tumblr counter
Vandetta'nın Çakma Anarşizmi | <a href="http://canbaskent.net">Can Başkent</a>

Can Başkent

logic and the rest...

VANDETTA'NIN ÇAKMA ANARŞİZMİ

CAN BAŞKENT

Anaakım çizgi roman dünyasının ayrımcı ve ırkçı tandanslara sahip karakterlerini düşündüğümde aklıma hemen Tenten geliyor.

Tenten'in özellikle Belçika dışındaki maceraları ırkçı ve kolonyalist tınılarla dolup taşar. Örneğin geçen sene, bu ve benzeri iddialar hukuki bir sürece bile dahil olmuştu. Hür Brüksel Üniversitesi (Université Libre de Bruxelles / Frei Universiteit)'nden Kongo'lu bir öğrenci, "Tenten Kongo'da" bölümündeki ırkçı ve emperyalist tınılardan dolayı şikayetçi olmuş ve bunu ciddiye alan savcı da soruşturma başlatmıştı. Eski bir Belçika sömürgesi olan Kongo'nun, sözü geçen bölümde nasıl tanıtıldığını tahayyul etmek zor olmasa gerek. Yine de biraz iyimserleşelim. Kongo macerası, içerdiği kolonyalist nağmelerden dolayı Tenten'in çizeri Herge'nin açık bir şekilde pişman olduğunu söylediği bölümlerden biridir. Benzer bir pişmanlığı Herge, komünist Sovyetler'de geçen Tenten bölümü için de beyan etmiştir.

Tenten'e çok değinmeyeceğim, zira aslında çok hassas bir büyüteç kullanıldığında benzer (belki kötü niyetli de olmayan) ayrımcı, ırkçı ya da emperyalist tınıların bir çok çizgi roman kültüründe olduğunu görmek zor değil. Ben bu yazıda sözünü ettiğim hassas büyüteçle bakıldığında benzer kötü huylara sahip çizgi romanlardan birini seçip, sözünü etmediğim tınılarla anarşizme yaklaşmalarına dair küçük bir girizgah sunacağım. Başlık elbette zihninizi şimdiden kanalize etmiştir. Ele alacağım yapıt "V for Vendetta". V'nin çizgi roman formatına erişim zor olduğu için, bilhassa film formatına atıfta bulunacağım. Dahası, Wachowski kardeşlere, ya da DVD satışları hariç yaptığı 130 Milyon doları aşan hasılata hiç ama hiç değinmeyeceğim. Filmin çizgi romandan ayrıldığı yerleri -ki bu yazının kapsamında bir kaç tane olacak sadece- ayrıca belirtmeye gayret edeceğim.

****

Bir kaç yıl önce bir seminer için İskoçya'nın başkenti Edinburgh'a gitmem icap etmişti. Güzel bir sonbahar akşamı Edinburgh Üniversitesi'ndeki seminerden çıkıp, karnımızı doyurmaya gitmiştik. Üniversite çevresindeki çok tatlı bir lokantadan tok karınla çıktığımızda, havai fişeklere tesadüf etmiştik. Bunun ne olduğunu sorduğumda, o günün 5 Kasım olduğunu söylemişlerdi. İki üç kişi hemen hep bir ağızdan dökülmüştük:


"Remember, remember the fifth of November,

The gunpowder, treason and plot,

I know of no reason

Why the gunpowder treason

Should ever be forgot."

Ortaçağ aristokrasisinin hegomanyatik gölgelerinden biri Edinburgh'a düşer. Edinburgh kalesi, kente hakim bir tepede, karanlık ve korkutucu olarak yükselir. Otoritesini taşlaştırırken tebaasına da aba altından gösterir gücünü. 5 Kasım'da havai fişekler kalenin yukarsında patladığında, zihnimden çıkaramadığım fikirler zuhur etti gene. Anarşizm, kapitalizme (ya da diğerlerine) duyulan kinin K'si miydi?

