tumblr counter

Devlet Baba | Can Başkent

DEVLET BABA

CAN BAŞKENT

0.

Son zamanlarda epeydir bir şeyler yazamadım. Bunun iki nedeni var: Propaganda Yayınları bu aralar epey zamanımı alıyor. Örneğin geçen aylarda Zülal’le beraber yazdığımız Veganizm kitabını çıkardık. Bir yandan da Nişanyan kitaplarıyla uğraşıyorum. İkincisi de, tuhaf bir şekilde, belki Baudrillard’a özenerek, bir Amerika makalesi yazmaya çalışıyordum. Beni bu kadar oyalamasına rağmen, yazamadığım ilk makale oldu bu. Göya, “Amerika’yı anlamadan kapitalizmi anlamak mümkün değildir” tezini, liberterizmle flört ederek ve de anarşizmin düştüğü hatalara değinerek anlatacaktım, olmadı.

Bu yazamadığım makalede, altını defalarca çizeceğim tez şuydu: Kapitalizme atfettiğimiz birçok kabahatin (sömürü, insan hakları ihlalleri, doğa katliamı) nedeni, aslında ‘devletçi’ zihniyettir. ‘Devletçi zihniyet’ dediğim, halkın ve bireylerin, kendi sorunlarını çözme hak ve ödevlerini devlete devretmesidir. Kısacası, sen ekolojik dengeyi korumak için elinden geleni yapmazsan, sorunu çözme ödevini devlet gibi bir üst ve soyut (ve meta-) kuruma havale edersen, eşyanın tabiatıdır, bu kurum istediği kadar iyi niyetli, şeker gibi insanlardan müteşekkil olsun, yozlaşır. Bugün yozlaşmazsa, yarın yozlaşır. Solcu da olsa yozlaşır, sağcı olsa da yozlaşır. Sosyalist olsa da yozlaşır, kapitalist olsa da.

Bunu, kimi müminlerin, ateistlerin ahlaksız olduğunu iddia etmelerine benzetiyorum. Zira bu müminlere göre, ahlakın tek kaynağı dindir ve dolayısıyla dinsizseniz de ahlaktan yoksunsunuzdur, çünkü allah ve cehennem korkunuz, günah kavramınız olmadığı için ‘karınızı, kızınızı pazarlıyorsunuzdur’. Bu meseleye daha önce değinmiştim, tekrarlamayayım (canbaskent.net/politika/85.html). Ancak, burada yine bir ortak nokta var şu biraz önce değindiğim Amerika meselesiyle.

1.

Belki kültürel evrimin bir sonucu, belki kuantum fiziğinin bir argümanıdır bu: insanlar enerji tasarrufu yapmak için meta-kurumlar oluştururlar: devlet, aile ve din bunların en bilinenleridir. Devlet, sadece bir bürokratlar ordusu değildir; aile, beraber yaşayan iki kişi ve onların çocuklarından ibaret değildir; din, sadece bir ahlak ve kozmoloji spekülasyonları derlemesi değildir. Buraya kadar hemfikirizdir eminim.

Ancak, gerek ahlaki gerekse iktisadi zeminde hayatlarımızdan çıkarılması gereken devletin, iktisadi zeminden kapıdışarı edilmesi gerekliliği, ahlaki alandan dışlanması gerekliliği kadar açık değil çoğumuz için. Sanırım bu nokta, argümanımın temel noktalarından. Devlet Baba’nın babalığı sadece namus bekçiliği değil, aynı zamanda ‘aile bütçesine’ egemenliğinden de kaynaklanır.

İktisadi özgürlüğünü kazanan birey ve grupların, ahlaki özgürlüklerini kazanacağı, ancak bunun tersinin mümkün olamayacağı gerçeği bu yazının hacminin çok çok ötesinde. Dikkat ediniz, Marks-Engels tarzı, ‘babanın ıslahı’ değil kastettiğim. Ahlaki ve iktisadi yükümlülükleri ve özgürlükleri bir babaya, devlet babaya, havale etmenin yaratacağı kaçınılmaz sorunlara işaret ediyorum.

Eh, bu sorunları memlekette midemiz bulanarak her gün görüyoruz. Konunun beni üzen yönü, bu meselelerin, ancak RTE veya diğer AKP kurmayları zıvanadan çıktığında gündeme gelmesi. Hatta hatta, kızlı erkekli ev meselesinde, sağcısı da solcusu da meseleyi ‘yurt’ sorununa getiriyor. Gören de yurtlarda hayat günlük gülüstanlık sanacak.

