tumblr counter
Vicdani Ret ile Sorularına Cevaplar

Can Başkent

logic and the rest...

BİLKENTLİ ÖĞRENCİLERİN VİCDANİ RET İLE İLGİLİ SORULARINA CEVAPLAR

CAN BAŞKENT

Soru 1: Bizler de sizin gibi, vicdani reddin epik bir kahramanlık örneği olmadığını düşünen bir grup öğrenci olarak, sizi bu konuyu çalışmaya iten sebepleri merak ediyoruz. Bu konuyla ilgili çalışmalar yürütmenizin ve farkındalık yaratmaya çalışmanızın nedenleri neydi?
Cevap 1: Vicdani ret benim için siyasetin iki önemli aktörünü bir araya getiriyor: anarşizm ve sivil itaatsizlik. Bu nedenle vicdani ret teorik olarak daima ilgimi çekmiştir. Yıllar geçtikçe anladım ki, vicdani ret üzerine yapılan araştırma ve incelemeler epey yetersiz ve dar bir çerçeveye sıkıştırılmış. Bu nedenle, daha da hevesle meseleyi analitik çerçeveden incelemeye devam ettim. Pratik nedenler ise oldukça bariz. Türkiye’nin ben kendimi bildim bileli içinde yer aldığı savaş iklimi, militarist çabalarla “bile” bu savaşı çözememesi, insanların ölmesi, ölmeyenlerin hayatlarının zehir edilmesi.. gibi nedenler gündelik hayatın basit detayları haline geliyor. Bunun normal olmadığının farkına varınca, ister istemez antimilitarizmle ilgilenir oluyorsunuz.

Soru 2: Vicdani retçilerin yaşadıkları süreci genel olarak ne şekilde anlatabilirsiniz? Bu sürecin hukuki, cezai ve toplumsal yönleri nasıl şekillenmektedir? Kitaplarınıza baktığımızda, çok farklı sebeplerle vicdani redde bulunan insanlarla karşılaştığınızı görüyoruz, ki günümüzde halen vicdani ret belli bir etnik ya da cinsel kimlikle bağdaştırılan bir durum. Farklı arka planlardan gelen bu insanları vicdani retçi olma konusunda birleştiren etkenin ne olduğunu düşünüyorsunuz?
Cevap 2: Bunun cevabını bir email mülakatına sığdırmam imkansız. Zira kitabını yazdım bu sürecin. Türkiye hukuk sistemi rule of law ilkesiyle işlemediğinden, keza savcılar, hakimler genelde eğitimsiz ve cahil olduklarından, hareketin ilk 10 – 20 yılı vicdani reddin ne olduğunu ve ne olmadığını anlatmakla geçti. Bu nedenle süreç çok farklılıklar gösterdi her retçi ve her tutsak retçi için. Benzer şekilde, her retçinin de farklı farklı nedenleri oldu: veganizmden feminizme, antimilitarizmden Kürtçülüğe dek. Ama öte yandan, vicdani reddin Türkiye’de dahi “belli bir etnik ya da cinsel kimlikle bağdaştırılan bir durum” olduğunu düşünmüyorum. Kafa karışıklığı yaratan durumlardan biri de bu zaten – insanlar vicdani retçileri nasıl bir kaba koyacaklarını bilemediler yıllarca. Zira alışageldikleri kaypaklığı beklediler: sessizce askerden kaç, neden çıkıp deklare ediyorsun? Bunu anlatmak zor oldu. Bu çeşitlilik - yani hem kişisel öykülerin, hem de o kişisel öyküleri hukuki bir zeminde cezalandırmak isteyen savcıların çeşitliliği - nedeniyle kümülatif bir arkaplan bulmak zor vicdani ret hareketinde. Antimilitarist bile olmayan vicdani retçiler var neticede.