****

Film, hatırlanacaktır, V'nin kendini tanıttığı Robin Hood-vari bir kahramanlık gösterisiyle açılır. Kadınsallığı çeşitli detaylarla vurgulanan zayıf, güzel ve elbette naif Evey bir erkek tarafından, ah yine, kurtarılır. Çizgi romanda Evey fahişedir; filmde ise patronuyla istemese de yatmaya hazır bir yarı-fahişe. Oysa, Evey'in patronun eşcinseldir, dolayısıyla heteroseksizmin iktidarla olan ilişkisi, yasaklanmış eşcinsellik üzerinden kendini belli eder. Bu açmazda, ama gene, Evey iki kere kaybedendir. Bu ufak detaylar, filmde eskizlenen anarşizm imgesine dair ilk konturları ifşa eder.

Peki kendini tanıtan bu anarşist nasıl biridir? V'nin kendini nasıl tanıttığını anımsayalım hemen.

"Voilà! In view, a humble vaudevillian veteran, cast vicariously as both victim and villain by the vicissitudes of fate. This visage, no mere veneer of vanity, is a vestige of the vox populi, now vacant and vanished. However, this valorous visitation of a bygone vexation stands vivified, and has vowed to vanquish these venal and virulent vermin vanguarding vice and vouchsafing the violently vicious and voracious violation of volition! The only verdict is vengeance; a vendetta held as a votive, not in vain, for the value and veracity of such shall one day vindicate the vigilant and the virtuous. Verily, this vichyssoise of verbiage veers most verbose, so let me simply add that it's my very good honor to meet you and you may call me V."

Hani, benim gibi düşünür müsünüz bilemiyorum; ancak benim bu girizgahtan anladığım, küstah, ama bilgili; halkçı ama bireysel tuhaf bir oksimoronik romantik sosyalist portresiydi. Romantik portre, hele bilhassa naif Evey'in şaşkınlığıyla daha da pekiştirilir. Böyle bir karakteri biz bile anlayamıyoruz, Evey nasıl anlasın, değil mi?

Kurtarılan Evey bohem bir burjuva evine götürülür. V, o evde yaşamaktadır. Mülkiyetin devrini (dikkat ediniz ilgasını değil) hırsızlıktan sağlamakta sert bir "anarşist" olduğu için beis görmeyen V, bu eşyaları geri almıştır halk adına. Zira kendisi, haklı bir kuvvet, burjuvazik bir bohemdir. Sanatı da takdir eder. Evey'ye de ona karşı şaşkın bir hayranlık beslemek düşer. Ama gene de öfkelidir Evey, zira rasyonel bir karar alma mekanizması kullanmıştır V ve Evey'i kurtarmıştır kötülerin elinden. Bu karar Evey'în hayatını etkileyecektir. Evey de buna kızar, zira kendisi, kendince bir bireydir. Ama, anlıyoruz ki, V kadar da "sağlam" bir birey değildir. Belki bir bireyciktir. Ama uyandırılır. Başka bir kadının yazdığı mektubu okur ve "aydınlanır"; kalbi ve beyni artık olgunlaşmıştır, artık o da devrimci bilince sahiptir.

****

V bu propagandayı öte yandan bence oldukça tatlı sloganlarla ve/veya liriklerle gerçekleştirir. Bir kaç tanesini hatırlayalım.

"Beneath this mask there is more than flesh. Beneath this mask there is an idea, Mr. Creedy, and ideas are bulletproof."


ya da


"There is no certainty, only opportunity."


ya da


"Evey: I'm upset? You just said you killed Lewis Prothero!

V: I might have killed the fingerman who attacked you, but I heard no objection then.

Evey: What?

V: Violence can be used for good.

Evey: What are you talking about?

V: Justice.

Evey: Oh. And are you going to kill more people?

V: Yes."

Öte yandan ünlülere de atıf vardır gani gani; zira

"A revolution without dancing is a revolution not worth having."


ve


"It means that I, like God, do not play with dice and do not believe in coincidence."

bizi Goldman ile Einstein zihinleri arasında getirip götürür. Tribünlere oynamak da bu olsa gerek...

