kulvardaki saygınlığı ve dedeliği, bu müdaheleyi meşrulaştırmış ve yer yer net bir diyalektikle pekiştirmiştir. Felsefi düşünüşün hayatımızı gasp etmesi, hele hele toplumsal gözlükle incelendiğinde daha vahim çarpıklıklara ve en önemlisi yabancılaşmalara gebedir. Antroplojik perspektifte, felsefe ve matematikten bihaber paleolitik insanların ve toplumların, olaylara "idealar", "tözler" ve "varoluş paradigmaları", "limitsel süreklilik ve türevin varlığı" gibi ölçeklerde bakmadıkları gayet belirgindir kanımca. Biraz parça-bütün ilişkisi yapacak olursak, global mutsuzluk ve boşluk duygusu sorununun en net ve belirgin nedenlerinden biri olarak kabul edilmesinin gerektiğini düşündüğüm; felsefe/matematik ve bilimlerin ahlaksız ve sınırsız tahakkümü, topkı diğer tahakküm şekilleri gibi var olmaması gereken bir hatadır.

Dolayısıyla, gündelik hayatlarımızda ve dahası kişiliklerimizde irademiz dışında meydana gelmiş olan zoraki etkilenimleri; bir parçacık da olsa yönlendirebileceğimiz hülyasıyla yazılan bu yazı, bütünsel bir tümlenmeden yoksun olarak, bitirilecek. Kişiselime uzanarak, amacımın beyinsel bir tatminden ileriye gitmeyeceğini, siz okurları iknaya ya da ajiteye gayret etmediğimi yazayım da vicdan borcum azalsın."Felsefenin, felsefeyi yıkmak için kullanılabileceği" adlı dizinin ilk bölümüydü okuduğunuz.