tumblr counter
Anarşizm ve Ekonomi: Bir Giriş | Can Başkent

Can Başkent

logic and the rest...

ANARŞİZM VE EKONOMİ: BİR GİRİŞ

CAN BAŞKENT

0.
Saklamaya ne hacet, anarşizmin en zayıf olduğu alan ekonomidir.
1.

Ekonomi sözüyle ne kastettiğimi iyice açıklamam gerek. Ekonomi derken, kapitalizmin doktriner bir şekilde zihnimize kazıdığı ‘piyasa analizini’ veya finansı kastetmiyorum. Ekonomiyi, basitçe, ‘paylaşım bilimi’ olarak tanımlıyorum. Bu paylaşımın neye dayanması gerektiği, gerek matematiksel gerekse felsefi ilkelerini belirlemek ekonominin amaçlarındandır. Altını çizmeden geçemeyeceğim, ekonominin ‘sınırsız insan ihtiyaçlarıyla sınırlı kaynaklar arasındaki dengeyi sağlamak’ olarak tanımlanmasını elbette doğru bulmuyorum.

2.

Paylaşımın nasıl yapılacağını çözümlemeye gayret ederken atmamız gereken ilk adım, mülkiyet sorununu çözmektir. Marks’ın attığı ilk adım kulağa elbette hoş geliyor: üretim araçlarının kamulaştırılması. Ancak, bu, kişinin aracı ‘sahiplenememesi’ sorununu ortaya çıkarıyor. Bununla birlikte, ekonomik politikayı haddinin aşan bir şekilde merkezileştiriyor.

Liberal kanadın bu teze karşı geliştirdiği bireysel mülkiyet fikrinin temelleri aslında, burada ortaya çıkıyor. John Locke’un etkileyici bir şekilde tanımladığı bireysel mülkiyet, ektiğin biçtiğin toprağa ‘benim’ deme hakkın olduğunu söylüyor. Bu aslında, anarşist politikaya aşina okurun yabancılayamayacağı bir tanım. Amsterdam squat’larından tutun da, Wall Street işgaline dek, bir çok siyaset benzer bir yaklaşımı taşıyor aslında: Emek benimse, mülk de benimdir.

Anarşizmin ekonomisi, tadını kaçırmadan emeğine sahip çıkmakla, Marksist ekonomi arasında denge sağlamakla mükelleftir. Burada asıl sorun, liberterizmin de (liberallik demiyorum) aynı çabayı göstermesidir. Dolayısıyla sormamak elde değil, anarşist ekonomi liberterizmden kendini nasıl ayırmaktadır? Anarşist ekonomi de acaba serbest pazarı mı arzulamaktadır?

3.

İlk gözlemim anarşist ekonominin liberterizme sanıldığından daha yakın olduğudur. Bu şaşırtıcı sonuç, beni bazen ürkütüyor. Öte yandan, eşitlik ve toplumsal adalet adına, tüm üretim ve tüketim sürecini Marksçı bir şekilde merkezileştirmek de içime sinmiyor. Serbest pazarın yaratıcı itkisini etkileyici bulmadığımı söyleyemem. Anarşist serbest pazarın liberterizme varmadan, kapitalizmi yaratmadan nasıl inşa edileceğini araştırmanın önemini Rothbard’dan öğreniyorum. Ünlü anarko-kapitalist Rothbard’ın ‘anarşizm kapitalizm en bütüncül ifadesi, kapitalizm de anarşizmin en bütüncül ifadesi’ sözünü artık ciddiye alıyorum. Muhakkak ki, en azından kuramsal manada, kapitalizmin ciddiye aldığım şekli, emperyalist imparator ABD’nin yaşadığı şekli değil, İskandinav refah kapitalisti olacaktır: kar amacı güderek, özel mülkiyeti koruyarak toplumsal denetime tabii bir serbest pazar ekonomisi. Tüm bu refahın yabancı düşmanı ve ırkçı ve kolonyalist olmadan nasıl inşa edileceği, elbette en önemli sorundur.

4.

Anarşist ekonominin analizini yaparken hem kapitalist hem sosyalist kanadın kimi kriterlerini ciddiye alıyorum. Yazıyı yazarken de aklımda olan örnekse, mahalle bakkalının süpermarket zincirine dönüşmesi hikayesi olacak. Yani, iyi iş yapan, müşterisine iyi davrandığı için sevilen ve popülerleşen, sonrasında da işini büyütüp bir süpermarkete dönüşen, devamında da yerel bir süpermarket zincirine dönüşen bakkal dükkanı örneğini aklımda tutacağım. Çünkü bu örneğin, bir çok ekonomik sorun ve amacı net bir şekilde gösterdiğini düşünüyorum.

Zira, anarşist ya da değil, ekonomi üzerine fikir üreten herkese doğrudan sorulan soru da budur: senin önerdiğin sistemde mahalle bakkalımız ne olacak, ekmeği nereden alacağız? Bakkal devletin mi olacak, müteşebbisin mi? İyi bakkalla, kötü bakkal arasında nasıl bir ekonomik denge yaratacağız?

5.