Soru 3: Bugün üniversitelerde eğitim süresini olabildiğince uzatan, lisans eğitiminden sonra yüksek lisans ve doktora ile eğitim hayatına devam eden ve askerliği tecil ettirerek mümkün olduğunca erteleyen genç erkek nüfusla karşılaşmaktayız. Bunun yanı sıra, bedelli askerlik adı altında belli bir ücret karşılığında askerlikten muaf olan kişileri de görmekteyiz. Fakat, bu şekilde vatani (!) görevi yerine getirmekten kaçan veya muaf olan kişiler, vicdani retçilerin karşılaştıkları toplumsal tepkiyle, baskıyla ve dışlamayla karşılaşmamaktalar. Aslına bakıldığında, vicdani ret bu iki durumla karşılaştırıldığı zaman ikisine göre en dürüst olanı. Askerlikten kaçmak veya bedelli askerlik yapmak siyasi diskurda hiçbir rahatsızlık yaratmazken ve toplumda büyük olumsuz bir yankı uyandırmazken, vicdani redde neden çok keskin bir şekilde karşı çıkılıyor? Bu reddediş tutumu neden toplumun bütün kesimlerinde ve segmentlerinde yer buluyor?
Cevap 3: İnsanların bu kadar riskli bir meselede politize olmalarını beklemek hayalperestçe olur. Hemen her meselede olduğu gibi Türkiye halkı bir şeye karşı çıkıyorsa o şey doğrudur, diye düşünmek lazım. Örneğin, ergenlik döneminde sanatçı olmak istediğini söyleyen gençlerin bile tepki gördüğü desteklenmediği bir iklimde, ahlaki ve vicdani kanaatlarını kullanmaya çalışan birilerini desteklemek pek beklenmemeli. Anlattığınız örnek Türkiye toplumunda haysiyetsizliğin ve kasaba kurnazlığının nasıl bir norm haline geldiğini güzelce ispatlıyor. “Kanunlara karşı gelme, geleceksen de herkes gibi gel” - kanuna karşı çıkmanın bile bir geleneği var Türkiye’de. Muhafazakar kültür böyle bir irin işte.

Soru 4: Askerlik görevinin bir vatani görev olarak addedildiğini ve bunun militer yapıyı güçlendirmenin ve sürdürmenin ayrılmaz bir parçası olduğunu biliyoruz. Sizce bu algı, bizim zihinlerimize nasıl yerleştirildi? Vicdani reddin militer yapıyı tehlikeye atan korkunç bir şey olarak gösterilmesi ve vicdani reddini ilan eden kişilerin ötekileştirilip toplumca dışlanmaları bu algının bir göstergesi olarak karşımıza çıkıyor. Bu nasıl değiştirilebilir?
Cevap 4: Bu algı antropolojik olarak gayet doğru bir algıdır. Militarizmin doğuşu, sadece birtakım şeytani insanların bir araya gelip insanları öldürme kararı almalarıyla falan açıklanamaz. Hayatta kalma mücadelesinde galip gelmek, iktisadi geleceğin güvensizliği nedeniyle surplus yaratmak, siyasi otoriteyi tesis etmek ve dolayısıyla istikrar sağlamak için militarizm şart. Vergi gibi, kimsenin istemediği ama zorunlu olan bir şey militarizm liberal demokrasilerde. Öte yandan, meselenin antropolojik yönü aslında epey evrimci – bu nedenle sağcıların bu tarz argümanları beni hep şaşırtmıştır, istemeden evrimci tezler kullandıkları için. Vicdani redde antropolojik itiraz insanın bir sürü hayvanı olarak, sürü için savaşmayanları dışlamak istemesinden kaynaklanıyor. Bu oldukça anlaşılır bir neandertal refleksi aslında. Benim de buna bir itirazım yok. Ancak, bir, artık neandertal değiliz; iki, neandertaller gibi zorunlu mikro-kavgalarla değil, dünya savaşları, nükleer başlıklar, seyreltilmiş uranyumlar ve dronelarla uğraşmak zorundayız. Son olarak, kuramsal olarak baktığınızda aslında, vicdani retçiler klanları için savaşmayan insanlar değiller aslında. Bunu silah ve şiddet kullanmadan yapmak isteyenler. Dolayısıyla, Silahsız Kuvvetler gibi bir idea mevcuttur vicdani ret felsefesinde ve pratiğinde. Bunun nasıl değiştirileceğini bilmiyorum – zira vicdani ret hareketi kendini gereğinden fazla hippi, İsevi ve pasifist olarak gösterdi. Buna gerek yoktu. Ama illa ki değiştirmek istiyorsanız, vicdani reddi çok daha geniş bir koalisyona yaymaya çalışabilirsiniz – çeşitlilik arttıkça, stereotipler de azalacaktır.

