tumblr counter
Food Geek Röportajı | <a href="http://canbaskent.net">Can Başkent</a>

Can Başkent

logic and the rest...

FOOD GEEK RÖPORTAJI

CAN BAŞKENT - CARRIE

Merhaba! Umarım hayatındaki her şey yolundadır. Seni tanımakla başlayalım. Kendini nasıl tanıtırsın?
Kendimi Carrie olarak tanıtırım. Fanzin yapmaktan hoşlanırım. Yiyeceklere ve yiyeceklerle ilgili yazılara büyük bir merakım var. Ayrıca, kendi hayatımla ilgili çizgi romanlar çiziyorum..

Yemek tarifi ve yiyecek bazlı bir fanzin çıkarmaya başlarken temel güdülenmen neydi? Çünkü, tahminimce, piyasa bu tarza pek alışık değil..
Sanırım, yukarıda belirttiğim yiyecek ve yiyecek tutkusuna olan merak.. Hepimiz bir şeyler yemek zorundayız.. Bu, hepimizin paylaştığı ortak bir birlik. Ayrıca, bence yemek pişirmek çok DIY (Do It Yourself- Kendin Yap); yaratıcı ve eğlenceli..

Öte yandan bir de çizgi roman fanzinin var. bununla ilgili bir şeyler söyleyebilir misin?
Adı, "the assassin and the whiner" (suikastçı ve vızıldayan). Otobiyografik bir çizgi roman. Tamamıyla kişisel. Göğüslerimin büyüdüğünü fark etmemden ya da kedimin yaptığı saçma sapan şeylerden, geçirdiğim büyük bunalıma ve alkolizme, ve bunların bana nasıl acı verdiğine, bunlarla nasıl baş ettiğime kadar her şeyle ilgili, biraz da her zamanki gibi bir parça mizah katarak yazıyorum. Şimdilerde, bu sorunların kökensel nedenlerini keşfetmeye çalışıyorum.Geçmişte, benim bunalımımı ve alkolizmimi açıklaya neler oldu? Yazdığınız zaman bir çok kişi anlayabiliyor. Bazen, başkalarının neler yaptığını öğrenmek ve böylece yalnız olmadığımızı hissetmek için; ya da işlerin o kadar da imkansız olmadığını anlamak için okumaya ihtiyaç duyarız.

"Food Geek" and "the Assasin and the Whinner" bir çok kişisel ve bireysel parçayla dolu oldukça kişisel fanzinler. Peki, bu tür fanzinler sizin piyasada popüler mi? Belki, insanlar "güzel bir birey"in öyküsünü okumak istemeyeceklerdir. Ayrıca, sizin popülerliğiniz nasıl? Sanırım, Avrupa'da [Türkiye'de değil], oldukça popülersiniz..
Evet, iki fanzinimin de Amerika'da oldukça popüler olduğunu söyleyebilirim. Kaç kişinin okuduğunu ve ne kadar sattığını öğrenince şok oluyorum. Sanırım, burada fanzinlerle ilgilenenler, daha çok kişisel fanzinlerle ilgileniyorlar. Müzik fanzinleri, eskiden oldukları kadar -ki bu benim fanzin dünyasına girişimle çakışır- yaygın değiller. Punk-Rock ile ilk ilgilendiğim dönemlerde fanzinleri keşfetmiştim. bu benim gibi okumayı ve müzik dinlemeyi seven biri için cennetten çıkmış bir hediye gibiydi. Fanzinlerim kesinlikle Avrupa'ya da ulaşıyor. "thumbs up to flatline" ve diğer Avrupalı distrolar dergileri dağıtıyorlar. Türkiye'deki popülaritem hakkında ise , bildiğim kadarıyla sen, Türkiye'de benim fanzinlerimi gören ya da okuyan tek kişisin.

Bir vejetaryen olarak, dünyadaki hayvan hakları durumunu nasıl değerlendiriyosun. Lütfen yerel ve küresel açıdan cevaplandır. (*)

Gözde öğünündeki yemekler neler?
Tartışmasız burritos! (**) Bir burrito gerçekten mükemmeldir. Fasulyeler, pirinç, salsa, peynir ve marulun dürülüp bir tortillayla sarılması.. Her ısırık muhteşemdir. O kadar çok güzel burrito var ki. Los Angeles'ta yaşamakla kutsanmışım. Her yerde güzel burrito büfeleri var. Bu arada, burrito bie öğün müdür? Eğer öğün olarak bakacaksak, Hint mutfağını seçerdim, muhtemelen de Güney Hindistan. Küçük bir masala dosa, iki kase her hangi bir sebzeli curry, dal, naan, raita. Hmm!

