tumblr counter

Kareler ve Sayfalar Röportajı | Can Başkent

KARELER ve SAYFALAR RÖPORTAJI

UMUT BABİLON - CAN BAŞKENT

Veganlığa geçiş süreciniz nasıl oldu, sizi buna yönlendiren bir olay, çıkış noktası neydi?
Uzun yıllar vejeteryandım, belli bir noktadan sonra pratikte vegan gibi besleniyordum. Sonrasında, peynirin vejeteryan bile olmadığını (rennet nedeniyle) öğrenince, eh artık zamanı geldi bu işin dedim ve bıraktım peyniri de. Zaten tükettiğim tek hayvansal üründü. Vejeteryanlığa geçişimse, belli bir sürelik kuluçka döneminin sonrasında aniden olmuştu; bir sabah uyandım ve karar verdim.

Hayvan yemeyi bıraktığım dönemde Philip K. Dick’ten Beyond The Lies The Wub’ı okumuştum ve etkilenmiştim. Kararımın mantıklı olduğunu pekiştirdi diyebilirin. Keza aynı dönemde sanırım Kurban Bayramı öncesiydi. Dev hayvan katliamı günleri… Aklımın almadığı kurban etme işlemi. Sizin de veganlığa geçtiğiniz dönemde kararınızı pekiştiren olaylar var mı, varsa neler sorabilir miyim?
Açıkçası, bu soruya verecek tam bir yanıtım yok. Pekiştirecek kanıt aramadım zira asıl zorluğun toplumsal baskı / mahalle baskısı olduğunun farkındaydım. Mahalle baskısı da entelektüel argümantasyonla bertaraf edilecek bir şey değil. Ama, hala sıklıkla belli başlı tıp dergilerini takip ediyorum anlayabildiğim kadarıyla (Lancet, New England Journal of Medicine). Orada müspet bir sonuç, pekiştirici bir bulgu yayınlandığında hoşuma gidiyor, kıs kıs gülüyorum.

Hayvansal ürün tüketmek ve bunun için hayvan yetiştirmesi insanlığın doğaya hükmetme arzusunun bir parçası olarak görülebilir mi sizce?
Bu maçı aslında biz insanlar çoktan aldık. Ekolojik dengeyi çok rahat bir şekilde, isteyerek ve hatta istemeyerek dilediğimiz gibi bozabiliyoruz. Bence şu anda yaptığımız, mağlubiyeti kabul etmiş rakibe faul yaparcasına çelme takmak. Yani doğaya zaten hükmediyoruz, yeri delip trenler sokuyoruz, demirden kutulara binip okyanus aşıyoruz, plastik bir makineyle aynı anda dünyanın bir ucuyla konuşuyoruz. Madem hükümdarlığımızı ilan ettik, bari azıcık insaflı olalım. Dengimize çatalım, demeye getiriyorum. Öte yandan evet, hayvansal ürünleri tüketmek, doğaya hükmetmeye çalışmanın en çiğ ve geri kalmış şeklidir. Diyorum ya, madem çok meraklısın et yemeye, dengine çat, yamyam ol.

Yine kitapta bahsettiğiniz konulardan biri yapay et ve et ürünleri. Sizinle aynı görüşü paylaşıyorum. “O tatları aramıyorum”. Ve insanların neden üç yaşındaki bir çocuğun dondurma diye tutturup ağlaması gibi et yemek için kıvranmasını anlayamıyorum. Bu durum hakkında eklemek istedikleriniz var mı?
Şımarıklık ciddi bir sorun. Bunu insanların özgürlüklerini kısıtlamadan onları nasıl engelleyeceğimiz de çok daha zor bir sorun. Param var, alan razı satan razı, deli gibi karbondioksit salan bir jiple istediğim gibi gezerim, diyen bir insanı (vergi vs. dışında) engellemenin bir yolu yok. Benzer şekilde, illa ki kebap yiyeceğim diyen insanı engelleyecek bir şey de yok bizden başka. Mutlaka bu işe gönüllü bir kasap ve kebapçı bulunacaktır. Belki bir şeyi yasaklama hakkımız yok, ancak mücadele etme hakkımız var. Mezbahalar önünde, Jeep mağazaları önünde etten duvar örmedikçe, bu işlere karışanlar utandırılmadıkça, bu durumu çözmek zor bence. Zira bu normalleştirmeyi tersine döndürmeli, et yiyenlere, yüzümüzü buruşturarak bakmaktan çekinmemeliyiz.

Kapitalizmin hayvan ürünlerini tüketmeye daha fazla yönlendirdiğini düşünüyorum. En basitinden ülkemizde insanların geliri malum; evine et giremeyen insanlar (asgari ücretli ve İstanbul’da çalışan birini ele alalım) dışarı “en azından et yiyeyim” diyerek mesela bir sebze yemeği yerine 5-6 TL vererek bir fast food zincirinden yemek yemeyi tercih ediyor. Bu konuda eklemek istedikleriniz var mı?
Bu kapitalizmden ziyade kapitalizmin devleti ele geçirmesinin bir sonucu. Kapitalizm, devletler olmasa etten bu kadar yüksek kar marjı elde edemez. Gerçek kapitalizm olsa, her yer falafelci, etsiz çiğ köfteci olurdu zira bunlar çok daha ucuz hammadde gerektiriyor, kar marjı da epey yüksek. Ancak, dediğiniz doğru, ete özeniliyor. Bu da kültürel bir mesele. Memleketteki ezik kültürünün, mağdur kültürünün bir uzantısı. Yoksulluğun utanılacak bir şey olarak algılanmasıyla ilintili bir de. Hep derler ya, asgari ücret bile almayan herkesin elinde son model, maaşlarının 2-3 katı ederinde cep telefonu. Dolayısıyla, hani biraz afaki olacak belki söylemek de, bu sorduğunuz soru veganizmin bir küçük burjuva gösterisi olmadığını ispat eden argümanlardandır. Veganizme yoksul kesimlerin daha fazla ihtiyacı var. Bu mesele vegan devrimin yaratacağı algı değişimine ne kadar ihtiyacımız olduğunu gösteriyor bir yandan da.

Kitap oldukça detaylı ve aydınlatıcı. Kendi adıma böyle bir çalışma yaptığınız için teşekkür ederim. Son olarak söylemek istedikleriniz var mı?
Teşekkürler. Açıkcası ben bu kadar ilgi beklemiyordum. Bir etki, yarar ve umut yaratabildiğimiz için epey mutlu oluyoruz. Veganizmin ve diğer tüm mücadelelerin aslında aynı momentumun farklı boyutları olduğu, birbirleriyle bir arabanın tekerlekleri gibi ilişkilendiği, biri olmadan diğerinin topal kalacağı da umarım yavaş da olsa siyasi gündemimize girer.

http://umutbabilon.blogspot.com/2013/12/veganizm-uzerine-bir-soylesi.html

Bu site, Can Başkent'in 1999 yılından beri yazdığı politik, felsefi ve akademik çalışmaların (neredeyse) eksiksiz bir derlemesidir. Bu yazılar veganizmden, beden politikalarına, dijital kültürden ahlak kuramına dek birçok konuyu kapsamaktadır.

Can Başkent'e e-posta ve twitter ile ulaşabilirsiniz.

This website collects all written output of Can Başkent since 1999. It includes his political and academical articles as well as his opinion pieces on a broad variety of issues ranging from veganism to digital culture.

You can reach Can by e-mail and twitter.