Soru 5: Vicdani reddin pratikte uygulanabilen bir hak olarak tanınması Türkiye’de popüler bir akım oluşturabilir mi? Böyle bir durum olması halinde, Türkiye’nin güvenlik kaygılarının (örneğin terörle mücadele sürecinin) nasıl etkileneceğini düşünüyorsunuz? Haricen, Türkiye’nin “ordusu ile güçlü devlet” imajının ne şekilde değişebileceğini düşünüyorsunuz?
Cevap 5: Böyle bir ihtimali kendi ömrüm dahilinde görmüyorum. İşin tuhafı, Kıbrıs çıkarmasında kendi gemisini batıran, (onların diliyle konuşmak gerekirse) “40 yıldır bir avuç eşkiyayı” bastıramayan Türk ordusu aslında epey başarısız. Hatta, harcanan paraya göre orantı kurarsanız, çok sefil ve beceriksiz. Beni şaşırtan, ordunun mukavemetini ve kabiliyetini, zorunlu askerliğe feda etmeleri oldu. Gerçek militarist, 18 yaşında silah bile tutamayan çocuklarla uğraşacağına lejyoner ordusu kurardı. Dolayısıyla, her ne kadar vicdani ret hareketi haklı olarak bu argümanı kullanmamış olsa da, profesyonel orduyu savunan bir avuç insan da var. Ama sanki, (gene onların diliyle konuşuyorum) Türk ordusunun kuvvetli olmamasını isteyen güçler var! Bir dönem, kuramsal olarak en azından, Türk ordusunun profesyonelleşmesinin vicdani reddi hakkı tanınmasından daha önce ve erken gerçekleşeceği beklentisi vardı. Böylelikle, vicdani ret sorunu da çözülürdü. Ama bu, aslında, antimilitarist vicdani ret hareketinin istediği bir şey değil. Zira en vahşi ordular, ABD, İngiltere ve Fransa, tamamıyla profesyonel ordular.

Soru 6: Türkiye’nin uluslararası alanda güvenlik politikalarının şekillenmesini sağlayan en önemli organ NATO. Dolayısı ile Türkiye’nin potansiyel militer gücünün kaybı bu ikili ilişkiyi nasıl şekillendirecektir. Birçok NATO üyesi ülke vicdani retti hak olarak tanımlarken Türkiye’nin sekter tutumu nasıl bir dilemma (ikilem) yaratıyor sizce?
Cevap 6: Vicdani reddin militer güç kaybına yol açacağına dair elimizde ne tarihsel ne de istatistiki bilgi var. Zira, yukarıda da değindim, vicdani reddin olduğu ülkelerin çoğunun ordusu çok militer. Toplum olarak, o toplumların daha az militer olduğunu düşünmek zor. Militarizmin hedefleri artık kendi toplumları değil belki, ama, örneğin Fransa için, Orta Afrika Cumhuriyeti, ya da, koalisyon güçleri için, Irak ve Afganistan. NATO üyesi olmak vicdani ret politikalarına dair bir yaptırım ya da tavsiye taşımıyor üye ülke için. Dolayısıyla bunun bir ikilem olduğunu düşünmüyorum.