****

Öte yandan Serüven dergisinin 2006 Yaz sayısında Murat Altun'un da değindiği gibi, V dikkate değer bir "görünür olmama" politikası sunar. Görünmeme/anonim kalma ya da "altına imza atmama" diye kısaltasımın geldiği bu nosyon aslında bilhassa Punk hareketten tanıdık gelmeli. Ünlü olunca dağılan ya da şöhreti reddetip, gorünürlüklerini en aza indirmeye çalışan müzik grupları aslında benzer bir sosyopolitikayı gözler önüne seriyor. Murat'ın da değindiği gibi, keza;

"Stockholm’de kapatılacak olan fırınlarında sessizce direniş başlatan işçilerin “yüzü olmayan direniş”leri (faceless resistance); bu direnişten ilham aldığını alenen söyleyen ve takiben 1 Mayıs’ta Fransa’daki benzer yasanın İsveç’te yürürlüğe girmesini engellemek için gençleri meydana çağıran 'Görünmez Parti' (Osynliga Partiet) kamusalda görünmek için görünmemenin tam da zamanı olduğunu hatırlatan eylemler"

benzer tınıları aksettiriyor zihinlere.

****

V üzerine yazılan anarşist güzellemeler, standart sloganları işler: "People should not be afraid of their governments. Governments should be afraid of their people.". Lafla peynir gemisi yürütme çabasına girmeleri bir yana, anarşist devrimi bir korku takası olarak göstermelerine ben kafayı takıyorum. Dikkatle sakınılması gereken, paylaşımcı ekonomilere nazaran kapitalizmi daha çok etkilemiş olan Nietzsche'ci "güç istemi" kavramı zaten V'nin belirgin ilk alt okumasıdır. V, hepimiz için o gücü isteyen modern bir Prometheus'tur. Ama Prometheus gibi Kafkaslar'da karaciğeri her gün bir kartal tarafından yenilmez. Ölür ama, halkta tekrar doğar. Hepimiz V oluruz, hepimiz Prometheus oluruz. Böylece, güç ya da adını koyalım artık, iktidar eşit dağıtılır. Ama anarşizm ne zamandır güç paylaşımı oldu? Benim bildiğim anarşizm iktidarın ilgası, hadi bilemediniz minimize edilmesi için çaba sarfeder.

V'nin çizdiği güç istemi ve iktidar takası taleplerinin anarşizme yapılacak en vahim ve sinsi saldırılardan biri olduğunu düşünüyorum. Anarşizmi sadece iktidar ethosu üzerinden okumak ve devamında da bu ethos üzerinden politika yapmaya mahkum etmek, affedilir değil.

****

Bütün bu yüzeysel tartışmalar aslında, mühim bir noktaya temas etmiyor mu? Anarşist devrim hangi devrimdir? Yıllardır savunusunu yapmaktan usanmadım. Bu metinde de içten içe yedirmeye gayret ettim. Anarşist devrim, şiddetsiz devrimdir (nonviolent revolution). Düşünsenize, V bile şiddeti iyi ve temiz niyetiyle kullanmaya çalıştığında sorunlar yaşıyor, sen - ben mi yaşamayacağız bu sorunları?? Kantçı olarak tartışmaya dair sonucumuzu çıkaralım: "şiddet per se kötüdür".

Elbette, benim sunduğum analiz özgün değil. Çeşitli kentlerde ve ülkelerde filme karşı protesto gösterisi düzenleyip, fırsattan istifade propagandayı bir vazife addeden anarşist gruplar belirmiştir. Bunlardan en çok ses getireni, 2 yıl önce New York kentinde kurulan "A for Anarchy" (Anarşinin A'sı) adlı kısa süre etkin olan bir kolektifti. Çizer Moore bu kolektiften haberdar edilince bunun muhteşem bir şey olduğunu söyler bir röportajında. Fakat, kolektif naif bir iki eylemden sonra dağılır. Hayır hayır, bu dağılma V'yi protesto ederken endazeden çıkan bir "görünmeme politikasının" ürünü değildi.