Hiç Türk yiyeceği tattın mı?
Eğer biri benim gibi yemek hakkında konuşuyorsa, şunun söylemekten nefret ederim; ama tatmadım. Tatmak ister miyim? EVET!

Bu arada favori mutfağın hangisi? Çin, Hint, Meksika, Akdeniz…
Geçenlerde Çin'de bulunduğum için, şimdilik yüksek miktarda Çin yemeği yedim ve sevdim. Fakat, sadece bir süreliğine çin yemeklerini görmek istemiyorum. Eğer hayatım boyunca yemek zorunda olacağım bir mutfak seçmek zorunda kalsaydım, bu Thai mutfağı olurdu.

Politik bir örgüte ya da bir kuruluşa dahil misin? Örneğin, Orta Doğu, Afrika, Orta Amerika'daki durumu izliyor musun? Oradaki durumun ölümcül olduğu görünüyor. Fikirlerin nedir?
Her hangi bir politik tarafa ya da örgüte dahil değilim. Haberleri kesinlikle izliyorum. Kesinlikle, sadece eğlence üzerine olan ana-akım Amerikan medyasını değil. Bunlardan insan dünyada olup biten hakkında en ufak bir ipucu bile edinemez. Eğer durum ölümcülse, ki bence de öyle, nasıl yaklaşırsak yaklaşalım, işler iyileşmeyecek. Hepsi sanki büyük bir kabadayı olmak gibi. Bilemiyorum. Benim için bir paragrafta politika yapmak zor.

İşlerin, ortalama fanzin külliyatına bakarsak, profesyonel, iyi kotarılmış ve sevimli görünüyor. Senin yorumların?
Şey, teşekkürler!

Bir röportajda sorulmasını en çok istediğin soru nedir?
Favori yiyeceğin nedir.. Gerçekten! Şaka yapmıyorum! Ve sen bu soruyu sordun.

Peki, bir röportajda yanıtlamaktan en çok nefret ettiğin soru nedir?
Belirli bir soru yok. Fakat, e-posta röportajlarında politikayla ilgili soruları yanıtlamaktan hoşlanmam. Politika konuşma taraftarıyım, arkadaşlarım, sana yüksekten ata ata, susmamacasına konuşmalarımı anlatabilir. Sanırım, konu politik bir konuya gelince düşüncelerimi ve fikirlerimi yazmaktan değil de bunları anlatmaktan hoşlanıyorum.

Özelde, çizgi romanlarını ve DIY stilini içten bir şekilde takdir ediyorum. Bu tarzda devam edecek misin?
Tekrar teşekkürler. Beni utandırıyorsun. Cevap, evet! Çizgi romanlarımı uzun bir süre daha yapmayı düşünüyorum. Yaşlı bir bayan olduğumda bunları hala çiziyor olarak kendimi düşünmekten alamıyorum. Gelecekte muhtemelen farklı yapacağım tek şey, fotokopilemek yerine bastırmak olur. Fanzinlerimi fotokopilemek beni hasta ediyor.

Hiç Türkiye'yi ziyaret etmek istedin mi? Evetse, seni çeken ne? Hayırsa, seni iten ne?
Evet, evet! Her zaman Türkiye'yi ziyaret etmek istemişimdir. Geçen sonbahar gitmeyi planlamıştım ama, sonra 11 Eylül oldu. Tek başıma gidecek olmam, bir kadım olmam ve dili konuşamam ve anlayamamamdan dolayı rahatsızlık hissettim. Genelde, çoğu defa yapmış olduğum gibi, tek başıma olmak ve cesaretimin kırılması yüzünden rahatsızlık hissettim ve o zamanda gitmemeye karar verdim. Ama bir gün gideceğim. "Doğuyla batının karşılaşması" çok ilgimi çekiyor. Orada, batılı dünyada hiç yaşamadığım kültürler var ve ben bunları deneyimlemek istiyorum. Tarihten hoşlanırım, ve tarihle dolu yerleri ziyaret edebilmekten de. İstanbul çok güzel bir şehir gibi görünüyor. Adını unuttum, ama tuhaf kaya külahların içine yapılmış antik evlerin olduğu yerler var. Oranın resmini ilk kez gördüğümde, sanırım 9 yaşındaydım, oraları bir gün ziyaret etmek isteyeceğimi biliyordum. Evet, Türkiye'yi gerçek Türk yiyecekleri tatmak için ziyaret etmeliyim. Tamamıyla alakasız bir dip not: Türk kahvesi içmiştim, iyi maldı!