Soru 7: Türkiye’nin karşı karşıya olduğunu söylediği güvenlik tehditlerinin yanlış bir algı olmadığının ve bir gerçeklik taşıdığının farkındayız. Fakat bu tehditlerin ne şekilde politik söyleme eklemlendiği ve topluma yansıtıldığı bizce Türkiye’yi ilginç kılan durum. Var olan militer geleneği sürdürebilmek adına bu söylemler sürekli olarak yeniden üretilmekte. Türkiye’de yüzyıllardır süregelen “güvenlik devleti” (security state) yaklaşımının bir gereği olarak güçlü bir ordunun varlığının ve ülkenin güvenlik politikalarının devlet tarafından oluşturulmasının bireyler üzerinde ne gibi etkileri olduğunu düşünüyorsunuz? Başka bir deyişle, bireyleri karar alma sürecine dahil etmeden, onların vicdanlarını, kişisel hak ve özgürlüklerini dikkate almadan, sözde onlar adına ve onların güvenliğini sağlamak amacıyla alınan kararlar, bireyleri ne şekilde etkilemektedir?
Cevap 7: Türkiye’nin çevresini saran “dış mihrakların” gerçek ve reel bir tehlike olduğunu düşünmüyorum. Gözünüzün önünde İsviçre ve savaş sonrası barışmış Almanya-Fransa örnekleri varken, hala komşularınızdan korkuyorsanız, kabahati biraz da kendinizde aramalısınız. Keza, bu tehditlerin güncel siyasette yaratılması, yansıtılması, yeniden konumlandırılması da sadece Türkiye’de değil, az gelişmiş her ülkede görülecek bir durum (Hindistan/Pakistan şık bir örnektir). Hatta, Trump döneminde ABD’de de benzer bir hissiyat oluşacak gibi görünüyor. Güvenlik devleti de haliyle, geri kalmış ülkelerde, halk için iyi bir afyondur. Devletin “baba” olarak görülmesi de buna iyi bir örnektir. Türk toplumu kendini tanımlamak için sanat ve bilim yerine, savaşmayı ve kavga etmeyi seçmiş. Bu nedenle, bir yerden sonra, mahallenin kabadayısı gibi, kavga çıkarmak için bahane aramak zorunda kalırsınız. Olan bu. Bunun ilginç bir simetrisi de kendini edebiyat ve sanatla tanımlamak isteyen, örneğin Fransa, toplumlarda görülür. O memleketlerde akla gelmeyecek her mikro duygulanım için uzun uzun romanlar yazılır. Zira, bir yerden sonra roman için sınırları ve hayalleri zorlamanız gerekir. Nasıl bizler de düşman yaratmak için hayalleri zorlayıp, “kart-kurt sesinden Kürt çıkmıştır” diyorsak.

Soru 8: Bahsettiğimiz güvenlik kaygıları sebebiyle Türkiye, zorunlu askerliği vatani hizmet adı altında erkek vatandaşlarına bir ödev olarak hem anayasayla hem de kanunlarla atfetmektedir. Çeşitli sebeplerle askerlik yapmak istemeyen ve vicdani ret ilan eden kişilerin, ne gibi beklentileri var? Vicdani retçi olmakla günlük hayatımızın her köşesinde var olan militarizmin ne yönde, ne şekilde aşılması amaçlanmaktadır?
Cevap 8: Vatan hizmeti lafı aslında oldukça muğallak bir tanım. Kitap yazmak da vatan hizmetidir, evinizin önünü süpürmek de. Bunu askerliğe bağlamak ise apayrı bir durum. Osman Can gibiler bu ödevin askerlik olduğunu sabitleyen 1111. maddenin anayasaya uygun olmadığını iddia ediyordu: vatan hizmetinin tek ve biricik şekilde ifa edilmesini kısıtlamak anayasaya uygun değildir, diyenler vardı yani. Öte yandan, retçilerin nasıl bir beklentisi var, bilmiyorum. Bir iki cümleyle anlatmak zor. Duvarda çatlak yaratmak, vicdanen doğrunun peşinde koşmuş olmak, sayılabilir. Bu nedenle aslında vicdani retçiler militarizmi gündelik hayatlarından rahatça çıkarabilirler. Ben belki çok iyimserim, gündelik hayatlarımızda aslında eskisi kadar çok militarizm yok – saçmayalan, askercilik oynayan, çiğ ve beceriksiz bir devlet var aslında.

