tumblr counter
Şiddetten "Arınmışlık" ve Antrenmanları | Can Başkent

Can Başkent

logic and the rest...

ŞİDDETTEN "ARINMIŞLIK" ve ANTREMANLARI

CAN BAŞKENT

Şiddet her yerde, her yerimizde; herkeste ve her birimizde. İster onun doğal olduğunu söyleyin, ister otoriter eğilimlerin görüngüsü olduğunu; bu yazı, her tür olası sıkıntılarına rağmen, kökenlerini göz ardı ederek; şiddetin nasıl bertaraf edilebileceğine dönük kolektif bir çaba hevesi aşılamaya çalışacak.

İşe şiddetten "arınarak" başlamak gerektiğini düşünüyorum. Şiddetin sosyokültürel tanımlarını yaparak sezgisel ve içsel şiddet eğilimlerimizi dışlamak niyetinde değilim. Haliyle, şiddetin 'tanımından' bağımsız, şiddetin emareleri üzerine gitmek istiyorum.

Hepimiz hem ezilen, hem ezeniz. İster cinsel, ister kültürel, ister politik olsun ayırımcılığa uğruyoruz. Elbette ki bu ayrımcılık bazen silah zoruyla, bazen devlet-yasa, kimi zaman da toplum-aile aracılığıyla uygulanabilmekte. Açıktır ki, bu toplumsal birimlerin antropolojisiyle didinip, "devletin, ordunun 'neden' var olduğuna" dair ciltlerce literatür oluşturuldu. Çeşitli felsefi, iktisadi ve toplumbilimsel yaklaşımlarla belirli açıklamalar getirilmeye çalışıldı. Konumuz bu bilgi birikimi değil, daha ziyade uygulamaya dönük açılımlar.

Hayatın her alanında üstümüze zuhur eden şiddet içimizde devasa bir alan kaplıyor, ve farkında olalım yada olmayalım biz de bunu kendi kapasitemiz/etkimiz dahilinde etrafa yansıtıyoruz. Hepimiz hem ezileniz, ama hem de ezeniz. Patronundan azar işitip, evde karısını döven erkek gibi örnekler hepimize aşina. Haliyle GLBT topluluklarının maruz kaldığı şiddet daha yoğun ve daha fazla.

Şiddetten arınmışlık; bize uygulanan şiddetin, toplumsal değişim için kullanılabilecek bir alet ve strateji olmadığının kabulüyle başlıyor ve kendini, şiddet içeren eylemler yerine koyduğu devrimci fikir ve eylemlerle tanımlıyor. Diğer bir deyişle reddiye üzerinden, içi boş bir politik duruş sergilemek yerine; şiddet içermeyen ve şiddet yaratmayan eylemi tanımlayarak ve göstererek kendine pozitif bir varoluş alanı açıyor. "Karını dövme" demek değil şiddetten arınmışlık, "azar işitsen dahi, karına vurma!". Toplumsal dönüşüm kolektif bir çabanın ürünüdür. Dolayısıyla, şiddeti bir eylem ve varoluş alanı olarak dışlayan hareketlerin, kendi kolektif çabalarını ifade etmek için bir eylem paradigmasına gereksinimleri var. Jörg Rohwedder'in değindiği gibi:
"Bu hareketlerde sık sık gündeme gelen bir soru, şiddetten arınmışlık fikrini siyasi eyleme dönüştürmenin ve geniş bir tabana aktarmanın yollarıyla ilgiliydi. Böylece, şiddetten arınmış mücadele için çeşitli ‘eğitim’ modelleri geliştirildi. Bu modeller, tarihin gidişatına ve eylemek isteyen insanların ait oldukları kültürel altyapıya bağlı olarak değişti. Onlarca yıllık süreçte, "şiddetten arınmışlık antrenmanı" kavramı belirlendi." [1]

Şiddetsiz direnişler, eylemler ve strateji belirlemek için yapılan kolektif çalışmalara şiddetten arınmışlık antrenmanı [non-violence training] deniyor. Şiddetten arınmış antrenmanlar, bu konuda daha deneyimli olan antrenörlerin önceden hazırladığı bir senaryo ve kurgu çerçevesinde, konuyla ilgili katılımcılarla birlikte yürütülen bir çalışma. Antimilitarist eylemler için, blokaj ve ekotaj eylemleri için sıklıkla kullanıla gelmiştir. Avrupa'da özellikle ekolojist hareket ve pasifist hareket bütünüyle antrenman mantığını benimsemiştir. Anti otoriter gruplar ve anarşist grupların da önemli bir oranı bu teknikle işlemektedir.

Antrenmanların katılımcı sayısı, verimi düşürmemesi için 20-30 kişiyle sınırlandırılır genelde. Ama, elbette yüzlerce kişinin katıldığı antrenmanlar da yapılmıştır. Antrenörler, deneyimlerini paylaşmak için oradadırlar. Grup içi dinamikleri belirlemek, grubun gidişatını belirlemek ve gruba yansıtmak, grubun karar alma süreçlerine yardımcı olmak, ama müdahil olmak değil, için oradadırlar. Deneyimleri, katılımcılar tarafından öğrenilecek bir şeyler değil; katılımcılarla birlikte hazırlanılan eylem için kullanılacak bir birikimdir.