Bir zamanlar herkesin yaptığı gibi, underground insanlarla yazışmaya devam ediyor musun? Biz, elimizden geldiğince, bu ruhu devam ettirmeye çalışıyoruz. E-posta her şeyi berbat etti; fakat biz hala kağıt&kalemi seviyoruz.
Eski usul kağıt-kalem kullanarak yazışmıyorum. Daha önceleri öyleydi, hala da öyle yapmak isterim. Bir çok kişiyle yazışıyorum, bu da bir zaman sonra oldukça yorucu oluyor. Hala yazışmayı sürdürüyorum, fakat istediğim sıklıkta olamıyor. Artık daha ziyade mektuplar değil de, notlar şeklinde oluyor. Mektup almayı seviyorum. E-postada aynı tat yok. Ben hala posta kutusu her gün dolup taşan ve içinden kendisi için bir mektup çıktığında gülümseyen eski çocuğum.

Neden eski yemek kitaplarını çok seviyorsun? Eski yemek kitabı koleksiyonun bir çok kitaptan oluştuğunu tahmin edebiliyorum. Haklı mıyım?
1940'ların, 50'lerin, 60'ların desen biçimleri ve reklamlarına yönelik bir ilgim var. Fakat, beni eski yemek kitaplarında asıl çeken yemek tariflerinin çoğunu berbat olması. O kitapları okumayı inanılmaz komik buluyorum. Ayrıca, tarifi verilen yemeğin fotoğrafları: yemek o kadar iğrenç görünüyor ki.. Her şey o kadar sade ki, çok seyrek baharatlar kullanılmış. Kullanılan tüm yağlar bir kalıp tereyağı ya da bir kap domuz yağı. Göçmenler Amerika'ya geldiklerinde, uyum sağlamak için yöresel yemeklerini pişirmekten vazgeçmişler ve böylece yemekler homojenleşmiş ve, benim koyduğum bir isimle, ortabatı mutfağını yaratmış. Etkileyici bir tarih.

11 Eylül [2001]'den sonra hayatında neler değişti. Sorduğum için üzgünüm ama, fikirlerin bizim için önemli..
Aslında hiçbir şey.. Osama bin Laden'in, sanırım 1998'de, Amerika'ya savaş açtığını, tüm sivil ve askeri Amerikalıların hedef olduğunu açıkladığını zaten biliyordum. Bir çok insanın bunu bilmediğini fark ettiğimde gerçekten çok şaşırdım. Devletin bunu bilmesine rağmen neredeyse hiç bir şey yapmaması da şaşırtıcıydı. Geçenlerde tüm istihbarat raporlarının varlığı ortaya çıktı, ve devlet açıkça sıçtı. Eğer gerekli eylemler yerine getirilseydi, bence [saldırı] önlenebilirdi. (...) 9/11 gerçekten büyük bir şoktu. Fakat er ya da geç gerçekleşecekti. Sonunda oldu.

Straight-edge (sXe) misin? Peki, sXe cültürü hakkına ne düşünüyorsun?
Alkolik olduğum için straight edge değilim. Alkolik olmak istemezdim, ama öyleyim. Ayık kalmaya çalışıyorum, fakat bu çok zor bir mücadele. Tamıyla straight edge'leri destekliyorum. İlk defa içmeye veya uyuşturucu kullanmaya başladığında, beyninin seni bir bağlantıyla alkoliğe ya da bağımlıya dönüştüreceğini bilmezsin. Fakat, o bağlantı oradaysa.. sXe kültürü içinse...Başkalarına nasıl ve ne için yaşamaları gerektiğinin dikta edilmesini doğru bulmuyorum. Gördüklerimin çoğunda sonrasını kendini erdemli bulma izliyor. Uyuşturucu kullanmayı ve içki içmemeyi seçtiysen, güzel. Fakat, başkalarının da aynı yapmasını bekleme ya da umma. Hepimizin kendi inanışları var, ve hepimiz, farklılıklarımıza rağmen, birbirimize saygı duyarak yaşamak zorundayız.

Vejetaryen misin? Lütfen yanıtını gerekçelendir.. Eğer et-yiyici isen, git ve bir aynaya bak ve şimdiye dek yediğin hayvanları düşün..
Şimdiye kadarki ömrümün yarısından fazlasını vejetaryen geçirdim. Daha gençken, herkesin vejetaryen olması gerektiğinde oldukça inatçıydım. Fakat, bunu insanların yüzüne vurmaktan vazgeçeli epey oluyor. İnsanlar bu yaklaşımdan hoşlanmıyor ve bu "benim düşüncelerim doğru" yaklaşımı ikana edici oluyor mu? Sadece kendim olarak, etrafımdaki insanların bazı şeyleri, vejetaryen olmam gibi, fark etmesini sağlamaya başlamayı öğreneli epey oldu. Sonrasında insanlar geliyor, ve bir şeyler soruyorlar, böylece konuşma gelişmeye başlıyor. Böylece onları, "Et Ölüdür" (***) gibi düşmanca bir tavırla yaklaşmaktan daha fazla etkileyebiliyorum.