Soru 9: Türkiye’nin orduya bu kadar bütçe ayırmasını ne şekilde yorumluyorsunuz, tüm bu harcamaların gereklilikten kaynaklanmadığını düşünüyorsanız bu bütçenin ne şekilde yönlendirilmesini ya da başka hangi alanlara kanalize edilmesini dilerdiniz? Genç erkek nüfusunu belli bir süre orduda istihdam etmeye zorlamanın işsizlik oranını azaltmanın bir yolu olarak kullanıldığını düşünüyor musunuz ve eğer öyle ise bu genç nüfusun asker olmaya zorlanmak yerine iş gücüne katılmaları Türkiye adına lehte ne gibi sonuçlar doğururdu?
Cevap 9: Türkiye’nin orduya bu kadar para harcayıp hala (onların diliyle konuşuyorum) “netice alamamasını” komik buluyorum. Din sömürüsü gibi, kahramanlık sömürüsü var bu ülkede. Nasıl sekülerizm din sömürüsünü engellemeye çalışırsa, vicdani ret de kahramanlık sömürüsünü engellemeye çalışır. Tek kahramanlığın askerlik olmadığını anlatır bir yandan da. Hatta, bu harcanan paranın çoğunun belli başlı çokuluslu şirketlere gittiği düşünülünce, meselenin aslında oldukça basit olduğu görülüyor. Askerliğin, işsizlik oranlarını sahte bir şekilde düşürdüğüne dair de elimizde müspet bir delil yok. Zira askerlik o kadar uzun sürmüyor, işsiz giden işsiz dönüyor. Türkiye’deki niteliksiz işsizliğin önünde askerlikten daha öncelikli meseleler var.

Soru 10: Vicdani retçilere göre, güvenlik politikalarında ana nokta olarak devletten ziyade toplumsal fikirler, bireylerin hak ve özgürlükleri daha ön planda olmalı. Peki bu noktada vicdani retçiler güvenliği ne şekilde tanımlar? Son olarak tezimize çözüm, en iyi ihtimalle alternatif sunma kısmı eklemeyi düşünüyoruz. Bu anlamda karşılaştığınız kişilerin isteklerini ve Türkiye’nin de realitesini göz önüne aldığınızda, vicdani retçilere göre militarizme alternatif çözümler neler olabilir? Profesyonel ordu sistemini bu kapsamda değerlendirebilir misiniz?
Cevap 10: Güvenlik politikasına dair bir iki ciddi alternatif var. Biri İsviçre modeli, diğer nispeten İzlanda modeli. Türkiye çerçevesinde, asıl sorun daha varoluşsal aslında. Türkiye’nin bir cumhuriyet (republique) olarak raison d’etre’si düşman yaratmak. Bu nedenle sorunlar çözülmüyor, barış gelmiyor. Dolayısıyla, sorunları çözme kararı cidden alınırsa, militarizme ihtiyaç da kalmaz. Bu nokta önemli. Zira militarizm aslında sorunlar çözülemediğinde değil, çözülmek istenmediğinde kullanılan bir aygıttır. Bu nedenle profesyonel orduyu bir çözüm olarak görmüyorum.

Soru 11: Bu konuda araştırma yapmış birisi olarak sizin tecrübeleriniz bizim çalışmamız açısından büyük önem taşımakta. Meselenin araştırılmış tarafının yanında vicdani redde bulunmuş ve o süreci yaşamış kişilerle birebir görüşmek de araştırmamıza birincil nitelikte kaynak sağlayacaktır. Bu sebeple sizin de eserlerinizde yer verdiğiniz veya güncel olarak bu durumu yaşayan kişilere bizi ulaştırmanız veya yönlendirmeniz mümkün müdür?
Cevap 11: Bu şekilde insanların iletişim bilgilerini paylaşmayı doğru bulmuyorum. Vicdani Ret Derneği’ne sormanız daha doğru olacaktır.