Çoğu zaman, eğlenceli, neşeli oyunlarla başlarız çalışmaya. Böylece grup birbirine ısınır, grubun birbirine güven ve sevgisi ortaya çıkarılır. Örneğin anti homofobi amaçlı antrenmanlarda, şöyle bir oyunla işe başlanabilir:
"Grup daire şeklinde oturur. Antrenör, elinde kulaklarından ve poposundan tuttuğu bir tavşan olduğunu farz eder ve gruptan bunu hayal etmelerini ister. Tavşanı, istediği bir yerinden öperek sol yanındaki katılımcıya uzatır. Sol yandaki katılımcı da tavşanın istediği bir yerinden öperek diğerine geçirir ve böylece bütün katılımcılar bu şekilde tavşanı öperler. Tavşan, antrenöre tekrar geldiğinde, antrenör tavşanı yanına oturtur (tavşan hayalini güçlendirmek için antrenör jestler katabilir.) Az önce tavşanı neresinden öptüyse aynı şekilde herkes, sol yanındaki katılımcıyı tavşanı öptüğü yerden öpmesi istenir. Genellikle kadınlar ve erkekler yan yana geldiğinde bir tavşanı dudağından veya poposundan öperken yanında bulunan bir insanı aynı rahatlıkla öpemiyor, yada hem cinsler bu konuda homofobik davranışlar sergileyebiliyor. “ [2]

Oyundan sonra, önceden belirlenmiş çalışma konusunda, antrenörlerin rehberliğinde çalışmaya başlanır. Konunun içeriğine göre piyesli, senaryolu bir eylem provası yapılır ve olası eylemin olumlu-olumsuz yanları insanlar tarafından görülür. Elbette, burada anlattıklarımdan farklı bir çok çalışma yöntemi vardır, ve yenileri yaratılabilir.

Şiddetten arınmışlığın temellerinden biri konsensüs (oybirliği) ile karar alma tekniğidir:
“Konsensüs, işe yaraması istendiğinde, en iyi sonuç verir. Konsensüs ile işleyen toplantıların bir başkanı olmaz fakat çoğunlukla kolaylaştırıcı denen grubun onayıyla toplantının teknik sürekliliğini sağlamakla yükümlü biri belirlenir. Herkesin sırayla konuşması, konuşma süresinin hatırlatılması gibi yükümlülükleri vardır kolaylaştırıcının. Aynı zamanda bazı pratik duyuruları da kolaylaştırıcı yapar, gündemin belirlenmesini sağlar. Her tartışma, herkes hemfikir olana dek sürer. Eğer birisi, süreci durdurursa, tartışma o kişinin itirazları göz önüne alınarak yeniden yapılır. Herkesin muhalif olma ve tartışmayı durdurma hakkı vardır. İnsanların ‘kenarda durma’ hakları da vardır. Bu, fikirlere ve eylemler katılmıyorum, ama sizi de engellemeyeceğim anlamındadır. Çoğu durumda, bu yöntemlerle konsensüs sağlanır. Konsensüsün iki temel ilkesi vardır: Yapıcı olun ve konuşma sıranız gelene dek bekleyin. Bununla birlikte bazı diğer pratik ilkeler de şöyle sıralanabilir: Dinleyin. Açıklayıcı olun. Net ve kısaca konuşun. Esnek ve sabırlı olun. Konsensüsün de kullanılamayacağı yerler vardır. Eğer seçenekleriniz iyi değil, iyinin kötüsünü seçmeye çalışıyorsanız, yeterli bilgi ve fikriniz yoksa, konu çok basitse, zamanınız yoksa konsensüs iyi bir yöntem değildir.” [3]

Türkiye’de özellikle vicdani ret hareketi, öğrenci hareketi ve ekolojist hareket çerçevesinde gelişen bir şiddetten arınmış eylem geleneği mevcut. Az da olsa, içinde yaşadığımız şiddet kültürü ölçekleri dahilinde bir çok çalışma, eylem yapıldı. Vicdani ret hareketinin “sıcak” olduğu yıllar, Akkuyu nükleer karşıtı hareket ve yıllar öncesinin öğrenci koordinasyonu birer örnek olarak değinilebilinir niteliktedir [1].

Ankara’nın ilk şiddetten arınmışlık antrenmanlarından biri 23 Mart 2002’de Kaos Kültür Merkezi’nde yapıldı. İzmir’den gelen antrenörlerle birlikte anarşist, feminist, gey eylemcisi, total retçi katılımcılar; şiddetten arınmışlığın temel kavramlarına giriş mahiyetinde birlikte çalıştılar, eğlendiler ve öğrendiler.

Şiddetsizlik, içinde büyüdüğümüz, yaşadığımız şiddet kültüründe bir ütopya belki. Ama, gerçekleşmesi kolektif çabalarımızla en yakın ütopya.

HAMİŞ: Şiddetten arınmışlık hakkında, önemli eylemci kitaplarından biri [1]’dir. Tıpkı basımı dijital ortamda oldsletter YAYINLARI tarafından hazırlanmış ve bilgisayarda okunur formata dönüştürülmüştür. Masrafı karşılığı edinmek için: oldsletter@yahoo.com ya da www.geocities.com/oldsletter

KAYNAKÇA
1. Şiddet Kültüründe Şiddetten Arınmış Eylem, İLKE-SKD Yayınları, oldsletter YAYINLARI tıpkı basımı.
2. Ferda Ülker ve Hilal Demir'den alıntı.
3. EYFA, ecotopia reader.