Kuşkusuz, benim de kimi diğer zeminlerde sık sık dile getirdiğim bir yaklaşımı bana karşı kullanacaksınız: "V bir çizgi roman karakteri, anarşizmin propaganda aleti değil. Kaldı ki, anarşizmi çizerler ve yazarlar istedikleri gibi yorumlayabilirler". Elbette, bu eleştirilere, sahip oldukları "sidik yarışı" alt okuması dışında katılıyorum. Ancak, elbette benim kofti anarşist portrelere saldırmam, eh o kadar da anarşistim elbet, sözünü ettiğim karakterleri dünyadan silme amacı taşımıyor. Ama ben beni eleştirenlerden, benim zihniyetime yaşam hakkı tanınmadığı hissiyatını alıyorum. Dolayısıyla, V'ye saldırmam aslında, "kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla" diyalektiği içeriyor.

****

Şimdi biraz da çizgi romana dönelim. Meşhur anarşist bilgi ağı infoshop.org'da yayımlanan Alan Moore röportajında Moore anarşizmle 60larda tanıştığını ve bir karşıkültür olarak yorumladığı anarşizme nasıl dahil olduğunu anlatır. Dahası uzun uzun anarşizm tarifi de yapar. Independent gazetesinde 2006 Mart'ında yayımlanan bir röportajında Moore, filmden para almanyı reddettiğini ve kendi isminin film afişinden ve film sonu tanıtma yazısından çıkarılması için uğraştığını (ve başardığını) anlatır ve devam eder "Yapımcılardan tek istediğim Superman'ın yaratıcıları Siegel ve Schuster'a karşı uygulamakta bir sorun görmedikleri muameleyi bana da genişletmeleriydi. Yapımcıların bana 'Ürünün için sana para vermeyeceğiz, bu iş için hiç bir takdir almayacaksın ve adını bu işe koymayacağız' demelerini istiyorum. Bunda da bir sorun görmüyorum."

Son zamanlarda yarattığı pornografik çizgi romanlar ve çizdiği bir çok karakterin telif haklarını elinde tut(a)maması (ama öte yandan multimilyarder şirketlerin kendi üzerinden para kazanmasına direnmemesi) nedeniyle Moore, "cool" bir çizgi romancı olarak görünüyor. Ama gene de, eh belli ettim sanırım, kuşkuculuktan vazgeçemiyorum ve tüm kabahatı Warner Bros.'a yıkma naifliğinden imtina etmeye çalışıyorum.

****

Tüm bu tartışmaları bağlayacağım bir yargı yok. Popüler bir "blockbuster" filminden, filmin boyunu aşan, evrensel bir sonuç çıkarmak istemiyorum. Burada, aşikar kuşkuları dile getirirken, bu vesileyle anarşizm ve anarşist devrimi hatırlamak istedim. Yaptığım bunu sizle paylaşmaktı. Tüm öykü elbette bu kadar değil. Tüm gediklerine rağmen, elbette her çizgi roman okuru gibi ben de çizgi romanlarla kişisel bir ilişki kurdum. Çizgi romanları yıllarca gerçek bilerek okudum. Hevesli ve heyecanlı her genç gazetecinin Tenten ile Spirou skalasında bir yerlerde yer aldığını, romantizmin Red Kit benzeri "alır başımı giderim"lerle bezeli olduğunu, bir gün belki Bilge Şirin olup Şirinemi bulabileceğimi (ya da yitirmemeyi becerebileceğimi) umdum (evet, Franko-Belçika çizgiromanlarını seviyorum). V'nin güç istemiyle çizdiği erkek portresinin, kuvvetine binaen güzel, naif ve "kadınsı" Evey'i tavlamasının aslında gerçek hayatın bir çok anına tekabül ettiği de acı (ve yaşanmış/yaşanacak) bir gerçek sanırım. Edinburghkalesiyle yarattığı kontrastın etkisini üzerimden atamamışken, eve dönünce ne göreyim benim Evey'm, beni terk etmemiş mi!