Müteşebbis sorununu anarşist ekonominin en merkezi sorunlarından biri olarak görüyorum. Müteşebbis fikri aslında hepimize aşinadır. Her müzisyen, her yazar, sanatçı birer müteşebbistir. Sadece, sanatlarıyla hayatlarını idame ettirmeye çalışmakla kalmaz, sanatçılar aynı zamanda ürünlerini yaymaya da çalışır. Daha fazla yerde konser vermeye gayret eder, daha fazla okunmak isterler. Kuşkusuz istisnalar gani gani, ancak, nasıl bu yazıyı yazmamın en önemli nedenlerinden biri paylaşmak isteğiyse, sanatçıların ürünlerini paylaşmak istemeleri de doğaldır.

Müteşebbis de, çok iyimserleştiğimin farkındayım, benzer motivasyonlara sahiptir. Örneğin, daha ucuza daha güzel bir şekilde üretebileceğime inandığım bir tükenmez kalemi topluma sunma, toplumla paylaşma ve sonrasında da hak ettiğim takdiri alma isteği de yukarıda değindiğim sanatçının heves ve arzusundan pek farklı değildir bence. Müteşebbis de sanatçıyla benzer amaçlara sahiptir, araçları farklıdır.

Sanatçı, üretim sürecinde, maddi bir katkıda bulunmaz topluma. Sanat ürününün maddi katkı olmasının nedeni, kapitalist toplumda, üzerine şiir basılı kağıdın, üzerinde şiir basılı olmayan kağıttan pahalı satılmasıdır. Dolayısıyla, günümüz toplumunda, sanatsal üretimin maddi bir değeri vardır. Zira, sanatçı, örneğin bir ekmek fırınında çalışarak ekmek üreteceğine, stüdyosunda gitar tıngırdatmıştır. Zamanın bu şekilde değerlendirdiği için, karnın doyurması gereken ekmeği, yarattığı şarkılara para harcamak suretiyle kendisine vermemiz gerekmektedir. Yani aslında, metalaşan sanat ürününden ziyade, zamandır.

Bu minvalde, yazının başında belirttiğim, paylaşım sorunu yine merkezi bir hal alacaktır. Bahçemdeki 10 elmayı, mahallemdeki 3 sanatçıya nasıl bölüştüreceğim? Zerre kadar hazzetmediğim müziği yapan kabiliyetsiz gitaristle, yıllardır şiir kitabı üstüne şiir kitabı yazan şaire eşit sayıda mı elma vereceğim? Eğer bu iki sanatçı da geniş bir evde yaşamak istiyorsa, hangisine geniş evi vereceğiz? Diğer bir deyişle, hangisinin daha ‘iyi’ bir yaşamı ‘hakkettiğine’ nasıl karar vereceğiz?

6.

Anarşist ekonomiyi anlamaya, bu nedenle, anarşist toplumda sanatçı ve müteşebbisin durumunu tartışmakla başlamak gerektiğini düşünüyorum.

Meselenin zorluğunun bir kaç nedeni var. Öncelikle, sanatçıların çoğu aslında kötüdür. Zira sanatçı sıfatına haiz olmak için, anarşist toplumda devlet sanatçılığı olamayacağını anımsarsak, tek yapmanız gereken kendinize sanatçı demektir, asil yargıç ise zamandır, tarihtir. Tarih elbette, hakkı yenmiş, zamanında anlaşılamamış, belki ürünleri heba edilmiş bir çok sanatçıyla doludur. Anarşist bir toplumda da bunun böyle olamaması için bir neden göremiyorum. Örneğin, anarşist toplumda, mehteran müzisyenleri değer görecek midir? Britney Spears anarşist toplumda ne kadar saygı görecektir? Van Gogh’un eserleri nerede duracak? Karikatürist arkadaşımın yapıp bana armağan ettiği çizim, benim olamayacak mıdır artık? Ahlakın temel adaletsizlik sorunları, diğer bir deyişle, anarşist bir ekonomide de var olacaktır, zira bu adaletsizlikler sadece iktisadın sorunu değildir. Bu nokta önemli, zira böylelikle, kapitalizme yöneltilen ezber eleştirileri bir daha gözden geçirmek zorundayız.

Sonuç olarak, iktisadı katkıları neredeyse sıfır olan -çünkü anarşist toplumda sanat alınır satılır bir şey olamaz- dahası, niceliksel olarak üretimlerinin çoğu kötü ve verimsiz olabilen bir ekonomik sınıf, baş edilmesi zor bir kategoridir. Müteşebbisin hali de benzerdir. Müteşebbisin teşebbüslerinden elde edeceği verim çok düşük olacaktır, fikirlerinin çok azı işe yarayacaktır. Dolayısıyla, müteşebbis de bir ‘mali kambur’ olacaktır.

Günümüzün serseri terminolojisiyle betimlemeye çalıştığım bu mesele, anarşist ekonomiyi öngörebilmemiz için önemli kriterler sunmaktadır.

7.

Pratik kaygımı açık ettim: yeteneksiz sanatçı, kabiliyetsiz girişimci, başarısız bilimadamı gibi ‘vakalarda’ nasıl davranacağımızı tespit etmek önemlidir. Bu vakalara yaklaşırken yapacağımız önkabüller anarşist ekonominin temellerini belirleyecek, onun kapitalizm ve sosyalizmle ortaklaştığı ve ayrıştığı noktaların altını çizecektir. Bu konuda yapacağımız kabüller, önemli bir sorunun, serbest piyasa ekonomisinin anarşizmle ilişkisini anlamakta bize yardımcı olacaktır.