Oralarda popüler olduğuna göre, favori fanzinlerini sayabilirsin. Lütfen bölge bölge sınıflandır ve Avrupa'dakileri atlama. Bu arada, Afrika'yla kontağın var mı?
(...) Bir çok gözdem var. Fakat, sana söyleyeyim, favoriler listesi yapmaktan hoşlanmıyorum, çünkü aklıma gelmeyen ama fanzinini sevdiğim birileri listenin dışında kalabilir. (...) Aklıma ilk gelenler, "cluch" ve "invincible summer".. İkisi de Portland'dan muhteşem kişisel-çizgi roman fanzini. Aklıma gelenler bunlar. Afrika'yla hiç bağlantım yok.

Fanzinlerinde karşılaştığım ilginç nokta "telif hakkı / copyright".. Bir şekilde profesyonel misin? Fanzin içinden para kazanıyor musun? Neden o lanet çember içindeki "c"ye ihtiyaç duyuyorsun?
Ha! Ne profesyonelliğe yakın bir şey, ne de öyle bir şey olma isteği, amacı var. Para kazanmak mı? Elime elbette para geçiyor, ama fanzinleri fotokopilerken ve postalarken daha fazlasını harcıyorum. Diğer bir deyişle, fanzin yaparak para kaybediyorum; fakat hala yapıyorum. Neden? Çünkü seviyorum. O lanet "c", her hangi bir para kazanma işiyle alakalı olarak bulunmuyor (sana görünüşü böyle mi?), amacım; sanatın ve öykülerin haklarını korumak ve biri fikirleri/görüntüleri "çalarsa" (ki çalıyorlar) ve kendi ürünleriymiş gibi para kazanmaya çalışmalarına karşı "korumak". (bir şeyler ifade etti mi?)

Fanzinlerdeki bireysellik sınırlarını üzerine düşündüğüm zaman, aklıma bir kaç nokta geliyor:
* Birisi bir şeyler yazarken, çizerken; bireysellik ve mahremiyet arasında bir sınır olmalı mı?

Değişir sanırım. "Açıklanacak" mahremiyet ölçün nedir? Benim ürünlerim kişisel oldukları için, içlerinde mahremiyetin büyük bir payı olduğunu düşünüyorum. Mahrem anları/gerçekleri anlatamayacak/yazamayacak/açıklayamayacaksak neden kişisel öyküler yazayım? (...)
* Hangi noktaya kadar mahremiyetini açıklarsın? Bunu muhafazakarlık olarak algılama lütfen; zira, postmodern etiğin içimizdeki yükselişinin ardından bireysellik/mahremiyet ayrımı ve toplum sürekli tartışılır oldu.
(..) Kendi adıma konuşmak gerekirse, hayatımdaki hiç bir şeyi mahrem olarak değerlendirmiyorum. Bir şekilde, iyi ya da kötü herkes benim hayatımda "mahrem" bir şeyler yaşadı.
* Dünyadaki güncel durumdan hepimiz şikayetçiyiz...
Katılıyorum. Bush-göt ve terbiyecileri harekete ve daha fazla tahribata hazır.
* Toplumda var olan bir çok sorun sıralayabiliriz. Değişim/dönüşüm/devrim; bir bakıma pop, punk, underground (yeraltı) gibi bireysel kültürlerin geliştirilmesiyle gerçekleştirilebilinir mi?
Evet ve hayır. Bazıları alternatif haberleri arar. Bir çoğu, sadece gözlerinin önündeki görür ve onun doğru olduğuna inanır. Güncel bir toplum underground kültür yoluyla değişir mi? Hayır. Fakat bireysel ve farklı kültürlerimizi keşfedersek, kim bilir? Eğer bir değişim olacaksa, daha çok yolu var. Fakir ve aç insanlar her zaman var olacaklar ve başkalarını ne düşündüğüne bakmadan, kendi inanışlarını gündemlerinde ısrar etmeye devam edecekler.
* Bazen, belki, bireysel gelişme bir tür diktatörlüğe yol açabilir mi?
Diktatörlük mü? Konu umurumda değil. Bu yanlış, kötü!

Ekleyeceklerin var mı?
Hayır. Zaten uyumak üzereyim. Carrie McN, PO Box 49403, Los Angeles, CA 90049, U$A


* Yanıt verilmedi.
** Bir tür Meksika yemeği
*** Meat is Dead: Vegan/Vejetaryen hareketin ünlü ve yaygın bir sloganı.