2.

Bu ülkenin bilinen, saygı duyulan bir okulunda okudum, iki sene de o okulun en rahat denebilecek yurtlarından birinde kaldım. Devlet yurdu denen yerlerde kalanlara göre, şartlarımız epey iyiydi.

Öte yandan, yurt hayatının eğlencesi bir yana, pek de imrenilecek bir şey olmadığını sanırım herkes bilir. Medeni memleketlerde acaba bunlar, her üniversitenin yurdu olduğunu falan mı sanıyor, bilmiyorum. Kaldı ki, bürokrasi çöplüğü olmalarının ötesinde mide bulandırıcı muhafazakar indoktrinasyonun ve faşist çeteleşmelerin merkezi olmaları, insanı hayattan soğutan giriş-çıkış saatleri ve kontrolleri, odanıza misafir kabul edememeniz gibi ‘kuralları’, bu devlet yurtlarını bana kalırsa insanlığa karşı bir suç merkezine dönüştürüyor. Haliyle, her öğrenci gibi ben de ilk fırsatta eve çıkmıştım - hatta yurt ücretiyle neredeyse aynı fiyata..

Kaldı ki, madem işin ekonomisindeyiz, 3-4 büyük kent dışında, yurt ücretleriyle, ucuz apartman dairesi arasındaki fiyat farkını devlet öğrenciye verse milletçe daha fazla kar ederiz. Hem öğrencilere gençliklerini geri veririz, hem de gençleri hayata daha düzgünce hazırlarız.

Hemen bir hesaplama yapalım. Yurtlar Kurumu’nun, bu seneki bütçesi 5 Milyar liraymış. Buna rağmen devlet yurtlarında barınan öğrenci sayısı 300binler civarında. Örneğin, öğrenci yoğun bir kente, Eskişehir’e bakalım. Eskişehir’de devlet yurdunun aylık ücreti 150-200 lira arasıymış. Türkiye’de yaklaşık 4 milyon üniversite öğrencisi var. Bundan ailesi yanında ya da memleketinde okuyanları, özel üniversitelerde okuyanları, iki senelik okullarda okuyanları, yüksek lisans ve doktora yapanları, tam zamanlı çalışanları, evli olanları ve üniversiteye bağlı kampüs yurtlarında kalanları falan çıkarınca aşağı yukarı 1 milyon kişi bile kalmaz elimizde. Hadi, 1 milyon öğrenci vardır diyelim bu memlekette yüksek öğrenim nedeniyle yer değiştiren. Haliyle, en basit aritmetikle bile, 5 milyarlık bütçeyi 1 milyona bölerek, üniversite okumak için başka kente taşınan öğrencilere yılda 5bin lira kira yardımı yapma kapasitesinde olduğumuzu gösteriyor. Hala, öğrencileri, hapishaneden bozma yurtlara tıkma hevesi neden?

3.

Meselenin barınma meselesi olmadığı açık. Kısaca değindim, devlet babacılığı hem iktisadi hem ahlaki alanımızdan çıkarmakla işe başlamak en isabetli karar olacaktır. Zira, gün olur, değer politikasını beğenmediğiniz biri gelir ekonomik yapıyı altüst eder, sonra başkası gelir, kendince ‘ahlak’ dediği zırvayı topluma dayatır kuvvetle ve silahla. Marifet, hegamonik bir şekilde bu mekanizmadan kurtulmaksa eğer, bunu iktidarsız bir şekilde yapmaksa, meselenin çözümlemesinde hemfikir olmakla işe başlamak zorundayız. Konu iktidar mücadelesidir, iktidar için mücadeledir. Doğalgazdan zehirlenen gençlerin ölü bedenleri için bile belden aşağı vuran bu zihniyeti tasviye etmenin yolu, bugün bunlara, yarın da bunlar gibi başkalarına yol açabilecek devletçiliği terk etmektir. Bunun da başka yolu yoktur, günü kurtarmaya çalışmaktan başka.

Bu site, Can Başkent'in 1999 yılından beri yazdığı politik, felsefi ve akademik çalışmaların (neredeyse) eksiksiz bir derlemesidir. Bu yazılar veganizmden, beden politikalarına, dijital kültürden ahlak kuramına dek birçok konuyu kapsamaktadır.

Can Başkent'e e-posta ve twitter ile ulaşabilirsiniz.

This website collects all written output of Can Başkent since 1999. It includes his political and academical articles as well as his opinion pieces on a broad variety of issues ranging from veganism to digital culture.

You can reach Can by e-mail and twitter.